Altıncı Mesele’deki soruyu kim sordu?

Posted by

Geçenlerde vefat eden Abdullah Yeğin Ağabeyin, elimizdeki kaynaklara göre; “Altıncı Mesele’deki soruyu sorarak telifine vesile olan” şeklindeki takdimler, “Bu soruyu kim sordu?” konusunu gündeme taşıdı. Rahmetli Yeğin Ağabeyden naklettiği hatıra ile bu yazının yazılmasına da vesile ve yine bu konunun doğru anlaşılmasına da yardımcı olduğu için teşekkür borçluyuz kıymetli Mustafa Altuntaş’a.

Altuntaş, facebooktaki hesabında şu hatırayı paylaştı:

“Kısa bir müddet görev yaptığım Kastamonu Araç’ta, yeğeni emekli veteriner teknisyeni Hüsnü Bey vasıtasıyla tanıştığım rahmetli Abdullah Yeğin Ağabeyin, rahmet-i Rahman’a yürüdüğünü teessürle öğrendim. Rahmetli, Araç’ta görev yaptığım süre zarfında İstanbul’dan Kastamonu’ya geçerken veya Kastamonu’dan İstanbul’a geçerken yol üzerinde olan evimde mutlaka perşembelere denk getirerek sohbet yapar ve sonra yola devam ederdi. Yaklaşık bir yıl boyunca on beşte bir evimizi şereflendirdi, bize ders yapar ama genellikle Hizmet Rehberi’nden yapar ve Üstad’la ilgili hatıralarını anlatırdı. Bir seferinde Kastamonu’da mekteplilerin sorusunu kendisinin sorduğunu söyleyerek Üstad’ın halet-i ruhiyesini sorduk.

Dedi ki: Kardeşim, o soruyu ben sormadım. Benim yanımdaki arkadaşım sordu.”[1]

Aslında önemli olan o sualin sorularak cevabın verilmesine vesile olmaktır, yoksa rahmetli Abdullah Yeğin Ağabey veya arkadaşlarından birisinin sorması sonraki konudur.

Ayetten anladığımız odur ki, bir hayrın yapılmasına vesile olmak o hayrı işlemiş gibidir. Bu noktadan bakıldığında o sual ve cevabın olduğu sohbet zemininde olmakla Altıncı Mesele’nin telifine müştereken vesile olduğuna inanıyoruz. Hayır, hasenat nur ve nuranî olduğu için paylaşıldıkça ziyadeleşir. Paylaşıldıkça çoğalan bir başka hayır daha var, o da her Altıncı Mesele okundukça telif eden muhterem ve muazzez Üstad’dan merhum Abdullah Ağabey ve arkadaşlarına varıncaya kadar hasenat defterlerine sevapların sürekli yazılıyor olmasıdır. Ve elbette okuyanlara da.

Altıncı Mesele, Risale-i Nur Külliyatı’nın müstesna bir risalesidir. İlk yaptığımız imanî ders olduğu gibi sonraki zamanlarda da okunan bir risaledir. Özellikle gençlerin ve mekteplilerin olduğu zeminde dönüp dönüp okuduğumuz bir risaledir.

Altıncı Mesele, tek başına Risale-i Nur Külliyatı’nın karakteristik özelliklerini izhar etmesi bakımından da fevkalâde ehemmiyete haizdir. Eşya ve hadisede tecelli ile tezahür eden esma-i İlâhiyenin okunarak, incelenerek, müşahede edilip idrak edilmesini satır satır eğiten bir eserdir. Eski Said döneminde tesbit edilen iman ilmi ile fen biliminin mezcedilerek telif edilip asrın insanına tebliğde, rol model bir eserdir. Kullanılan dil, takip edilen üslûp, kurulan cümleler ve bütünüyle anlatım unsurlarının gayet maharetle kullanıldığı örnek bir eserdir.

Üzerinde akademik çalışmaların, ihtisas derslerin ve hatta ezber edilmesi gereken bir risaledir. Zira o eserde her sınıf insanın rahatlıkla seviyesine uygun, idrakine muhatap, rahatlıkla anlayıp anlatabileceği özellikler vardır. Bunların ötesinde ferdî olarak duygu ve düşünce dünyasının incisi olan tefekkürümüzü tetikleyen mühim bir vasfı da vardır.

Maksadımız bu vesile ile rahmet-i Rahman’a intikal eden Üstadımız ve Abdullah Yeğin Ağabeye, Fâtiha’lı hayır duâlarına vesile olmakla beraber, yaşanan bir hadiseyi doğrudan muhatabı olan kişinin ağzından, gelecek nesle ulaşması için matbuatın arşivine intikal ettirmektir, vesselâm.

Rabbim, Abdullah Yeğin Ağabeyimize rahmet eylesin.

Mehmet Çetin

10.07.2016 Yeni Foça İzmir

[1] https://www.facebook.com/mustafa.altuntas.7161?ref=br_rs

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir