Başlıksız yazı

Başlık bulmakta zorlandığım bu yazıya, Ramazan-ı Şerif’e kavuşturan Rabbime hamd ederek başlamak istiyorum.

Bu mübarek ay ki baş tarafı rahmet, ortası merhamet, sonu ise Cehennem’den azad müjdesi olan rahmet ayına girerken; hemen ardından gelen ayın içerisindeki seçimlerin arefesinde yazılan, çizilen ve söylenilenleri okuyup, dinleyip ve yaşadıkça doğrusu sevinecek miyim, üzülecek miyim bilemedim gitti.

Sevgili Peygamberimiz (asm) “Sizler iman etmedikçe Cennet’e giremezsiniz. Birbiriniz sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız.”[1]  esasını emreder, aziz ve kıymetli Üstadım Bediüzzaman, inanç birliğinin (tevhid-i imanî), elbette gönül birliğini (tevhid-i kulûbu)  gerekli kılar, der. Risale-i Nur ile iman ve Kur’an hizmetinin en mühim maksadından ikincisi ittihad-ı İslâm olarak tesbit ve işaret ederken sosyal medyada okuduklarım beni fevkalâde üzüyor.

Mü’minlerde bölünmeye, parçalanmaya, düşmanlık ve ötekileştirmeye sebep olan tarafgirlik, inat ve hased rüzgârı, özellikle seçim öncesi zamanlardaki haddi ve maksadı aşan ölçüsüz ifadelerle ihtilâf fırtınasına dönüşür iken bu yazıya başlık aramanın bir âlemi var mı?

Çok açık bir misalle anlatılıyor şöyle ki: “Nasıl ki, sen bir gemide veya bir hanede bulunsan, seninle beraber dokuz masum ile bir cani var. O gemiyi gark (batırmak) ve o haneyi ihrak etmeye (yakmaya) çalışan bir adamın ne derce zulmettiğini bilirsin. Ve zalimliğini, semavata işittirecek derecede bağıracaksın. Hatta bir tek masum, dokuz cani olsa, yine o gemi hiçbir kanun-u adaletle batırılamaz.”[2]

Hoşumuza gitmeyen bir cani sıfatı ya da bizden farklı düşündüğü siyasî görüşü ve yaptığı tercihi yüzünden ona kin ve düşmanlık yapmak çok fena ve çirkin bir zulümdür. Kaldı ki o kişi eşimiz, evlâdımız ya da akrabamız da olabilir. Ferdî tercih hakkını kullanmasına saygı duymamız gerekir iken; fenalığı için sadece acıyıp, duâ etmek var iken; ve eğer mümkün ise tahakkümle değil lütufla izah ederek ıslahına çalışmak var iken; kardeş bildiğimiz nice arkadaşlarımızın geçici şeyler yüzünden kırılan kalplerine, yıkılan dostluklara şahit oldukça inanın bu yazıya başlık bulmakta çok zorlanmıyorum, artık.

Fâtır Sûresi’ndeki  “Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez.” İlâhî hüküm çok açık bir şekilde bir mü’mindeki cani bir sıfatından dolayı diğer vasıflarına düşmanlık etmenin adaletsizlik ve bunu yapanın ise İbrahim Sûresi’ndeki “Muhakkak ki insan çok zalimdir.” âyetiyle, Allah’ın hükmünce zalim olduğu ifade edilir.

İşte böylesine dehşetli ikazlar var iken iki ellerim arasındaki başımı arıyorum! Hangi siyasî bir yorum var ki kıyısından kenarından gıybete temas etmemiş olsun diye soruyorum, kendime.

“Gıybet odur ki, gıybet edilen adam hazır olsa idi ve işitse idi kerahet edip  (memnun olmayıp) darılacaktı. Eğer doğru dese, zaten gıybettir. Eğer yalan dese, hem gıybet, hem iftiradır; iki katlı çirkin bir günahtır.” hükmünün yazıldığı aynı Uhuvvet Risalesini okuyarak sosyal medyada; farklı düşünen, değişik tercihte bulunan din-iman ve Nur kardeşini, bahsedilen ıslah usulü ile iyiliğine çalışmayıp, ölçüsüz ve dengesiz yorum yapanlara ister istemez şahit oldukça; yok yok bu yazıya başlık bile bulmak istemiyorum.

Mehmet Çetin

16.05.2018 Yeni Foça İzmir

 

 

 

[1] Müslim, İman 93-94; Tirmizi Et’ime 45; İbn-i Mace, Mukaddeme 9

[2] Mektubat, s. 309; Son cümle çok dikkat çekici!

1 Yorum

  1. Kardeşim Ahmet Çetin’in yazımız hakkındaki yorumu:
    S. A. Yazını okudum ve AHİRZAMANdan baska başlık bulamadım. Zira ahirzaman; bütün artıkların, bütün pisliklerin, menfi olan ne varsa hepsinin boca edilip boşaltıldığı en berbat zaman dilimidir. Üstelik hak ile batılın birbirine çok benzer bir surette aynı libasla aynı tezgahta sunulduğu bir berbat ahval. Ayıkla ayıklayabilirsen. Üstüne üstlük bir de medeniyetin beşerin beynini bin parçaya böldüğünü hesaba katarsan iş iyice içinden çıkılmaz hal alıyor. Yegane çaremiz bin parçaya bölünmüş beynimizi bir araya getirmek bu da ancak kudsi olan Risale-i Nur ile yeniden formatlamakla mümkündür. Yüz elimiz olsa ancak nura kafi gelir kaidesince siyasetin lehinde veya aleyhinde nazar ve zaman harcamak caiz değildir. Üstad deccalin dört rüknünden üçü için isimler zikrediyor dördüncüsünün ismi yok. Neden acaba? Yapacağımız şey sadece okumak ve atmosfere üflemek. Zaten birilerine iman hizmeti götürmenin ve anlatmanın imkanı ve zemini ortadan kalkmış. İste bu yüzden okuyup üfleyerek o zemine, zemin ihzar edilmesine katkıda bulunma vaktidir. Zaten Mehdi işbaşındadır. Biz de okuyup dua edip üfleyerek Mehdi’nin bataryasının dolmasına katkıda bulunmuş oluruz inşaallah. Başkaca yapacak hiçbir şey yok. Hizmet, hiçbir zaman bu kadar kolay ve ucuz olmamıştı…. Fiemanillah

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir