Hz. Yusuf’u(as) kuyuya atan kardeşleri idi!

Hayırlı işlerin çok muzır manileri olur, şeytanlar o hizmetin hâdimleri ile çok uğraşır. Hizmette muvaffak olamayan, muvaffak olanların ayağına çelme takarak onların önünü kesmek ister. Sevgi ve beraberlik anlamındaki genel kabullerde, istediğini yakalayamayan, birbirine muhabbet ve ihlâsla sarılarak hizmet edenlerin arasına fitne sokmaya çalışır. Fitne sokan da uzakta olan değil aksine yakında olandır. Taş uzaktan gelmez. Zira Yusuf ‘u (as) kuyuya atanlar kardeşleri idi.

Cemaat içerisinde nifak ve şikak, kin ve adavete sebebiyet verilen duyguların arka cephesinde tarafgirlik, inat, haset ve nihayet kıskançlık ana merkezli muvaffakıyetsizlik vardır. Bu insanların hangi ruh hali tahlil edilirse edilsin, temelde adı değişik olan, farklı ama meşru olmayan maksatlar peşinde olma hali ve bir yerde kuyruk acısı gibi vahim izler görülür.

Muvaffak olmak aslında bir ihsan-ı İlâhî iken, hâdiselerin heyecanı içerisinde unutuluverir veya enaniyet bu gerçeği gizler. O kötü vaziyetin evvelinde muhterem kardeşimiz enfüsî muhasebesini derinleştirmeli idi. Sebep ve hâdiselerin ana rolü aldığı imtihan dünyasında kötü karakter oyuncusu olmayı, elbette doğrudan kimse istemez ama gelişmelerin seyri, hâdisenin içine itiveriyor. Farkına vardıklarında ise dönülmez yollar aşılmış oluyor. Aslında bu da nefsin bir oyunudur. Her nev’i isyanın, şirkin geri dönüşü, tövbesi mümkündür, zira güneş, henüz batıdan doğmadı.

Düşmanın attığı taştan ziyade dostun attığı gül, baş yarar. Kenan ilinde, hariçten fesatçı aramaya gerek kalmamıştı. Kıskançlık, asırları aşan şeytanî bir duygu idi. Kıskançlık ahtapotunun kolları çok ve uzundu, her arızalı kişilik sahibi bu gövdede bir kol idi. Olsun, kitabına uygun bir çare bulunmalı idi. Saygısızlık, hakaret, su-i zan, iftira ve gıybet sıradanlaştırıldı haklı gerekçelerle. Bunlar aysberkin görünen kısımları değil, dalgalı hâdiselerle zaman zaman su yüzüne çıkan kısımları idi. Dipte, aşağıda benliğin derinliklerinde daha sıkıntılı ve tehlikeli olan kısımları var idi ki yukarısındaki vakıaların kesreti bastırıyor, yukarı çıkarmıyordu. Ama bir şekli ile alâmetini tabiatı icabı tezahür ettirmeli idi. Bu sefer de bazı zayıf ve hassas mizaçlar, çabuk tahrik olanlar, dengede biraz sıkıntılı olanlar bu kanalizasyon için istimal edildi. Önce onlar sözde haklı delillerle ikna edildi, esasen tahrik edildi. Bunlar müteharrik-i bizzat değil bilvasıta idi. Etken değil edilgen nevinden. Olsun, bunlar daha kolay kullanılırdı, hem de maliyetsiz. Nitekim kullanıldı, tahrik edilerek. Şimdi hedef, hizmetin ve şahs-ı maneviyi temsil eden manânın, kuyuya atılması zamanı idi. Ancak böyle kurtulmak mümkün idi zira Şem’un ve Yahuda da böyle demişti. Onlar kuyuya atılmalı idi ki, Yakup kendilerine dönsün, muhtaç kalsın, plan bu idi. Ancak bu zayıf kişiler, diğerlerine teklif-i hüccet ettiler, nifak tarafına delil vererek, fitnenin azmasına yardımcı oldular, ne yazık ki farkında değiller, neye alet edildiklerinin de.

Uzayıp giden veya gidecek gibi olan fitne hâdiselerinde neler yapmalıyız?

Evvelâ itidal-i dem ve sarsılmamak ve adavete, gıybete ve dedikoduya girmemektir. Hiddet ve tehevvürle ve mukabele-i bilmisille karşılık verilmemelidir. Suimîsal emsal olamaz. Yalnız kendimizi müdafaa için; musalâhakârâne, medar-ı itiraz noktalar, ehline ve muhatabına anlatılmalıdır, başkasına değil ki gıybet ve dedikoduya sebep olmasın. Bünye içerisinde kangren olmaya yüz tutacak şahıs ve hâdiselere karşı dikkatli olmak elzemdir. Daha büyük şerrin gelmemesi için küçük şerrin mecburen tercihi noktasından fitne verecek uzvun irtibatının kesilmesinde de maslahat vardır ki daha azamüşşer ile karşılaşmamak için ehvenişşer ihtiyar olunur kaidesi gereğidir.

Ve şundan emin olunmalıdır ki bütün kuvvetimiz, hakta ve ihlâstadır, meşveret ve şûrâdadır. Haklı şûrâ, ihlâs ve tesanüdü netice verir. Yeter ki meşverete hakkını verelim, meşruiyetine hassas olalım. Meşvereti de; mutedil, meselelere hâkim ve hakîm arkadaşlar, hakkını vererek müşavere etmeliler. Zira yapılan hatalardan birisi de meşveretin hakkıyla yapılamamasıdır. Her nev’i istibdatların kaldırılması ancak meşveretin hakiki hâkim kılınması ile mümkündür.

Yapılan fitneler hizmete bir zulümdür. Zulüm devam etmez ama fitne ne yazık ki devam eder.  Bize, hikmet ve basiretle hareket etmek ve sabır ile beraber metanet, sadâkat ve tesanüd düşer. Meşveretin dışındakilere kalben bile meyletmemek gerekir. Bu zamandaki dehşetli cereyan ve cihanı sarsacak hâdiseler içinde nihayetsiz fedakârlık taşımak gerektir.

Ve o zaman, müttehid ve ihlâslı ellerin uzatılmasıyla kurtarılan Yusuf’u (as) göreceğiz inşaallah.

Mehmet Çetin

05.05.2016 Bostanlı İzmir

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir