Şimdi Tahmidiye okuma vaktidir

Posted by

Aziz sıddık ağabey ve kardeşler

Yirmi Üçüncü Söz’de geçen “Ve beliyyelerin istilâsı ve muzır şeylerin tasallutu, bazı duaların evkat-ı mahsusalarıdır ki, insan o vakitlerde aczini anlar; dua ile niyaz ile Kadîr-ı Mutlak’ın dergâhına iltica eder.”, tespiti; yaşanılan bu koranalı dönemin dahi bazı duaların evkat-ı mahsusası olması noktasından hareketle bizi, acz ve zaafımızı anlayarak Rabb-i Rahimimize ilticaya sevk ediyor ve etmeli.

Kastamonu Lâhikası’nın 159. Mektubunda geçen şu ifade yapacağımız duaların en küllî olanına işaret eder.

“Çoktan beri benim hususî bir virdim ve hiç kaleme alınmayan ve mesleğimizin dört esasından en büyük esası olan şükrün en geniş ve en yüksek mertebesini ihata eden ve bende çok defa maddî ve mânevî hastalıkların bir nevi şifası olan ve İsm-i A’zam ve Besmeleyle dokuz âyât-ı uzmayı içine alan ve on dokuz defa şükür ve hamdi a’zamî bir tarzda ifade ile Tahmidat’ın adetleriyle o eşyanın lisan-ı hâliyle ettikleri hamd ü senayı niyet ederek, o hadsiz hamdlerin yekûnunu kendi hamdleri içine alarak azametli ve geniş bir tahmidname ve teşekkürname bulunan”, Tahmidiye’nin bu musîbetli korana döneminde okunması gereken ders ve işareti diye anlaşılır.

Ne zamana kadar?

Eğer dua çok edildiği hâlde, beliyyeler defolunmazsa, denilmeyecek ki, ‘Dua kabul olmadı.’ Belki denilecek ki, ‘Duanın vakti kaza olmadı.’ Eğer Cenab-ı Hak, fazl ve keremiyle, belâyı ref etse, nurun âlâ nur, o vakit dua vakti biter, kaza olur.”,[1] tavsiye ve işareti gereği olarak bu korana musîbeti kalkıncaya kadar Tahmidiye okumaya devam etmeliyiz.

Tahmidiye’deki bölümlerin on dokuz sayısı icabı okumak isteyenlerden müteşekkil on dokuz kişilik gruplar halinde her gün Tahmidiye’yi okuyalım deriz. İkinci, üçüncü bir on dokuz kişilik gruplar teşekkül olunursa nurun âlâ nur.

Kardeşler

Dua, bir ubudiyettir; ubudiyet ise semeratı uhreviyedir. Dünyevî maksadlar ise, o nevi dua ve ibadetin vakitleridir, o maksadlar, gayeleri değil.”, dir.[2]

            Unutmayalım ki; “Hayat musibetlerle, hastalıklarla tasaffi eder, kemal bulur, kuvvet bulur, terakki eder, netice verir, tekemmül eder, vazife-i hayatiyeyi yapar. Yeknesak istirahat döşeğindeki hayat, hayr-ı mahz olan vücuttan ziyade, şerr-i mahz olan ademe yakındır ve ona gider.”[3]

            Başa gelen her hadise, imtihanın bir parçasıdır. Zira “Şu dâr-ı dünya, meydan-ı imtihandır  ve dâr-ı hizmettir. Lezzet ve ücret ve mükâfat yeri değildir. Madem dâr-ı hizmettir ve mahall-i ubudiyettir. Hastalıklar ve musibetler, dinî olmamak ve sabretmek şartıyla, o hizmete ve o ubudiyete çok muvafık oluyor ve kuvvet veriyor. Ve her bir saati bir gün ibadet hükmüne getirdiğinden, 10 şekva değil, şükretmek gerektir.”[4]

            Yaşanılan musibetlerle düştüğümüz aczin, bizi, kudreti sonsuz Rabbimize yönlendirmesi, hakikaten ubudiyete çok muvafık oluyor, hâlis oluyor.

Bana dua edin, size cevap vereyim” (Mü’min, 60) diyen Rabbimizin emri gereği kardeşimiz için dua etmek, özellikle gıyaben dua etmek O’nun emri kapsamında yapılan bir kulluktur. Mü’minin, kardeşini sevmesi ayet emri gereği olduğu gibi ona dua etmesi dahi aynı kaynaklıdır. Kardeşliğin, olmazsa olmaz şartıdır.

Rabbimiz! Dualarımızı merhameten kabul eyle, âmin.

Mehmet Çetin

1 Aralık 2020 Yeni Foça İzmir

[1] Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, s. 354 (2016)

[2] Age, s. 354

[3] Bediüzzaman Said Nursi, Lem’alar, s. 23 (2017)

[4] Age, s. 23

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir