Risale-i Nur’da güz temaları

Edip ve şairler, güz mevsimini ayrılık zamanı olarak kabul edip ayrılıktan şikâyet ederek “Eğer ayrılık olmasaydı, ölüm ruhlarımızı almak için yol bulamayacaktı.” mealindeki ifadelerle hüzünle tasvir etmişlerdir.

Güz temaları mevsim olarak anlatılırken, günlük hayatın dilimindeki ikindi vakti, insan hayatındaki ihtiyarlık devresi, dünya hayatında Resul-i Ekrem’in (asm) teşrifi ve masivanın kıyamet öncesi dönemleri olarak Risale-i Nur’da bahsedilir. Külliyata göre güzde görülen ve yaşanılan ayrılık zahiri ve güz mevsimindeki değişiklikler bahardaki yeni kavuşmalar için yenilenmedir.

Bediüzzaman, hemen her şeyi tevhid ve rububiyet açısından mütalâa eder. Ona göre güz, öncelikle azamet-i İlahiyenin bir büyük alâmetidir. Kıyameti andıran güz mevsimdeki ayrılık zahiridir, esasında baharda geleceklere hazırlıktır. Güz, önceki bahardan aldığı tohumları sonraki bahara teslim ve devreden bir emanetçidir. Güz mevsimindeki ölüm; zahiri bir suret, terhise verilen nam, visalin ilk kapısı olan ayrılıktır. Güz mevsimi diğer isimlerle beraber Hafiz isminin azami tecelligâhıdır. İmkân ve hudusun bin bir ihtimallerinden en hikmetli olanının tahakkukudur. Tahribatlarla çalkalanan güz mevsiminde rikkate dokunan hadiselerde Rahim isminin bambaşka tecellilerine dikkat çekilir. Nihayet güz ayrılığın ağlamalarla dolu hazan vaktidir.

Güz temasının Risale-i Nur’daki kullanımda zahirdeki ayrılık hadiselerinden bahsedilirken İlahi fiil ve işlerle nimetlerin zuhuruna ve bunların da ibretle sunumuna dikkat çekilir. Güz mevsiminin haşin tahribatı, hazin ayrılık perdeleri arkasında Allah’ın icraat ve işlerinin büyük ve kusursuz hikmetli ve merhametli tecellilerini, düşünen akıl sahiplerine işaret eder. Her güz mevsiminde yapılan tahribat, gelecek bahar mevsimlerinde gelen yeni misafirler için yer tedarik etmek ve bir nevi terhis ve izinlerdir. Evet, baharın tohumları güzde hazırlanır.

Hadisin tefsiri ile güz mevsiminin ikindi vaktine tekabülü insanın ihtiyarlık vaktine tevafuk eder. Resul-i Ekrem’in (asm) gelişi, dünyanın en gafletli zamanı olan güz mevsimine işarettir. Günün sonundaki ikindi vaktinin gafletle geçmesi muhtemel hazin hâline ihtar, ömrün nihayetindeki ihtiyarlığın mahzun hâline haşirle ümit, ahir zamanın elim mevsimi güzü andırıp hatırlattığı ifadesi ile ikazlarını da sıralar Bediüzzaman. Gün içerisinde mazhar olunan sıhhat, selâmet ve hayırlı hizmet gibi İlâhi nimetlerin büyük yekûnu günün güzü olan ikindide teşkil olurken gaflete düşmeyip uyanık olmak gerekir. Koca güneşin batmaya meyletmesinin işaretiyle insanın misafir ve memur olduğunu ihtar ile her şeyin kararsız ve geçici olduğunu ilân etme zamanıdır. Güz mevsimindeki mahlûkatın terhisatı katiyen idam olmayıp, yeni mahlûkata kapıyı açmaktır. Güz mevsimindeki bedeni enkazları bahar mevsiminde yarattığı sanat eserlerinde hikmetle kullanıyor.

Gökyüzünün yarıldığı, Güneşin döndürülerek dürülüp toparlandığı kıyamet ve haşir hengâmesindeki büyük hadiseler Rabbin tasarruflarına numune olurken baharda neşe ve güzde hüzün veren hadiseleri insan zaman zaman aklına sığıştıramamaktadır.

İsm-i Rahim’in tecellisi Bediüzzaman’da merhamet olarak tezahür ederken bir güz mevsiminde sineklerin terhisat zamanındaki ibretlik tefekkürleri dikkat çekicidir. İlaçlama ile yapılan sinek telefinin rikkatine dokunan izahları ile sinek gibi küçük mevcudatın kesretle yaratılışındaki harika hikmetler güz mevsimi vesilesiyle Bediüzzaman’daki tesbitlerden bazılarıdır.

Mehmet Çetin

29 09 2014 Batıkent Ankara

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir