Ramazan-ı Şerif muhasebeleri

Posted by

Her bir ibadetin hikmeti noktasından dünyevî faydası vardır, ancak ibadetler o faydaları için değil, Allah emrettiği için yapılır. Lâkin Allah, kuluna mükâfaten ve hikmeten çeşitli yararları o ibadeti vesile kılarak teşvik babından verir. İşte oruca bu noktadan baktığımızda perhize vesile olduğu görünür. Diğer zamanlarda yeme içme konusunda ölçüyü kaçıran insan, gündüzün yeme ve içmenin yasak olması ile vücudda fazlalık olarak depolanan yağın eritilmesine sebep olur. Yeme içme ile sürekli meşgul olan sindirim, boşaltım gibi sistemlerdeki organlarımız âdeta istirahata çekilerek, dinlenir, rektefe olur. Bu, oto kontrolü diğer duyu organlarımıza da yaptırmak, oruçtan beklenen fazilettir. Yani, orucu sadece midemize değil, harama bakmaması şekliyle gözümüze, yalan, gıybet, dedikoduyu duymaması ve yapmaması şekliyle kulağımıza ve dilimize gibi organlarımızı da terbiye edilmesini sağlaması noktasından çok hikmetlidir, yapana…

Ramazan ayını kıymetli kılan, içerisindeki Kadir Gecesidir. Kadir Gecesini de bin aydan daha hayırlı kılan o gece Kur’an-ı Kerim’in inzalidir. Bundan dolayı bu ayda Kur’an bol bol okunur, mukabeleye durulur. Bu ay, Sultan’ın kullarına bol bol sevapların dağıtıldığı, günahların affedildiği, dinî hassasiyetin zirve yaptığı bir mübarek aydır.

Anlatılanlara taç olabilecek en mühim konuya geldik.

Nefis, kendini hür ve egemen hisseder. Hiçbir emir altına girmek istemez. Bu noktadan başına bir İlâh olmasını istemez. O’nun emri altına da girmek istemez. Bu hâliyle kendine göre rablık tasarlar.

İşte orucun; nefsin doğrudan bu rablığını kırmak, haddini bildirme hikmetlerinden bir hikmeti olarak hadislerde şöyle anlatılır:

Nefis Rabbisini tanımak istemiyor; firavunâne kendi rububiyet istiyor. Ne kadar azaplar çektirilse, o damar onda kalır. Fakat açlıkla o damarı kırılır. İşte, Ramazan-ı Şerifteki oruç, doğrudan doğruya nefsin firavunluk cephesine darbe vurur, kırar. Aczini, zaafını, fakrını gösterir, kul olduğunu bildirir.

Hadisin rivayetlerine göre:  Cenâb-ı Hak nefse demiş ki:

“Ben neyim, sen nesin?”

Nefis demiş:

“Ben benim, Sen sensin.”

Azap vermiş, Cehenneme atmış, yine sormuş. Yine demiş:

“Ene ene, ente ente.” (Ben benim, Sen sensin.)

Hangi nevi azâbı vermiş, enâniyetten, gururdan vazgeçmemiş.

Sonra açlıkla azap vermiş. Yani aç bırakmış. Yine sormuş:

“Men ene? Ve mâ ente?” (Ben neyim, sen nesin?)

Nefis demiş:

“Ente Rabbiye’r-Rahîm, Ve ene abdüke’l-âciz.” Yani, “Sen benim Rabb-i Rahîmimsin. Ben senin âciz bir kulunum.”

Nefis; çektiği açlık sonucunda, kul olduğunu böylece itiraf etmiş.

Rabbim, haddini bilen nefis sahiplerinden eylesin. Âmin.

Ramazan muhasebemizden derslerimizin kalıcı olması dileğimizle.

Mehmet Çetin

02.06.2017 Bostanlı İzmir

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir