Yenilenen hizmetin neresindeyiz?

Hayat bir faaliyet ve harekettir. Bu faaliyet ve hareketlilikte hemen her şey tecdit oluyor, yenileniyor. Hiçbir şey kararında kalmıyor.

Her an yenilenen ve yenilenerek devam eden hayatın içerisinde ve her şeyinde tecelli ile tezahür eden hakikatler de sürekli ve lüzumu kadar yenileniyor.

Yenilenenler afakî âlemde değil, enfüsî âlemimizde de devam ediyor, biz farkında olsak da, olmasak da.

Allah, eşya ve hadiseye zaman sahifesinde; esma ve sıfatını hikmeti icabı tecelli ile tezahür ettirerek hükmünün hükümranlığını, rububiyetinin şümulünü, ilim, irade ve kudretinin ihatasını an be an ilân ve ispat ediyor.

Bu ve benzeri hakikatler sürekli yenilenip, devam ediyor.

Peki, biz bu yenilenen hayatın neresindeyiz?

Zaman sahifesinde ya da sahnesinde akıllı ve hikmetli hareket eden; vazifesinde muvaffak olurken, istikbale de ümit veriyor, ümit saçıyor.

Kur’ân’ın tefsiri olan Risale-i Nur’un; ahirzaman sahifesinde imanî hakikatlerin enfüsî daireden başlayan tecdit ve ihya hizmeti de yenilenerek devam etmektedir.

Peki, biz bu yenilenen hizmetin neresindeyiz?

Ondaki hakikatlerin bazıları zaman, zemin şartları çerçevesinde asıl mana ve muhtevası muhafaza edilerek, yaşanan zamanın ilcaatına muvafık şekilde yenilenmekte ve yenilenen anlayışlarla takdim edilmektedir. Bu yenilenmelerde kendini, o tecdide ve gelişmeye muvafık şekilde yenileyen, istikametli olarak geleceğe yürüyor, ümid vadediyor. Kendini yenileyemeyen, hâlâ aynı noktaya takılıp kalan, geleceğe çözüm olamadığı gibi, çözülmez bir katılıkta ve üstüne de sadakat kılıfı takarak patinaj yapar durur. Başkaların yanılmalarına sebep olur.

Hayat bize göstererek ders veriyor ki bazıları kendisini yenileyemediği için, yenileyerek yürüyüp gidenlere yetişemiyor, kavrayamıyor ve ardından da onları tenkide başlıyor. Yakın çevresindekileri de bulunduğu noktaya sabitliyor. Ferdî mesuliyetini onlarla teşmil ediyor, büyütüyor, ağırlaştırıyor.

Şu bir hakikattir ki: Kur’ân’daki hakikatlerin her zamana hükmü, sürekli yenilenerek yansır. Tecdit olan hakikatleri şimdiki zamanın sahifesindeki yansımalarını kavrayamayan, okuyamayan; ya itiraza ya da te’vile sapar. Böylece olması gereken noktanın dışında kalır.

Risale-i Nur, Kur’ân’ın manevî tefsiridir. Kaynağı Kur’ân olan hakikatlerin Risale-i Nur satırından zamana yansımasını, ondaki işaret ve rumuzların önümüzdeki zaman diliminde tecelli edişini görememek, uyarlayamamak bizi, şimdiki zamanın şartlarına muvafık vaziyet alınmasından uzak kılar.

Yaşanan her zaman ve zemini iyi okuyabilmek, Risale-i Nur’un prensipleri projektörü ile nüfuz edebilmek, müşavere ile küllîleşerek şahs-ı manevî sıfatıyla hareket edebilmek, daha isabetli ve daha müstakim olmaktadır.

Evet, bir insan ne kadar bilir de olsa her şeyi kavrayamaz. Bu noktada istişare ve ona teslim olmak, devreye girmeli ve o müşavere ile kendini dolaylı olarak yenileyip, süregiden hayata o da katılmalıdır.

Bunu da zamanın hakikatlerinden hem de en yaman olanlarından ama sürekli dikkate alınıp, vaziyeti yeniden okuyup, asrın idrakine söylenilenlerden bilip, dersimizi almalıyız.

Mehmet Çetin

18.12.2018 Yeni Foça İzmir

 

 

 

 

 

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir