Yüzüncü yazımız

Rabbime hamdederek yüzüncü yazı ile siz kıymetli kardeşlerime bir ara rapor vermek istiyorum.

Yüzüncü yazı derken düzenli olarak bu köşede yayınlanan yazıların yüzüncüsü demek istedim. Diğer taraftan gazetemizdeki ilk yayınlanan yazımız gençliğimizin ve talebeliğimizin ilk yıllarında olduğu için şu an hatırlayamıyorum, doğrusu. Gençlikteki hızımıza erişemiyorum ve doğrusu bunu da itiraf ediyorum. O yılların heyecanı ile şimdiki yılların heyecanı başka.

Heyecan başka derken ilk heyecan değişik şekilde de olsa hamdolsun devam ediyor. Zaten insanda heyecan bitti mi, şevk gitti mi hayatın motoru gitti demektir. Zira şevk ve heyecan hayatın bineğidir. Bu heyecan ile hayatta karşılaşılan nice sıkıntılara karşı durulur.

12.10.2010 da başlayan düzenli yazımızın ilkinin başlığı Kitap Sevgisi idi. Sonrasında yazılarımız “Na’büdü Mütalâalaları” ile seri halinde devam etti. Na’büdü hâlâ bitmedi ve bitmeyecek gibi, ancak değişik konu ve muhtevaları ile na’büdü devam edecek inşaallah, zira hayat devam ediyor.

Hayatın her anında Rabbimize “Rabbenâ” diye yaptığımız hitaplarımızda na’büdülü ifadelerimizin muhtevasında, üç âlemin na’büdü manasını ifadeye devam ettiği hakikati ise Allâh’ın rububiyetini şümullendiriyor. Her şeyi kapsamına alan bu mana ise yürüyen zaman ile cihat-ı sitte denilen altı tarafına derinlik, enginlik ve zenginlik katıyor.

Na’büdü yani “biz ibadet ederiz” manası, ne yaparsak yapalım kesinlikle mutlaktır, mevcuttur devam eden, kat’i bir hakikattir. Her şey bu şevk ve heyecan ile döner durur. İbadette zevk, şevk ve heyecan duyarak zerre gıdasını ihtizaz ile alır.

Mevcudatın temeli olan zerre ihtizazı ve titreşimini Mevlevi harekâtı ile kendine mahsus lisanı ile na’büyü ifade eder. Zira zerre na’büdüyü ifade için yaratılmıştır.

Evet yüzüncü yazımıza geldiğimizde zerrede nefes alarak konumuzu anlatmaya devam edelim.

Arada farklı muhteva ve başlıklarda çıkan yazılarımız dolayısıyla yine na’büdü ana muhtevalı yazılardır. Hayatın her anı ve sahnesinde na’büdü devam ederken farklı başlıklarda çıkan yazıların minder harici konular olduğu zehabına lütfen kapılmayın. Ailem ile arkadaş ve çevrem ile beraber iken kesinlikle Rabbimizi anmak, O’na ibadet etmek mutlaka devam ediyor. Ben şuurunda olsam da olmasam da devam ediyor. Zira bendeki zerrat şuuri olmaksızın Rabbena gınasını çeker ve öylesine döner, döner ve devam eder.

İlk yazılarımız na’büdü ile başladı demiştik. Devam eden yazılarımız na’büdüyü anlattı dedik. Sonuna kadar da yazılarımız inşaallah na’büdü manasını ilan, işaret, teşvik ve tefekkür için olacak.

Tefekkür tulûdan mülhemdir. Tulû, kalbe gelen doğuşlardır. Kalpte doğması için taşması gerekir. Taşması dolması ile mümkündür. Dolmanın tek yolu okumaktır. Okumak için kitabı sevmek gerektir.

İşte ilkyazımıza Kitab Sevgisi ile başlamamızın sebebi anlaşıldı. Bu sebepten hâlâ na’büdüyü anlatmaya, tefekküre devam ediyoruz. Rabbim nefes ve gayret verdiği müddetçe devam edeceğiz.

Burada köşemizde devam eden yazılarımız sitemizde de devam etmekte.[1] Ancak bu devama takviye gerekir. Takviyenin ise dualarınız olduğunu müsaadelerinizle şu satırlar vasıtası ile hem ifade ve hem de dua istirham edeyim.

“İsteyin, vereyim” diye kararını bildiren Rabbimizin vermesinin tahriki için benden gayret sizden de dua istiyorum.

Yüzüncü yazımız dualı oldu, nihayete kadar na’büdülü dualarla devam etsin inşaallah.

Mehmet Çetin

06.09.2012. Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir


[1] www.mehmetcetinsozler.com; www.risaletalimhaber.com

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir