Mehmet Soslu’nun Cemil Meriç’e Kader Risalesini takdimi

Anadolu’nun samimî ve hasbî bir evlâdı olan Mehmet Soslu, İstanbul’da iken arkadaşı vasıtasıyla Cemil Meriç ile tanışır ve bir sohbet zemininde Kader Risalesi ve dolayısıyla Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı bahsedilir. Bu hatırayı ondan dinleyelim

İstanbul Ataköy Lisesinde Matematik öğretmeni iken, 1987 yılında arkadaşım Cevdet Cerit; “Bir adam var, okuya okuya gözleri kör olmuş. Sen onunla bir tanış,” dedi. Bende gittim, baktım; ağzında sigara içen bir adam konuşuyor, filan filozof şöyle dedi, falan böyle dedi. Pek çok da dinleyen var, içeride.

Aradan bir müddet geçtikten sonra ikinci defa gittiğimde Cemil Meriç, “Gözlerimin kaybına sebeb olan çok kitap okumama rağmen insandaki hürriyetin kaynağını bulamadım. Bu hürriyet nereden geliyor acaba?” deyince, bende “Efendim, Bediüzzaman Hazretleri, Kader Risalesi’nde hürriyetin kaynağını anlatıyor.” , dedim. “Nasıl, evladım?” diyerek, bana doğru döndü ve gözlerini açmaya zorladı ama gözlerinin içi kıpkırmızı idi.

Ben cevab vermeye başladım:

Kader ve cüz-i ihtiyârî, İslâmiyetin ve imanın nihayet hududunu gösteren, hâlî ve vicdanî bir imanın cüzlerindendir. Yoksa ilmî ve nazarî değillerdir. Yani, mü’min, her şeyi, hatta fiilini, nefsini Cenab-ı Hakka vere vere, tâ nihayette teklif ve mes’uliyetten kurtulmamak için, cüz-i ihtiyârî  önüne çıkıyor; ona “Mesul ve  mükellefsin”der. Sonra, ondan sudûr eden iyilikler ve kemalât ile  mağrur olmamak için, kader karşısına geliyor; der: “Haddini bil, yapan sen değilsin.” İşte buradaki irade-i cüz’iye insandaki hürriyetin kaynağıdır. Bunun ayetteki kaynağı olan Nisa suresinin 79. Âyetinde “Sana ne iyilik gelirse Allah’tandır. Sana ne kötülük gelirse kendindendir.” denildiği gibi insan, haddini bilecek; esas failin Allah olduğunu kabul edecek; yaptık ve ettiklerinden gelen gururla unutup hasenatına atlamayacak; diğer yandan işlediği seyyiat karşısında da kendisine verilen cüz-i iradesiyle de hür olarak tercihini yaptığı işlerindeki sorumluluğunu da üstlecek.”

Ben böyle deyince hemen kızı Ümid Hanıma seslenerek:

“-Kızım, telefonu getir, bana Şerif’i (Şerif Mardin’i) bağla, dedi. Telefon gelince:

“-Şerif! Şerif! Cahillikten öleceğiz! Sen hemen Bediüzzaman’ı okumaya başla!, dedi.”[1]

Bu sebeble Şerif Mardin, Risale-i Nur’u okumaya ve sonrasında da bilinen eserini te’lif etmeye başlar.

İlerleyen zamanda Cemil Meriç’in Bediüzzaman ilgisi, Şerif Mardin’e olan tavsiyesi dönemin istihbarat yetkililerinin dikkatini çeker. Kızı Ümid Meriç’ten dinleyerek nakleden Soslu, Cemil Meriç’e Said Nursi konusu ile ilgilenmemesi için baskı yaparlar, der. Bu hadise Cemil Meriç’i çok rahatsız eder. Aynı rahatsızlık Şerif Mardin’e de verilir ki basından okunan malumat hepimizin bildiği gerçeklerdir.

Ancak, Cemil Meriç pes etmez. Nur Talebeleri de onunla irtibatı kesmez ve Muhsin Demirel organizesiyle birkaç kişi Risale okumaya devam ederler.

Said Nursi okumaları Cemil Meriç’in kaleminde billurlaşır ve ifadenin şahikasına ulaşır. Nihayet Kırk Ambar’da (s. 417,420) şu notlar geleceğin nesline ulaştırılmazk üzere tarihin arşivine emanet edilir:

İslâmiyet için fazla kurcalanmaması gereken bir sır, kader. İnsan zekası bu içinden çıkılmaz muamma karşısında apışıp kalmış. Hiç kimse bir zerre aydınlık getirememiş. Hayyam,“..efsâne söylediler ve uykuya daldılar.” diyor. Neyzen, ‘Çözemez kimse bu dünya denilen kördüğümü.’ Efsâne veya şarkı.. Herkesin başka başka anladığı bir avuç kelime. Bu meçhûller ummânında tek pusula: İman. Ama iman da bir hidayet-i İlâhîye. Yani inanmakta da hür değiliz. …

            Bu karanlık mefhuma yeni bir aydınlık getirmek kimin haddi? 

             Said Nursi, İslâm irfanının cihanşumûl hakîkatlerini küçük bir Risalede toplamış. (Kader Risalesi, 26.Söz.) 

            Üstad, şimşek pırıltıları ile aydınlanan bu karanlık bölgelerde büyük bir güvenle dolaşıyor. Üslûb kesif ve izahlar inandırıcı. Asırları kucaklayan bir tefekkürün çağdaş idrâke seslenişi, yaralanan bir idrâke, yabancılaşmış bir idrâke. İrfanımızın madde-i asliyesi olan bu fikirleri ne kadar anlayabiliyoruz?  Heyhat; ne meselenin kendisine âşinâyız ne mefhumlara.

            Said Nursi çok daha aydınlık, çok daha inandırıcı.

Ne yazık ki ziyaretimin aynı yılında Cemil Meriç rahmetli oldu, Şerif Mardin ise çalışmasını ikmal ederek sonraki yıllarda neşretti.

            Cemil Meriç’e rahmet ve Mehmet Soslu Ağabeyimize sağlıklı uzun hayırlı bir ömür dileriz.

Mehmet Çetin

09.08.2018 Yeni Foça İzmir

[1] Mehmet Soslu ile bu mülakatımız 09.08.2018 günü kayıt altına alarak yapılmıştır.

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir