Yazılarımızı Kimler Okumalı?

Elbette muhatapları okumalı.  Doğru, ama bu çok basit bir cevap oldu, farkındayım. Ama herkes yazılan konunun muhatabı olmayabilir. Demek ki konuya göre muhatap değişebilir. Bir konunun muhatabı başka bir konunun muhatabı olmayabilir. İnsan, muhatabı olmadığı konuyu anlamakta zorlanması ayrı bir konu, o yazının/konunun atmosferinde nefes alamadıktan sonra bir kıymeti kalmaz. O halde yazılarımızdaki konuya muhatap olmayanlar okumadıkları zaman alınmayacağız. Zaten, muhatabı olunmayan yazının okunması zaman kaybı veya zaman israfı anlamına da gelir.

İnsan tebliğini en yakınından başlayarak yapmalı.  Ne yazık ki en yakını tebliğin konusu ile alakadar değilse ne yapmalı o zaman? Her konuda garip olan, zaman zaman tebliğ de de garip olmakta. Burada önemli olan Hakka karib olmak, yakın olmaktır, gerisi o kadar mühim değil. Siz Hakk’a karibliği sağladıktan sonra gariplik için fazla uğraşmayın, uğraşsanız da beyhude. Ne o size ve ne de siz ona muhatap olamıyorsa niye zorluyorsun? Sadece dua et, yeter! Anla ki elinden gelen bu kadar, bunu bil.

Sen hizmetini yap, yazını yaz, sözünü söyle. Rabbinin o sözü dinleyen, o yazıyı okuyan, o hizmeti fark eden, muhatap olanları göndermeyeceğini mi sanıyorsun?

Seninle daha çok işimiz var, beri gel!

Yapılan tebliğe alaka gösterilmiyorsa, arızayı ilk önce kendimizde aramalı. Davette eksik ve kusur araştırılıp, ikmal edilmeli. Meselenin kendimize bakan tarafı önceliğimiz olarak düzeltildikten sonra başkasına bakan tarafında yine bizim yapmamız gereken başka hususlar araştırılmalı. Bu iki konunun tamamlanmasının ardından lisan-ı hâlimizde de kusur yoksa bile yine de duaya daha da kuvvet ve ihlâsla sarılıp devam etmeli. Demek ki davetin ve tebliğin edasının zamanı devam ediyor demeli. İhlâsla, hâl dili ile yeri geldikçe söz dili ile tebliğe kavlı leyyin ile devam etmeli.

Kavlı leyyin tarzı, Hz. Musa’nın (as) tarzıdır, Rabbimiz tarafından işaret edilmiştir. Asabi bir yapıya sahip olan Musa’nın (as) şahsında kullarının terbiyesini yapmakta Rabbimiz. Tebliğler yumuşak dil ile yapılmalı. Yumuşaklık karşıdakinin durumuna göre değişir. Halin ve durumun gerektirdiği gibi tebliğ dili kullanmak kavlı leyinin geniş kapsamına girer ve girmeli. Bu bakış açısından yazılarımızda kavlı leyyin üslubuna dikkat etmeye çalışıyoruz.

Üslup, her insan için önemli olduğu gibi yazar için de önemlidir. Yazardan yazara fark eden üslup, konudan konuya da fark eder. O halde yazar zamanla üslubunu oturtmalı ve o tarzda devam etmeli. Yazarın üslup ve anlatım tarzını beğenen okuyucuları yazılarını zevkle okur.

Yazılarımızı kimler okumalı sualinin cevaplarına bu son konuyu da ilave etmeliyiz. Yani bizim anlatım tarzı olarak üslubumuzdan memnun kalanlar okumalı.

Yazar, toplumun düşünen beyni, düşündüklerini ifade eden dili olarak görülür. Yazar ait olduğu toplumun değerlerine dikkat ederek sahip çıktığı ölçüde o toplumun yazarıdır. Fildişinden kulesine çekilip, toplumla haşir neşir olamayan, belirli bir kesimin eli/dili olmak durumunda kalırlar. Bunlar, toplumun çoğunluğu ile muhatap olamayan kendi içine açık, dışa kapalı insanlardır.

Toplumun değerlerini ifade etme makamında hizmete devam ederken ifadelerde samimi olmak, muhatap bulmakta önemli özelliklerdendir. Kendi değerlerine hitap eden yazıları yazanların yazıları okunmalıdır ve okunur. Buradaki okumayı çoğaltan ise yazarın samimiyetidir.

Bir kitap veya yazı okuduğunuzda yazarın fikirleri ve hayalleri zannettiğiniz çoğu şeyler esasında okuyucunundur. Yazılan kelimeye yüklenen mana yazara ait iken aynı kelimeyi okuyan okuyucunun algıladığı mana da okuyucuya aittir. Yazarın kaleminden okuyucu kendi hayal ve fikirlerini, elindeki kitaptan veya karşısındaki ekrandan okumaktadır. Yazar sadece elçidir yani aracı, yani harekete getirici o kadar.

Yazar, “Köyde bir gece…” diye başladığı hayalini anlatır. Okuyucunun, o cümleyi okurken kurduğu hayali, yazara değil kesinlikle okuyucuya aittir. Dolayısıyla duygu ve düşünceler katiyen ferdidir, bireyseldir. Benzeşmeden öte değildir.

İşte yazılarımızda kurduğumuz hayal, ifade ettiğimiz duygu ve düşünceler özde bizim imiş gibi olsa da okuyucu, okuyarak oluşturduğu duygu ve düşünceleri ile tamamen kendine ait ve öz duygu ve düşüncelerinin yazıya aksetmiş şeklini okumaktadır. Aradaki farka değil benzeşmeye dikkat ederek yazılar okunur ve hatta okunmaktadır. Okunan yazıdaki duygu ve düşüncede kendi duygu ve düşüncesi ile alaka kuramayan zaten benzeşme bulamadığı için yazıyı başından bırakacaktır, okumayacaktır. Devam ettirerek okuyanlar ile dostluk buradan kaynaklanmaktadır, yani duygu ve düşüncelerde…

Sanmayın bu yazıyı kendim için yazdım!

Sizin yazdığınız ve söyledikleriniz bundan farklı mı acaba?

Duygu ve düşünce benzeşmesindeki ve muhataplılığımızdaki dostluğumuzun devamı dileğiyle…

Mehmet Çetin

17.05.2012 Eskihisar Feribotu. Gebze

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir