Yazılarımız

Posted by

Marifet, iltifata tabidir.” yabana atılamaz bir hakikattır. Bunu derken bütün marifetlerin de iltifat görmesi beklenir veya beklenmeli demek de doğru değildir. Eğer marifet sadece iltifat için yapılıyorsa elbette bu da doğru değildir, marifete iltifat istemek ise adeta bencilliktir. Hele iltifata marifet ise bütünüyle hata demektir. Olması gereken ise; marifeti, iltifat görmeden bile yapmaktır, doğrusuda iltifatın marifete tabii olmasıdır.  Bu ise samimiyet ve ihlastır.

Hayatı, insanlardan teveccüh için değil Allah rızası için yaparak sürdürmeli. Ancak burada iltifatı teşvik edici olması noktasından değerlendirmeli.  Yapılan işlerde iltifatın, tebriğin ve teşviğin tesirinin mühim olduğu bir hakikattır, bunu anlatmak isteriz.

Evet“insan, ihsanın esiridir.” esası gereği iltifat ve ihsan gördüğü noktada teşvik alır, heyecanlanır. Bir manada ihtiyacı da vardır. Zira heyacan ve “şevk hayatın matiyyesidir,” bineğidir.

Yeni Asya ve Sentez Haber okuyucularının bu manada farklılıkları vardır. Okudukları yazıları takdir edip teşvik ederken istikamet bile verirler. İşte bu hal ise; bir bütünün parçası olarak beraberlik ve kardeşlik havasını ihya etmenin numunesidir. Bu cümleden hareketle önceki yazılarımızı okuyup teşekkür ve teşvik ederek istikamet veren çok sayıdaki okuyucularımıza bu satırlarda biz de bilmukabele teşekkür eder, dualarını bekleriz.

Ali Kızgıngüneş, Said Hafızoğlu, Habib Doğan, Halil Baran, Hayri Gündoğan, Muzaffer Erol, Sezai Mumcu, Bilal Tunç, Bülent Ertekin, Vehbi Kara, Hasan Bulut ve Hollanda’dan Akif Kara ve kardeşim Ahmet Çetin, eşim ve evlatlarım ve telefon ile tebrik ve teşvik eden arkadaşlarım ise bunlardan bazılarıdır.

Na’büdü Mütalâası inşaallah zaman zaman devam edecek, zira hem hayat devam ediyor ve hem de na’büdü hayatımızın her an ve yerinde mevcudiyetini muhafaza ediyor.

Mütalâalarda diğer tefsirlerden istifadeler bize Üstadımızın bir vechesini daha yeniden anlamamıza vesile oldu. Risale-i Nur’da bahsedilen hakikatları diğer müfessirler tefsirlerinde bahsetmişler. Ancak Üstadın onlardan farklı şekilde bahsetmesini, tefsir farklılığını, ifade zarafetini vs.yi beraberce okuyacağız ve tesbit edeceğiz inşaallah. Biz, Risaleyi okurken selefin bütün eserlerinin hülasasını Üstadın ifadesi ile okumuş olduğumuzun farkına varacağız.

“Risaletü’n-Nur hakaik-i İslamiyeye dair ihtiyaçlara kâfi geliyor, başka eserlere ihtiyaç bırakmıyor. Kat’î ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki, imanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkiki yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risaletü’n-Nur’dadır.” Elhak doğrudur. Allah nasib ederse meselâ , “sırat-el müstakîm” mütalâamızda diğer tefsirler ile Risale-i Nur farkını elimizden geldiği kadar tesbit ve ifade etmeye çalışacağız.

Bu vesile ile “Risaletü’n-Nur çok mütenevvi hakaike dair olduğu halde, telifi zamanında, yirmi seneden beri ben muhtaç olmadım. Elbette siz, yirmi derece daha ziyade muhtaç olmamak lazım gelir.” tavsiyesini bir sefer de daha iyi anlamaya çalışacağız.

Ayrıca Üstadın bahsettiği ve hassaten dikkat çektiği hususları da bu tahkikatımızda gördük. O da: “…bazı ulemanın yeni eserlerinde meslek ve meşrep ayrı ve bid’atlara müsait gittiği için,”. [1] dikkatli olmamız gerekmektedir. Yıllardır, Külliyatın haricinde eserleri okuma ihtiyacını hissetmeyen Nur Talebelerininin isabetliliğini bir daha anlamış oluyoruz.

Risale-i Nur’un dili hakkındaki mütalâamıza Vehbi Kara’nın yaptığı tesbitler elhak doğrudur. Zaten aynı hususlardır ifade edilen. Hakkı ve haseni bulduktan sonra ehak ve ahsen için ihtilaf çıkarmanın âlemi yok. Sadece kullandığımız ve seçtiğimiz kelimelerde dikkatli olmalıyız. Hususan tuzaklarla dolu olan uydurukca ve yeni çıkarılan kelimeleri kullanmada müteyakkız olmamız hatırlatılmakta. Davasını en iyi anlatan, belagatın mükemmel eseri olan Külliyat bu konuda da rehberdir vesselam.

Yeni Asya’nın neşrinde oturmuş ve istikrar kazanmış bir nizâm var. Neşredilen yazılar ehil bir heyet ile Risale-i Nur muvazenelerinden geçer, değerlendirilir ve neşredilir. Diğer pekçok gazete ve dergilerde çok zıt ve tezatlarla dolu sesler, yorumlar var iken Yeni Asya’da uhuvvetin, ittihadın, istikametin, istikrarın, sebatın, sadakatın, vs. alâmetlerini görürsünüz.

Babamın Omuzları Düşmüş başlıklı yazımız, bir manada İhtiyarlar Risalesi’nin sadırdan nebean eden satırlarımızdaki ifadesidir. Ümitsizlik, hayattan bıkmışlık ve alınmak bizim işimiz değil, kaybedecek zamanımız da yok. Zira bekleyen hizmetler var…

Kosturma’da, Tatar Camiinde iken Üstad ahir ömründeki planından ve hissiyatından haber verir. Dünyanın fanîliğinden, insanlar arasına karışmamaktan, uzlete, inzivaya çekilmekten bahseder. Gerçi Kader-i İlahi,  bu talebini Medrese-i Yusufiye köşelerinde kabul eder, bu da ayrı hikmet. İşte bu hissiyatı yaşayan Üstad, ihtiyarlara Yirmialtıncı Lem’a olan İhtiyarlar Risalesinde ısrarla tavsiyelerde bulunur. Yazımızda bu hissiyatı yaşadığımızı ve tavsiyeleri tatbik ettiğimizi ifade ile aldığımız dersi anlattık. Evet ilerleyen yaş ve yıllarda karşılaşacağımız ihtiyarlığın içerisinde hayata bakışımızı istikametlendirmektir muradımızdır.

Acz ve fakr konusunu her yaş ve zeminde hatırdan çıkarmamak çok mühimdir. Yoksa, yaşlandık, her şeyden elimizi çekelim, bir kenarda oturalım demek değildir ki zaten mü’mine ve Nur Talebesine de yakışmaz.

Evet her yaşın ayrı güzelliği var. Bunların farkında olarak hayata devam ise ayrı bir güzellik.

Evet, ne kadar plan yapsak da asıl planı yapan biz değiliz. Sözüm o ki; Azrail’in varlığına ve vazifesine iman ediyorum, ama onu sevmemi de imanım gereği biliyor ve anlıyorum artık…

Mehmet Çetin

19.02.2011-Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


[1] Kastamonu Lah. Sh.97

One comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir