Dört pencereden iki bakış açısı (2)

Avatar photoPosted by

Dört pencereden iki bakış açısı (2)

Geçen hafta; serçe misalini vererek onun üzerinden cüz’î ve küllî kavramlarını anlamaya çalıştık.  Bu hafta bir adım daha ilerleyelim.

Bizim bahçedeki minik serçeyi, mana-i harfî nazarıyla şöyle değerlendirmek mümkün: Bu minik kuş, tek başına bir manadan ziyade dâhil olduğu bir nev’in elçisi olup, onları bahçemizde temsil etmektedir. Serçemiz hakkında, mana-ı ismî nazarıyla da şunu ifade edebiliriz: Serçemizdeki bütün bu güzellikler kendine aittir. Uçması, daldan dala sekmesi, hele günde yirminin üzerinde çiftleşmesi onun en öne çıkan özelliğidir.

Mana-i harfî bakışı aidiyeti ifade ederken mana-i ismi malikiyeti. Hatıra nev’indeki hâdiselerde bunun misalleri pek çoktur ki işte birisi. Cennet bahsinin konu edildiği bir sohbette Bediüzzaman “Benim Halık’ım bu dünyayı bana hâne yapmış, güneş bir lambamdır. Yıldızlar benim elektriklerimdir. Yeryüzü çiçekli-miçekli halılarla serilmiş benim bir beşiğimdir”, der Allah’a şükreder.”, ifadesinin ardından hemen yanında bulunan talebesi Tahiri Mutlu’ya hitaben; “Tahiri! İşte sen böyle diyebilirsin.”, der.

İnsan aidiyet hissettiği her şeye kendini dâhil ederek, onunla beraber oturur kalkar ve o duyguyla bütünleşir, mutlu olur. Bu noktada dâhil olduğu şahs-ı manevîyi temsil eden bir şahıs olduğu şuuru ile hareket eder, sorumluluk alır, vazifesine dikkat eder. Devlet nâmına, ordu adına hareket edendeki kuvvet sırrına erer. Gittiği her yerde o nâm ile hürmet görür.

Mevcud kabiliyetlerini kendine; sağlanan imkânları akıl, ilim, irade ve kudretine bağlayarak ortaya çıkan hasenat ve güzelliklere sahiplenerek gururlanıp, onlara malikiyet dolu duygularla sahiplenen yaklaşım, bir saman alevi gibi esen rüzgârda söner gider, ihtişam hüzne evrilir.

İş yerini kurumsallaştıran uzun ömürlü; şahsına bağlı kılan kısa ömürlü iş hayatı yaşar. Şahs-ı manevî ile sisteme dâhil olan büyük havuzda erir, kocaman bir havuz olur. İlim ve enaniyetine dayanan erir, gider. Hayata mana-i harfî ile bakan her şeye sahip olurken, mana-i ismi ile bakan ise baktığı ile kalır.

Bunlar, hayatın içinden mana-i harfî ve mana-i ismî kullanımlardır. Bu iki kavramın tümevarım- tümdengelim kavramıyla da alâkasını kısaca nakledelim.

Tümevarım-tümdengelim

Serçemizde tesbit ettiğimiz özellikler ile serçe nev’indeki umumi özelliklere gitmemiz, tümevarım, yani ferdden nev’e (özelden genele) gidiş. Bunun tam tersi olan o genel özellikleri elde tutarak minik serçede yapılan gözlemimize de tümdengelim, yani nev’den ferde (genelden özele) deriz. Böylece bir serçeyi tanıdığımızda, serçegiller hakkında genel malûmatımız olur.

Şahıs, cüz’î; şahs-ı manevî küllîdir.

Lâkin buradaki şahıs o şahs-ı manevî içerisinde değerlendirilmelidir. Meselâ, İzmir, sınırları içerisindeki yaşayanları temsil etmesiyle küllî bir şahsiyet, orada yaşayanlardan bir mukim ise, o külle mensup cüz’î bir ferddir. İzmir’i temsilen biri çıkar, vazifesini yapmasıyla İzmir nâmına yapmış olur ki bu mana-i harfîce bir icraattır. Yok eğer vazifesini kendine bağlar, kendi hüneri olduğunu ifade ederse bu da mana-ı ismî bir davranıştır.

Haftaya devam edelim inşaallah.

Mehmet Çetin

27.07.2022 Yeni Foça İzmir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir