Meşveretin sıhhati üzerine

Meşveretin sağlıklı olması, alınan kararların hür ve fıtrî reylerden tevellüd etmesini sağlar. Mahallî baskısının ziyadesiyle hissedildiği hadise, birbirini çok iyi tanıyanlar arasında fazlasıyla bulunur. Bu sebeble meşveret zemininin hem muhafazalı ve hem de beşerî ihtiyaçları rahatlatacak şekilde olması, öncelikle meşveret zemininin rahatlığını sağladığı gibi işleyişi de pratikleştirir.

Dâhilî hazırlık için; tuvalet, abdest, meşrubat ve yemek ihtiyacı, havalandırmanın yeterli olması sağlanmalıdır. Aydınlığın rahatlatıcı düzeyde olması, ses düzeni, oturma plânı, kürsünün hâkim noktada olması, sükûnet ve emniyetin tesisi için içeride her nev’i iletişim aracının kullanılmasının engellenmesi ile salonun dikkat çekecek özellikte olmayıp, bütün hassasiyetin konuşan, konuşulan mevzu üzerine çekmeye teşvik edici olmalıdır. Harici hazırlık olarak; dışarıdan gelecek gürültülerden az etkilenilmesi yahut dikkatlerin dağılmasına sebeb olmaması gerekir. İkrâm servisi çok sessiz ve intizamlı olmalıdır.

Meşveretin sevk ve idaresi ana unsurdur. Mümkün olan en ehil kişiler divanda görev almalıdır. Onlar, divandaki vazifelerini yaparken işleyişi engellememelidirler. Divan başkanı, yönetim otoritesini âdil ve muvazeneli yapmalıdır. Bu zemin, müşavere zemini olduğu için bu makamın hakkı verilmeli ve iştirakçiler sohbet salonunda değil, müşavere makamında olduklarını unutmadan fikir ve kanaatlerini, olması gereken en özlü ve net ifadelerle söylemelidir.

Kanaatlerin beyanı yahut reylerin tesbiti meşveretin en hassas noktasıdır. Bu sebeble bu kısa süreç, mahrem tutulmalıdır. Bir başka ifadeyle, hiç kimse diğerinin reyinden haberdar olmamalıdır, herkes reyini ifade ederken, diğerlerinin mahalle baskısından emin olmalıdır. Bunun için, görüşmeler açık, reyler gizli olmalıdır. Bu husus mahrem ve ehem konular için geçerlidir.

Rutin konularda reyin mahrem beyanı doğru olmaz, pratik de değildir. Görüşmeler nasıl hür bir zeminde, demokrat anlayışla, temel değerler istikametinde, dileyen dilediği değerlendirmesini söyleyebiliyorsa, reyini de o meşruiyet ve demokrat misyona uyum sağlayacak şekilde, başkasının baskısı, tesiri altında ezilmeden, tahakkümüne uğramadan, beyan etmelidir.

Bunun aksi için ne kadar izahlar yapılırsa yapılsın, kişiler birbirini ne kadar yakın tanıyor da olsa, insanın insana kanaatini menfi/müsbet tesirinden uzak, tamamen kendi kanaatini hür bir şekilde ifadesi, temin edilecek hür zeminde mümkün olur. Kaldı ki hürriyeti kendine şiar edinenlere hür iradenin hür ortamda hür dinleyicilerle paylaşım, en ziyadesiyle yakışanıdır.

Görüşmelerde, karşı tarafın ayıbını görüp, göstermekten ziyade doğrudan hakkın ortaya çıkması murad olmalıdır. Yoksa tarafgîrâne parti kongrelerine döner ki Allah muhafaza müşavere yapalım derken ihtilaf ve fitne kaynağı olur. Kulis, her ne kadar istişare öncesinin tabiî bir gereği gibi gözükse de gıybetten çekinmek için müşavere zeminlerinde yapılır, ikili üçlü gruplarla delege iknası için tarafgîrâne gayretlerle değil.

Dışarıda yapıldığında gıybet, meşveret zemininde yapıldığında ibadet şuuru ile hareket edenler, bu dengeye çok dikkat etmelidirler. Her ne olursa olsun muvazeneye azami dikkat edilmelidir. Kaçan muvazene kalb kırıcı, moral yıkıcı, ihtilaf bulaştırıcı, fitne çoğaltıcısı olacağı unutulmamalıdır. Müşavereye katılan, reylere değil, hakkın ortaya çıkmasına ve alınan karar uymaya müşteri olmalıdır. Unutulmamalıdır ki “Barika-ı hakikat müsademe-i efkârdan doğar.”

İçeride hak için kavga edercesine görüşenler, kapıdan kucaklaşarak çıkarlar, zira hakkın erleridir onlar.

Müşavere için fikrin beyanında bulunan, sonuna kadar sabırla dinlenilmelidir, konuşan da bu süreyi fırsata çevirip su-i istimal etmemelidir.  Dinleyen insaflı ve dikkatli dinlemelidir. Kelâm tamam olmadan itiraz edilmemelidir. Nihayete kadar süren cümlesinin hepsinin hüküm ve kanaat olma ihtimaline binaen tamam olduktan sonra farklı değerlendirme yapılmalıdır.

Âyet ile sabit olan istişare ibadeti, bir ibadet şuuru ile huzur-u İlâhîyede bulunurcasına o edeple yapılmalıdır, vesselâm.

Mehmet Çetin

09.09.2019 Yeni Foça İzmir

1 Yorum

  1. Rafet Kalyoncu’un yorumu;
    Önemli bir mesele. İstişare sünneti konusunda başarılı olduğumuz söylenemez. Aynı eserleri okuyan, aynı üstada tabi, iki cemaatten birinin A Partisini, diğerinin B Partisini destekleme yönünde istişare kararı almaları ve de gerekçe olarak o eserleri ve Üstadları göstermeleri nasıl izah edilir.
    En doğrusu seçim gibi milletin umumi istişaresi mahiyetinde olan işlerde; “akla kapı açıp, iradeyi elden almamak” prensibine riayet ederek, siyasetin cemaatte ihtilafa sebep olmasına meydan vermemektir diye düşünürüm..
    Aksi takdirde Uhuvvet ve İhlâs gibi mühim risaleler rafa kaldırılmış olur ve bu manzarayı gören sorgulayıcı yeni neslin güveni sağalanamaz..

    Asr-ı saadette, dünyevî meselerde bazen Hz. Peygamberin ve Raşit Halifelerin reyleri hilâfına kararlar alınabildiği kaynaklarda geçmektedir. Bu tavır son derece demokratik ve düşünceye saygıyı gosterir..
    Günümüzde böyle bir şey söz konusu bile olamaz. Hiçbir şekilde Şeyh, Ağabey veya Cemaat Önderi durumundaki zatlar hilafına tavır alınamaz, alınır ise dışlanma sebebi olur..
    Hemen bütün dinî grupların aynı durumda olduğu görünüyor..
    Selâmlar

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir