İhlâs Risalesinin yazılmasını hazırlayan sebebler 1

İhlâs Risalesi Okumaları 1

Risale-i Nur Külliyatı’nda ihlâsı konu edinen iki adet risale vardır.

Yirminci Lem’a’da, kişinin dışındaki meseleler, Yirmi Birinci Lem’a’da ise kişinin iç âlemine, terbiyesine bakan hususlar işlenir. Bir başka ifade ile birincisi afakî, ikincisi de enfüsî âlemin tedbir ve tanzimine müteveccihtir.

Bu iki Lem’a’nın geldiği bir önceki kaynak, On Yedinci Lem’a’nın On Yedinci Notası’dır. Yirminci Lem’a On Yedinci Nota’nın İkinci Meselesi, Yirmi Birinci Lem’a ise Dördüncü Meselesidir.

On Yedinci Lem’a ise doğrudan Zühre’den gelmiştir.

Zühre, Eski Said Dönemi Eserleri’nden olup 1921 yılında telif edilmiştir. Bu tarihten on iki sene evvel (1909) Üstad, “İnayet-i Rabbaniye ile marifet-i İlâhiyede bir hareket-i fikrîye ve bir seyahat-i kalbîye ve bir inkişafat-ı ruhîyede tezahür eden bazı lemaat-ı tevhidîye” ye dair hakikatleri o zaman Arabî olarak not almış. Daha sonrasında da dost ve talebelerin ısrarlı talebi ile Türkçe’ ye tercüme etmiştir.

Molla Said, eski ilimlere dair pek çok eser okur ve mühimlerinden doksanını hıfzeder. O devrin ileri gelen tekke, medrese ve mektepleri bildiği ve oralarda yaşadığı gibi onların aralarındaki eğitim ve öğretim problemlerinin de farkındadır.  Yıllardır esaslarını tesbit ettiği eğitim konularının ikmali ve geçmişteki kusurların tashihi için geliştirdiği eğitim kurumu olarak Medresetü’z Zehra’yı hayata kazandırılmasını hedefler. Ancak bu diriliş için damardaki kanı faal tutacak, aktivitesini yüksek kılacak bir harekete geçirici arar.

O, halkın arasından gelen, onlarla yaşayan birisidir. Ehl-i imanın hem uhuvvetini sağlayacak ve hem de ferdin hususî dünyasına âmir olacak bir yüksek duygunun ikamesinin can damarı hükmünde motorize güç, muharrik bir unsur arar.

Bu arayışlı yıllarda Birinci Harb-i Umuminin ızdıraplı serencamı geçer. Osmanlı yıkılır, Türkiye Cumhuriyeti kurulur. İlk Meclisteki tatsız hadiseleri yaşar ve Nebevî ikazla inzivaya çekilmek üzere Van’a gider.

İnzivada iken iç ayaklanmalar başlar. Onu da bulaştırmak isterler. Ne kadar ihtilâlcilerle beraber olmadığını anlatsa da, plân yapılmış olup unutulması ve ölmesi niyetiyle Barla’ ya sürgün edilir.

Gelin görün ki İlâhî kaderin muradı başka idi. Burada sessiz ve sedasızca Kur’ânî hakikatleri telif etmeye başlar. İslâmî âdetlerin yasak edilmesinin yanı sıra harfleri de yasak. Ancak talebeleri bin kalemle Nur Risalelerini yazarak çoğaltırlar, neşrederler.

Bin kalemin içerisinde pek çok fıtrat ve mizaç var. Benzer mizaçlar bir araya gelerek gruplar oluşur. Zira insanın olduğu yerde rekabet ve mizaç farklılığı olacaktır. Bunlar ısrarlı tembihlerle terbiye edilerek istikamet kazandırılmalı ki bünye içerisinde zafiyete sebeb olmasın.

Gül ve Nur Fabrikaları sembolik olarak Üstad tarafından mültefîtane verilen ama aslî hizmeti ihsas eder manaların yüklendiği ve fakat iki farklı mizacî yapının mana-yı harfî isimleridir.

Gül Fabrikası, Hüsrev Altınbaşak; Nur Fabrikası, Hafız Ali Ergün Ağabeylerin şahıslarında temerküz eden iki farklı mizacı temsil eder.

Kendisinden sonra Risale-i Nur’ları yazmaya başlayan ve üç ay gibi kısa sürede yazıdaki fevkalâde kabiliyeti ile öne geçen Hüsrev Altınbaşak’a olan gönülden tebrik ve takdir duygularını Üstadının suali üzerine cevab vererek “Baktım ki, Hâfız Ali kemal-i samimiyet ve ihlâsla, onun tefevvukuyla iftihar etti, telezzüz eyledi.” diye Üstadına not düşürür.

Lâkin bünyede oluşan rekabet, Üstadı endişelendirir ve Eski Said döneminden gelen bilgi ve problem birikimleri bilinen İhlâs Risalelerinin telifine sebebiyet verir.

Mehmet Çetin

24.10.2018 Yeni Foça İzmir

1 Yorum

  1. Mehmet Soydan kardeşimizin yorumu:
    Es-Selâmu Aleyküm Mehmet ağabey.
    Bugün yayınlanan yazınızda, “Gelin görün ki İlâhî kaderin planı başka idi.” diye bir cümle kullanmışsınız. Hüsn-i niyetinizden zerre şüphe etmiyorum. Ama Allah celle celâlühu sonsuz ilim ve kudret sahibidir; bir işi tasarlamaktan, plan yapmaktan münezzehtir. İsterseniz yazınızda düzeltme yapabilirsiniz.
    Allah razı olsun.
    ***
    Mehmet kardeşime teşekkür ediyorum. Bahsettiği kelimeyi “muradı” olarak tashih ettik. Böylesine müdakkik kardeşleri ihsan eden Rabbime şükürler olsun, iyi ki varsınız. M.Ç.

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir