Risale-i Nur’un Ali Osmanları 6

Risale-i Nur’un Ali Osmanları 6

  1. Ali Osman Karahan (Topal Hafız)

Risale-i Nur Külliyatı’nda zikredilen Ali Osmanlardan birisi de Ali Osman Karahan’dır. (1930-2022)

Doğuştan kalça çıkıklığı sebebiyle Topal Hafız diye de anılan Ali Osman Karahan, Yalvaç’ta Nurlara hizmet etmiş bir hoca efendidir. Topal Hafız’ın dâveti üzerine Üstad hazretleri Yalvaç’ı üç defa ziyaret etmiştir.

Kalbine gelen vesveselerden fevkalâde muzdariptir. 1953 yılında bu sıkıntılar içerisinde iken Mehmet Türkmen’in vasıtasıyla Risale-i Nur’u tanır. Bunları hatıralarında şöyle ifade eder:

“Buralarda keçecilik yapan bir arkadaşım vardı, Mehmet Türkmen adında. Risale-i Nur Talebesi. Onlar iş için Antalya’ya kadar giderlerdi. Tabi o zaman araba günde bir tane geçiyor oradan. Üstad’ın Eğirdir’de evi vardır, yukarıda.

O gün dönüşlerinde Eğirdir’de inmişler. Beklerken, Bediüzzaman’ın Eğirdir’de olduğunu duymuşlar ve hemen bulunduğu eve gidip kapısını çalmışlar. Onlara,

Siz nerelisiniz?” demiş Üstad.

Yalvaçlıyız” demişler.

Tamam. Orada Hafız Ali Osman var, siz bilir misiniz onu?” diye sormuş. Üstad bana Topal Hafız demezdi.

Biliriz Üstadım, hep beraberiz, beraber ders okuyoruz” demişler.

Ziyaretinizi kabul ettim. En süratli giden bir vasıta ile o tarafa gideceksiniz, size bir eser vereceğim, ona yetiştireceksiniz, evinize bile uğramadan verin” demiş.

Gelenler dedi ki: “Hatta beş dakika kadar aradılar vereceği kitabı.”

Mehmet Türkmen Yalvaç’a gelir gelmez kapımı çaldı, perişan vaziyette, yoldan geliyor ya.

Yahu ne bu hâlin, git üstünü başını değiştir de gel” dedim.

Yok! Dur, Üstad’la aranızda ne var?” dedi.

Ne olsun, O Üstad, ben talebesi” dedim.

Eve bile uğramadan verdiyerek, bir eser verdi, ondan dolayı doğru buraya geldim” dedi. Tabi benim hoşuma gitti bu iş.

Ne dedi? Ne dedi?” diye bir daha anlattırdım.

Al şunu, soyunayım yine geleyim” dedi ve gitti.

Kitabı bir açtım; “Şeytan’dan İstiaze Risalesi, 13. Lem’a ve 21. Söz’ün İkinci Makamı Vesvese Risalesi” Osmanlıca… Aynen böyle… Allah şahittir buna…

Okumaya başladım: “Şeytan şüpheyi kalbe atar, o hayalidir, ehemmiyet verirsen büyür, vermezsen küçülür. Aynadaki ateş yakmaz, yılanın sureti ısırmaz, sen ehemmiyet vermezsen sana dokunmaz. Bir sarayın şu kadar kapısı olsa hepsi kapalı birisi açık olsa, o saraya girilmez denilmez. Cehil onu davet eder, ilim onu tard eder. Sende aslında iman vardır, fakat ilmin olmadığından o şüphe arız olmuş. Hiç korkma! Hiç korkma!” diye bir başladım…

Aman Yâ Rabbi! Aman Yâ Rabbi! Nasıl anlatsam… Artık bir bayram havası doğdu bende. Gerçek bir bayram havası veya benim için ona benzer şekilde bir sürur… Ondan sonra bana hiçbir zaman, bir daha vesvese arız olmadı, elhamdülillah…”[1]

İşte bu Ali Osman hakkında Şualar’da şu ifade geçer:

“Hadsiz şükür ederim ki; Risale-i Nur’un hakikî sahipleri olan müftüler, vaizler, imamlar, hocalardan manevî kahramanlar meydana çıktılar. Şimdiye kadar Nurun fedakârları gençler, mektepliler, muallimler idi. Bin bârekâllah, Ethem, İbrahim’ler, Ali Osman’lar ehl-i medresenin yüzlerini ak ettiler, çekingenliklerini cesarete çevirdiler.”[2]

Mehmet Çetin

12 Şubat 2020 Bostanlı İzmir Tadilat 14.12.2022 Yeni Foça İzmir

 

[1] Ömer Özcan, Ağabeyler Anlatıyor 5 (2011), s. 120

https://www.nurdanhaber.com/tr-tr/haberler/3073/hem-hafiz-hem-de-imam-oldugum-halde-vesveseden-agliyordum/;

[2] Said Nursi, Şualar (2017), s. 507

2 yorum

  1. Çok güzel ve çok faideli bir nakil olmuş. Burda yani bu hatırada en dikkat edilmesi gereken nokta vesvesenin kendisi değil Hz. Üstadın vesveseye maruz kalmış bir insanın vesveseden kurtulması ve imanının korunması için gösterdiği hassasiyet ve önceleme. Evine bile uğramadan en hızlı bir şekilde bu risaleyi ona ulaştır demesi.

  2. Hüseyin Keskin
    Üstadın, Hafızlara ayrı bir hassasiyeti vardı. Çünkü, Hafız, bulunduğu beldenin afetten muhafaza edilmesine vesile oluyor.

Bir yorum bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir