Küllîlik ile şahs-ı manevînin alâkası

Posted by

                                                                                 Şahs-ı manevî tahlilleri-2

Ferdîlikten küllîliğe geçişin, şahıstan şahs-ı manevîye geçiş ile doğrudan alâkası vardır.  Bu hadise, hayırda ve şerde gerçekleşmektedir.

Cazibedâr fitnenin cezbesiyle fitne, ferdîlikten çıkarak pek çoklarını tesiri altına alıp küllî bir musîbete dönüşür. Bunu Beşinci Şua ’daki şu yorum ile anlıyoruz:

“Rivayette var ki, ‘Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olmaz.’ Bunun için bin üç yüz sene zarfında emr-i Peygamberî ile bütün ümmet o fitneden istiâze etmiş, azab-ı kabirden sonra ‘Deccalin fitnesinden ve âhirzamanın fitnesinden bizi koru Allah’ım!’  vird-i ümmet olmuş. Allahu a’lem bissavab, bunun bir te’vili şudur ki: O fitneler nefisleri kendilerine çeker, meftun eder. İnsanlar ihtiyarlarıyla, belki zevkle irtikâp ederler.”

Hayrın küllîleşmesi hayırlıdır ve umumî bir ibadet hükmünü alınca âdeta o hâlde küllî bir şahs-ı manevînin ibadeti tahakkuk eder. Fatiha’daki “Ancak Sana ibadet eder ve ancak Senden yardım isteriz” manası gereğince Rabbe ibadet eden bütün mevcudatın dua ve zikirlerini uhdesine alma şuuru ile yapılan ibadet, küllî ibadet yolunda olup, o şahıs da küllî kulluğu temsil mana ve makamındadır.

Binaenaleyh insan-ı kâmil de, doğrudan şahs-ı manevî ile alâkalıdır. En güzel kıvamda yaratılan insanın, mevcud duygularını hak yolunda kullanıp, enginleşerek gelişmesi emsal teşkil ettiği gibi, kendisini takliden hayatında tatbik edenlerden müteşekkil ideal bir insanlık yahut kâmil insanlık hüviyetini kazanarak uhdesindeki manaların yaygınlaşması, o manaya masadak olanlar ile iltisakı küllî bir şahsiyetin tahakkukuna vesile olmaktadır. Hemen teslim edelim ki bahsedilen küllî kulluk mana ve makamındaki insan-ı kâmil manasının mücessem temsilcisi Resul-i Ekrem Efendimizdir (asm).

Şahs-ı manevîdeki en belirgin küllîlik “ben”in “biz”e; “ene”nin “nahnü”ye dönüşümüdür. Zira bu mertebede “şahsı manevinin azaları hükmündeyiz”, düsturuna ittibaen tesanüd ile o şahs-ı manevînin hem tesisinin ve hem de tahkiminin tezahürü hâsıl olur.

Şahs-ı manevînin küllî temsilciliğinin zirvesinde çiçek açan ferdiyet makamı

 “Ben eskide Risale-i Nur’un şahs-ı manevîsini o imamlardan birisini zannediyordum. Şimdi anlıyorum ki, Gavs-ı A’zam’da kutbiyet ve gavsiyetle beraber “ferdiyet” dahi bulunduğundan, âhirzamandaki şâkirdlerinin bağlandığı Risalet-ün-Nur o ferdiyet makamının mazharıdır.”[1], ifadesindeki manevî makamlardan olan kutbiyet son makam, onun bir altı gavsiyettir. Bu iki makama gelen zatlar ferdiyet makamına da ermişlerdir. Ferdiyet makamında bulunan zat, doğrudan Allah ve Resulünden (asm) feyiz almaktadır.[2] Bunu şöyle ifade edebiliriz: Ferdiyet makamında bulunan zat, masivada tecelli ve kalbinde tulû eden esma ve sıfat-ı İlâhîyenin tezahürleri ile Allah’tan ve sünnet ve hadisleriyle Resulünden (asm) feyiz almaktadır.

Bu makamlarda bulunan mübarek zatlar, şahıslarıyla değil şahsiyetleri ile şahs-ı manevîyi temsil eder iken hiçbir makamdan ders ve feyiz almayarak doğrudan feyiz kaynağı ile irtibatlı olmaları noktasından ferden ferda şahsiyetlerinde zuhur eden bütün mana ve makamları, ferdiyeti ile de temsil etmektedirler.

Şimdi başımızı elimiz arasına alarak diyelim ki kendimize; böylesi mana ve makamları bulunduran şahs-ı manevîye dâhil olmak var iken nefsî kokan bireyselcilik ile menfaatlerin peşinde gitmek akıl kârı mıdır?

Mehmet Çetin

28 Haziran 2020 Yeni Foça İzmir

 

 

 

 

[1] Kastamonu Lâhikası ( 2017), s. 204 (114. Mektup)

[2] Şeyma Türkan, http://www.sorularlasaidnursi.com/ferdiyet-makami/

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir