Zülfikar’ın neşrindeki hassasiyetler

Posted by

Zülfikar yazıları-5

Risale-i Nur, muzır felsefe ile mücadele eder, beşerin içtimaî hayatına, ahlâk ve kemalatına, sanat ve terakkiyatına hizmet eden felsefe ile değildir. Dolayısıyla ehl-i mektep dediğimiz eğitim öğretim yapan, yaptıran ve akademik camia Risale-i Nur’u ve bilhassa Zülfikar ve Asâ-yı Mûsa’yı mütalaâ etmeye muhtaçtırlar. Yaratılışa dair aradıkları kevnî hakikatler oradadır.

Zülfikar’ın neşrine gerçekten ihtiyaç olmakla beraber tedbir noktasında da dikkat edilmesi gereken hususlar var. Risale-i Nur’un fütuhatından rahatsız olan ehl-i mülhidler ve münafıklar bir kısım insanları, hocaları tahrik ederek aleyhte istimal etme ihtimali her zaman var. Ehl-i ilim ve felsefeyi de ilmî enaniyetlerinden tahrik ederek neşre mani olmaları mümkündür.

İhtiyat, her vakit iyidir. Bu memleketin emniyet ve asayişi için Nur Talebeleri birer sigortadır, sulh ve sükunetin temel taşlarıdır, pusulasıdır. Saadete kavuşan, onu elden, kaçırmamak için uğraştığı gibi saadete götüren vesilelerden Zülfikar’ın korunmasına da en az o kadar gayret göstermek elzemdir. Âyetü’l-Kübra gibi tamamen tevhid konularıyla dolu olan eserin neşrine mani olmak istedikleri gibi, Zülfikar’ın da neşrine mani olmak isteyenler olabilir. Onlar kendilerini, istikbalin lânetinden kurtarmak için elbette bahane arıyorlar ve hüküm ellerinde bulunanları aldatıyorlar. Onun için Allah’ın koruması ve yardımına tam itimad ederek ihtiyat edilmeli. İnşaallah Zülfikar kendini tecavüzden muhafaza edecek ve mütecavizlerin başını dağıtacak veya imana getirecek.

Üstadın zamanındaki ilk neşir yıllarında komiser ve Emniyet Müdürünün, Zülfikar’a sahip çıkarak alıp okumaları istikbale bir müjdeli işaret kabilinden, günümüzün ve geleceğin emniyet mensuplarının Zülfikar’a, inşaallah sahip çıkmaları matlubumuzdur.

Zülfikar, ilmî geniş bir derstir. Vaktiyle Mekke-i Mükerreme’ye ve oradaki Hindli âlim Ahmed Ali Şimşirî’ye gönderilmesi dün Üstadı sevindirdiği gibi bugün ve yarın da İslâm âlemi ve diğer ülkelere gönderilmesi orada fütühata vesile olması başta manen yine onu ve hepimizi sevindirecektir. Nitekim Üstadın ziyaretine giden Pakistan Maarif Vekilinin, bir kısım Risaleleri alıp memleketine götürmesi, aleyhte çalışan münafıkların rağmına Avrupa ve Asya’ya Risale-i Nur’un ulaştırılması, o dönemlerde Türkiye’de Dahiliye Vekili, Asâ-yı Mûsa ve Zülfikar’ı yasak ederken, özellikle Berlin’de Almanların Zülfikar’ı almaları şevkin yükselmesine fevkalâde vesile oluyor idi.

1951 yılının başında Zülfikar’ın İstanbul’da bulunan Papalık vasıtasıyla Vatikan’daki Papaya gönderilmesi çok dikkat çekici ve bir o kadar da anlamlı idi ki Avrupa Birliğinin kuruluş yıllarına tevafuk ediyordu.

Ve nihayet geçmişin en güzel hizmet numunesinden birisini nakledelim. Afyon Ağır Ceza Mahkemesi Duruşma Salonu’nda idamla yargılanan kahraman Tahiri Mutlu haykırıyor:

“İstanbul’dan teksir makinesi ve kâğıt alarak Isparta’ya getirdim. Evvelâ Zülfikar, Mücizat-ı Kur’âniye ve Ahmediye mecmuasını bastık.” der  ve hasıl olan gelir ile diğer eserlerin basımı ve neşri için sarfettiğini ve bütün bunları da sırf Allah rızası için yaptığını vicdanlara hitap ederek söyler.

Ağır Cezada yargılanma esnasında ve o günlerin Türkiye’sinde bunları haykırmak ne demektir? Nasıl bir fedakarlık ve kahramanlıktır?

Bugün “artık o sıkıntılı zamanlar geçmiş, safalı zamanlara gelmişiz” derken bugün de farklı sıkıntılarımız var. Dünyevîleşmenin tavan yaptığı, sap ile samanın karıştığı, dinin dünyaya, makama, servete alet edildiği, sapı bizden baltaların getirdiği farklı sıkıntıların yaşandığı dönemde yine çare Mevlâmıza yönelerek medet istemektir. İman ve ahlâkımızın yara aldığı noktadan yeniden tedaviye başlamak gerek. İşte sadece bunun için de Zülfikar’ı okumalıyız, neşretmeliyiz.

Mehmet Çetin

22.07.2017 Yeni Foça İzmir

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir