Bazen, bazıları makamını bilmeli

Bazen, bazıları makamını bilmeli

Tatar Abdullah Yıldırım ağabeyi rahmetle anarım. Şereflikoçhisar’ın Tatar köylerinden olan Akin Köylüdür. Şeker Köy de Tatar köyüdür ki yılların Nur Talebesi Bekir Kara, Akif Kara ağabeyler oralıdır.

Abdullah Ağabeyin müstesna bir yeri var idi, bölgemizde. Kendisi zaten çok mübarek ve müttaki idi.

Bir sohbetimizde ilçemizdeki falan Nur grubu ile yakın irtibat içerisinde olduğunu ifadelerinden anlamıştım. Çok mübarek demiştim ya, bu defa bir şeyler söylemem gerekiyordu.

-Bak Ağabey, sen bu mahallimizin meselâ Bayram Yüksel ağabeyisin. Dolayısıyla hepsine muhabbetli ol ama bir tarafa, taraf olma. Senin makamın, her birisine muhabbetle muamele edip, uhuvveti teşvik, münasebetlerin istikametli, irtibatın selâmetli olmasına gayret etmelisin. Sizin iyi niyetinizin, hamiyet ve gayretinizin mana ve makamı, böylesi muamelenizi icab ettirir, demeye çalıştım.

Bazen, bazıları; iştigal ettiği meslek ya da içerisinde bulunduğu ahvali belki de fıtratı, onun, mevcutların hiç birisine dâhil olmadan, hemen her birisini kucaklayıcı bir tavır içerisinde olmalı, ta ki cemaatler arasında muhabbet, uhuvvet ve irtibat köprüsü olabilsin.

Kimisi de var ki bahsedilen makama, fıtratı münasib düşmez o da yapısına uygun olanıyla irtibatlı olarak mevcudiyetini sadakatle sürdürmelidir, diğerlerine de umumî manada muhabbet ehli olmalıdır.

İdareci; vazife başında iken makamın gereği davranışını, evde çocuklarına baba, hanımına koca makamını korumaya dikkat etmelidir. Çalışan kişi, kendisinin üzerindekilere de memur, altındakilere de amir olduğunu unutmamalıdır.

Bazıları, kararlı ve düzenli çabalarıyla kazandığı ahlâkını, prensiplerini bozmadan, sabır ve istikametle kullanmalı ve sürdürmelidir, bu da onun makamıdır.

İbadet ve muamelatın da içindeki makam farklılıkları muhafaza edilmeli ve icabıyla muamele edilmelidir. Kazanılan makam muhafaza edilirken, yükseldiği makamın gereği yerine getirilmelidir. Dolayısıyla her makamın hakkı verilmelidir.

Makam-ı İbrahim (as), hakka dâvette pusula olurken her kişinin kendi âlemine tecellisi de onun ferdî tebliğindeki makamıdır. İşte bu manada bazıları, bazılarına âdeta makam-ı İbrahim makamındadır.

Bazıları da bazı hâllerde birleşik olarak makamı muhafaza etmelidir, tıpkı şahs-ı manevîyi temsil edercesine. O makamda, kendini değil, dâhil olduğu mananın temsilcisidir. İşte bu noktada mana-yı harfî babıyla temsil ettiği manaya harf olmalıdır, mana-ı ismî ferdiyetiyle kendini ifade etme makamıyla değil.

Makam, durulan yer ya da durak iken sadece mekân anlamında kalmayıp, orada temsil edilen mana ve hukukun muhtevasındakinin temsilidir. Şoför makamı ile patron makamının farklılığını dikkate alarak her şey, yerinde ve makamında olmalıdır. Kişi odur ki konum ve durumu; hâl ve sorumluluğu, tâbi ve metbû olma hassasiyeti korumalıdır.

Bazıları, hâlin gerektirdiği makamı muhafaza ederken, bazıları da hâlin gerektirmediğini yaparak makama yükler sorumluluğu, bu da makamı bilmemenin yanı sıra kötüye kullanımıdır.

İtaat ile ubudiyet, isyan ile asilik makamı da bir makamdır ama vasıf farkı vardır, biri nur diğeri nar (ateş). Birinci makam âlemi nurlandırırken ikincisi yakar.

Mehmet Çetin

20.12.2023 Yeni Foça İzmir

 

 

 

 

 

3 yorum

  1. Sevgili kardeşim, hemşerim üstadım
    Mehmet Çetin,
    Bazıları bazılarının makamı ile ilgili yazınızı dikkatle okudum. Çok ince fikirle makam mevki yer yada oda masa vs. Ama çok saygı değerdir bu sayılanlar eğer bir makamsa, bu yazıda bendenizi alıp gençliğime götürdü memurdum yeni bir yüksek okul bitirmiş bunun karşılığı bana bir müdürlük vaad edilmişti zaten oturduğum masaya unvan alıp oturacaktım. Bir gün daireye gelip odama girdiğimde masamda orta yaşın üstünde bir beyefendinin oturduğunu etrafında da iki şube müdürü ağabey dediğim arkadaşlar onunla konuşuyorlardı, ben içeri girdiğimde işte Avni beyde geldi deyip tanıştırdılar. Bu kişi benim alacağım kadroyu almış personel müdürü olarak tayin edilmiş bana elimdeki evrak dosya vs. Ne varsa ona teslim etmem ve bir müddette birlikte çalışıp öğretmenin gerektiğini söylediler.
    Makam demiştiniz ya işte makam bazıları dediğimiz gibi o makama oturmuştur. Ben teslim edilecekleri hışımla masaya bıraktım ve odadan çıkıp daktiloların arasına girip bir makine çektim oturdum. Kuzkar bir kağıt takın istifa edeceğim bir dilekçe yazın dedim. Tam o arada genel müdürüm geldi hoca gel dedi beni tekrar eski odana eski diyorum hem odam hem de masam bir kaç saat içinde el değiştirip bana yabancı oluverdiler.
    Genel Müdürüm çok değerli bir eğitimci teknik öğretimin kurucusu Yanya doğumlu yük. Makine mühendisi bir ağabeyimiz hocamız F. Sanerdi oturan adamda ayağa kalkmış bize bakıyordu şöyle dedi Tevfik bey benim çok yakının mesai arkadaşım tıpkı sen gibi ama o daha tecrübeli olduğu için onu uygun bulup tayinini yaptırdım. Sen de aynı odada otur ve yardımlaşın dedi neden bilmiyorum adamın yüzüne baktım hayran oldum ne masa ne oda nede makam mevki siliniverdi gözümden ve gönlümden.
    Biz ikimiz kalınca odadan bir iki dakika dışarı çıkıp kısa zamanda geri döndü ve sonra içeri girdi arkasında iki kahve iki de maden suyu geldi içelim dedi içelim hazmedelim dedi karşılıklı masalarda oturuyorduk muamelat hakkında çok şey biliyordu sadece personel hakkında bilgi alıyordu arada bende ona bir şey sorsam
    Tevfik bey ayağa kalkıyor ayakta bilgi veriyordu bu hareketi dikkatimi çekti bir iki üç beş baktım kim olursa olsun hep ayakta cevaplıyor.
    Aynı şeyi veli nimetim hocam Ö. N. Bilmen de aynı şeyi yapardı ama hocama hiç dikkat kesilmemiştim Şimdi Tevfik bey aynı şey yapıyordu ben utandım eğer o makam bana verilse idi hiç aklıma gelmezdi onu makam olarak kabul ederdim kim bilir makamda huzura kalkmak aklımdan bile geçmezdi lakin bu iki örnek insanın davranışları sonradan daha da üst makam ve masalarda onlardan öğrendiğim bu makamın huzurunda ayağa kalkmayı kim olursa olsun hep ayakta karşıladım ayakta hatta ceketimin düğmelerini ilikleyerek bu kişilerden aldığım örnekle işte bazı makamların bazılarına çok şey öğrettiğini bu günde saygıyla hatırlarım.
    Sevgiler sunuyorum başarı ve esenlik diliyorum. Gözlerinden öpüyorum.
    Avni ÇİÇEK

  2. S. A. Birazdan temas edeceğim kısım hariç diğer tadad edilenlere aynen iştirak ediyorum.
    Beni özellikle son zamanlarda en çok rahatsız eden diyaloglardan biri şudur: “Abi şu meselede fikrin nedir?” diye söze başlayıp fikrimi beyan ettikten sonra edep ve nezaket es geçilerek yapılan eleştirilerdir. Ben de böyle bir durumda tepkimi şu cümleyle veriyorum: “Kardeşim hem abi diyorsun hem dinlemiyor, söylediklerimi anlama gayreti göstermeden kendi fikrini bana dayatmaya kalkıyorsun. Bu nasıl bir edep anlayışıdır!” Ne yaş farkına ne nezaket kurallarına ve ne de insana ve muhatabına saygı adabına uygun değil….
    Bu cümleden olarak daha yazının başında “Abi…” diye başlayıp kendinden büyük birine akıl vermeye çalışmak hem nezaket kuralına uygunsuz hem de yazının geri kalan kısmında savunduğu teze muhalif düşmüş. Yani savunduğu tezi daha yazının başında böyle bir hatırayı naklederek tezin sahibi kendi eliyle kendi tezini çürütmüş ve bulunduğu makamın gereğini yapmamış. Tabii bu şekilde bir eleştiriyi yazarak aynı hatayı ben de irtikap ettim affola. Mazeret olmasa da telefon klavyesiyle yazarken bu tür hassasiyet zafiyeti varid oluyor.

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir