İbretli hatıralar eskilerde var.

Avatar photoPosted by

 İbretli hatıralar eskilerde var.

Mazi, hatıralarla doludur; üzülen, sevinilen ve ders alınan. İleriki zamanda bunlar hatırlanınca bir garip oluyor insan. İster istemez tekrar, yeniden derinlere dalıyor, her an. İşte bunlardan birisi de budur, inan.

İzninizle paylaşalım.

Köşk ismini verdiğimiz evden Villa ismini verdiğimiz mekânın tasviridir bu yazı ki vaktiyle Köprü Dergisinin eski sayılarında neşredilmişti.

O yıllarda yazılarımızı Yeni Asya’dan Necmeddin Şahiner’e gönderiyoruz, o da yazı işlerine veriyordu. Bulabilirsek daktilo ile, bulamaz isek elle, yazılarımızı yazar, gönderirdik. İşte aşağıdaki yazı, Şahiner’in eline geçtiğinde, yanında Suat Alkan var imiş, onun çok hoşuna gider ve Köprü’de neşrine vesile olur.

 

Köşkten Villaya[1]

Bu köşk başkadır. Villa da… Büyük bir bahçenin ortasında, etrafı rengarenk çiçekler ve ha­vuzlarla çevrili değildir.

-Nedir? diyeceksiniz.

“Köşk” köşk olduğu için de­ğil, köşkün bulunmadığı zaman bulunduğundan “köşk” oldu. Esasında gönülde köşk oldu.

Geriden baktığınızda “Bura­da da oturulur mu?” diyeceksi­niz. Siz öyle deyin.

Müstakil, küçük avlulu ve iki katlı bir bina. Yanında se­maya ellerini açmış akasya. İş­lek bir caddenin iç kısmında, köşe başında. Pembe renkli. Kullanılmayan balkonun altından avluya girilir. Avluda üç karık: Soğan, marul, maydanoz. Karşı­da, kapısı devamlı açık odunluk veya kömürlük. Avlu zemini, ge­lişi güzel taşlarla döşeli.

Ev kapısı antika bir vaziyet­te. Kolsuz, boyasız ve hemen he­men kilitsiz. Mozart’a ihtiyaç kalmadan “Kapı Gıcırtıları”nı dinler­siniz.

Sağda banyo. Sıvalar dökük, küller dağınık, havlular karışık, musluklar bozuk. Mutfak, fare­lerin dans salonu, zehirli ilâçla­rın üzerinde. Musluk, hep “Şıp, şıp, şıp,” Perde, pencere kirli. Ta­baklar öylesine. Tuvalet boğazında.

Merdivenlerle üst kata çıkı­lır. “Aman yavaş, düşmeden!”

Yatak odası, çalışma odası aydınlığı. Ranzalar, sarkık; yor­gan, çıkık; yastık, girift; çama­şır, öylesine. Yanda çalışma odası. Orta­da iki masa. Yerde birkaç kitap ve gazete. Bir kitaplık. Kâğıt parçaları. Yatak odası loşluğu.

Aşağıda misafir odası. Köşk. Duvarda kitaplık. Kitaplıkta kırmızı kitaplar. Karşıda tablolar.

Yerde seccade, cübbe, sarık, tesbih dört koltuk, iki halıfleks bir divan.

Villa…

Eskişehir’in nadide semtinde. Ankara’ya nazır. Orta boy bir bahçe kenarında. Bahçede hır­davat, yeşillik bol: Şeftali, ka­yısı, kiraz, vişne, elma, armut. Karıklarda: Domates, biber, salatalık, marul, karpuz, kabak, fasulye. Duvar boyu ayçiçeği. Pencere demirine asılı asma.

Villa tertemiz. Odalar pırıl pırıl. Mefruşat mükemmel. Mut­fak cazip. Yatak odası loş.

Yetmişbir Evlerde diller, gönüller;

Pencere kenarında raks eder,

Şairane ruhlar.

Elde kalem, önde kâğıt,

İnsan, hayale, tefekküre de­falarca dalar.

Ve “Köşk”’ten “Villa”’ya geldik.

 

Mehmet Çetin

Eskişehir-1978

 

Allah, hayırlara vesile eylesin.

Mehmet Çetin

05.11.2021 Yeni Foça İzmir

[1] Köprü Dergisi, sayı 18, Eylül 1978

One comment

  1. Tam bir edebiyat ustalığı. Tasvir sanatının zirvesine mükemmel bir Vedia. Her iki mekanda kısa süreli misafir olmuştum. Mekan sakinleriyle, duygularıyla hafızamda canlandı. Kalemine sağlık.
    Köşkte hatırladığım iki şey de musluklarına dokunduğunda elektrik ufaktan çarpıyordu. Diğeri de banyoda doğal sıcak su akıyordu

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir