Koronadan kurtulmak için

Avatar photoPosted by

Bu yazıda bir doktordan beklenen reçeteyi beklemek elbette doğru değildir ancak biz okuma ve hayat tecrübelerimizle faydalı olma noktasından hareketle bir kısım tespitlerde bulunmak isteriz.

İnsan vücuduna hükmeden sinirler, duygular ve bunların mekânı olan bedenin ayakta ve hayatta kalmasını sağlayan ruh olması noktasından sıralananların sağlığı için kendi özelliklerine göre ilâç ve ihtiyaçlarının karşılanması gerekir.

İhtiyaç ve ilâçlar bilinen maddî olduğu gibi manevî olanını da unutmamak gerekir ki maddî olanı ehline havale ederek ilgi alanımız olan maneviyat noktasından konuya yaklaşalım.

Maddî bedenin sevk ve idaresi manevî duygulardır ki bunlar da bir kısım sinirler vasıtasıyla, alâkalı asap yoluyla yapılmasından hareketle duygunun ifrat ve tefritten kaçınarak ziyadesiyle vasatta kullanımına dikkat etmek gerekir.

Vasatta kullanımı, o duygunun var oluş hikmetini bilerek o istikamette kullanımı, bu noktada olması gerekendir. Diğer kullanımlar ara sıra yüklenilen fazlalıkların kontrollü atılması için belki lüzum olması yanı sıra bunu da bir nimet bilmeli.

Duygunun var oluş ya da veriliş hikmetine işaret ve o istikamette kullanım; tabanda o duyguda tavanda ise ruh dünyamızda durulma, rahatlama ve morali ve huzuru netice verecektir, inşaallah.

İşte bu huzurun devamı için her duygunun yapısına uygun ilâç ve ihtiyacın karşılanması sürekli ama lüzumu kadar olmalı ki yeni bir aşırılık başka bir probleme dâvetiye çıkarmasın.

Kimi duygulara bilinen bir türkü, bir ses, bir söz, bir göz, bir yüz, bir manzara, bir el, bir temas, bir öpmek, bir şefkat, bir ilgi gibi şeyler ilâç olabilir ama lütfen dozajında…

Zira insanı batıran ölçüsüz ve meşru olmayan bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem’a, bir işaret, bir öpmek olduğunu da unutmamak gerekir.

Baş ziyadesiyle yükü kaldırırken göz bir kılı bile kaldıramaz. Göze, gözün kaldıracağı letafette duygu, başa da yükleneceği kadar dert yeterlidir, fazlası kıyameti koparır.

Bazen dünyaya yerleşemeyerek, zindanda boğazı sıkılmış insan gibi “of of” deyip dünyadan daha geniş bir yer istenilir gibi, bir zerreciğin, bir hatıranın, bir dakikanın içine dalarak hayat batırılıyor. Koca dünyaya yerleşemeyen kalb ve aklın o zerrecik ya da zamana sığıştırılması, en lüzumlu duyguların, en lüzumsuz vakitte harcanması olmakta.

Madem dünyanın hayatı budur; cismanî bedende yaşarken zaman zaman kalb ve ruhun hayat derecesine çıkarak orada da yaşamalı, rahat ve huzur bulunmalıdır. Zannedilen hayatın o kadar geniş ve uzun olmadığının farkına varılmalıdır. Geçmiş ve geleceğin zaman aralığında darda kalan ve daracık olan şimdiki zaman sadece bir “an” denilecek kadar kısadır. Bu kadar kısacık yere, o kadar şeylerin sığışmayacağını bil ve aklını başına iman itaat ile al da rahata er. Er ki işin gerçeği; şimdinin hakikatleri ile hareket ederek, geçmişteki sıkıntı, gelecekteki endişe şimdinin sabrını bitiriyor olduğunu anla.

Evet, şimdinin koronası geleceğin bilmem nesinin çaresi, yaşanılan o hâlin hikmetini kavramaktan geçer. Bilinen ve ehli eliyle yapılan tavsiyelerle beraber manevî sabır ve moral ordusunun geçmişe ve henüz olmayan geleceğe gönderilmesi ile şimdi olan merkezin zayıf düşürülmesi hatasına düşülmemesinden geçtiğini artık tecrübe etmeliyiz, vesselâm.

Mehmet Çetin

20 Ağustos 2020 Yeni Foça İzmir

 

 

2 comments

  1. Sayın Çetin
    Yine en nazik bir yerden yakalayıp bilgilerimize ikram etmişsin.
    Bu Korana Virüsü abartıldığı kadar tehlikeli değil. Bizler daha ne virüsler gördük! Sayın Sağlık Bakanımız her gün neler yapıldığını kaç kişinin pozitif, kaç kişinin iyileştiğini kaç kişi hayata veda ettiğini açıklıyor ve her gün nasıl tedbir alınacağı öğretiliyor.

    Sayın Çetin
    Bir zamanlar sıtma diye bir virüs vardı , birde onun yandaşı verem vardı. Her şehirde, her köyde ve hatta her evde sıtmadan titreyerek yatan veremden de öksürerek, kan kusarak her gün kaç kişinin öldüğü bilinmezdi, iyileşme ise hiç olmazdı
    Şimdi bendeniz o günlere gittim yaşadım gördüm. Neyi mi? Sıhhiye Enver abiyi, Osman abiyi.. Onlar ayda mı, üç ayda mı bir, gelip herkese 21 adet kinin hap verirlerdi, onu içerdik. Tek doktor, bu iki sağlık memuru, onlar da askerde sıhhiye olmuşlar, bütün bilgi buydu. Her gün, her köyden her evden, verem yüzünden babalarımız, analarımız, amca, dayı, hala, teyze yada komşular ve hatta çocuklarımız ölürdü kimse saymaz, kimse bilmez ve duymazdı.

    Yakın bir gelecekte dünyayı dize getiren Corana virüsü de böyle hatırlanacaktır.
    Zira her tehlikeye karşı insan, sizinde buyurduğunuz gibi aklı beyni imanı ile tedbirini almak zorunda olduğunu bilir.

    Bir zamanların sarı renkli 21 adet kininle çare aradığımız gibi bu da öyle anılacaktır.

    Yoksa yüce Rabbimiz sizin ecel ipiniz benim elimdedir. Onu kimse ne uzata nede kısaltabilir, buyurmaktadır.
    Her akıl sahibi ciddi şekilde tedbirini alacak, takdiri de sahibine bırakacaktır.
    Sağlık dileklerimle sevgiler sunar gözlerinden öper. Allah’a emanet ederim.

  2. Avni Çiçek Ağabeyimizin facebooktaki paylaşımı
    Şereflikoçhisar’ımızın medarı iftiharı, araştırmacı yazar Sayın Mehmet Çetin;
    baba mesleği kuyumculuğu seçip kuyumcu ayarı 24 ile arıyor, buluyor, hazırlayıp okurlarına, İlçemizin çok okunan Çengel Gazetesi’nde Tefekkür Köşesi’nde okurlarına ikramda bulunmaktadır.
    Bana hazır gelmiş, bende bütün dostlarımı bilgilendireyim istedim.
    Selam ve sevgilerimle,
    ***
    Mehmet Çetin: Avni Ağabey, beni mahcub ediyorsun. Teşekkürler, hürmetler.

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir