Merhaba

                                       Not: Memleketimin gazetesi Çengel’deki “Tefekkür”  isimli köşemizde                                               yayınlanan yazılarımızı web sitemizin “Tefekkür Köşesi” kategorisinde neşrediyoruz. 

Kıymetli hemşerilerim, ilçemizin yarım asırlık Çengel Gazetesinin bu sütununda sizlerle sohbeti nasip eden Rabbime hamd ve vesile olan Çengel ailesine teşekkür ederek başlamak istiyorum.

Beden, ne kadar memleketten uzak yerlerde de olsa kalb, gönül, hayal ve hatta rüyalarla memleket hasreti çekilerek yaşanıyor, bu hadise ancak böylesi yaşamalarla anlaşılıyormuş. Buna da şükür ki bir şekli ile de olsa görüşebilme imkânımız var. Bundan dolayı kadim Çengel ailesine teşekkürlerimi sunuyorum.

Çok eskilerin 1982’lerin Çengel’inde Mehmet Niyazi mahlası ile yayınlanan yazılarımın bulunduğu kocaman bir cilt Çengel, masamın üzerinde. Günün tarihi 6 Ekim 1982 ve ikinci sahifede “Tefekkür” isimli köşede “Niçin Tefekkür” başlıklı yazımızla başlamışız. Cildin son tarihi 30 Aralık1983. Kim bilir bu cildin yapımında belki de şehit olan rahmetli Necdet Yücel’in de emeği var. Bu vesile ile Mustafa Yücel Ağabeyimizin oğlunu bu satırların arasında bir kere daha rahmetle anıyor, Fatihalar gönderiyor ve göndermenizi rica ediyorum.

Ne diyorduk ilk köşe yazımızda? “Düşünmek, varlığı ile varlığımı anladığım tek gerçek.” ifademiz çok dikkatimi çekti. Altmış yaşını idrak ettiğimiz bu günlerde ise eskilerin ifadesiyle hakkalyakin olarak yaşayarak anlıyorum, âdeta yaşıyorum.

Tefekkür yönüyle insan, kâinatta gayedir. En mükemmel surette yaratılan insana ikram edilmiş vasfı düşünmesidir ki, diğer varlıklara üstün kılan özelliğidir. Akla, yaratılıştan sınır konulmamıştır. İnsan; hiç düşünme yapmadığı, aklını kullanmadığı gibi üzerine vacip olmayan ve içerisinden çıkamayacağı şeyleri de düşünür. İlki tefrit olurken ikincisi ifrat olan bu durumun ortası da sorumlu olduğu, gerçeği arayıp bulan ve uyan durumu ise vasattır. Böylece akıl, faydalı ve zararlı olan ile iyi ve kötü olanı birbirinden ayırması düşünme melekesi, muhakeme etme yeteneği ile mümkündür.

Fatiha’daki “sırat-ı müstakim”li duamızda; şehvet, öfke ve akıl duyuların, ifrat ve tefrit hallerinden sakınılıp vasat olan konumu ile kullanılmasında Rabbimizden yardım isteriz.

Düşünmenin bir ölçüsü olmalıdır. Bu, âdeta kılavuz hükmünde insana yol gösterici rehberidir. İradenin, şuurla kullanımı akılla olurken; akla istikameti veren bir yol göstericinin şart olduğunu da yaşadığımız hayatın gerekleri işaret eder. Yapılan hatalar, bu ikaz edicinin sözlerinin dikkate alınmadığını ortaya koyar, isabet edenlerin kazandıkları ve mutlu oldukları gibi.

İşte, kıymetli okuyucularım, Allah nasip ederse köşemizde; öznesi insan olan konuların tefekkürlü sohbetini edeceğiz.

Mehmet Çetin

23.03.2017 Bostanlı İzmir

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir