Evlâdı olanlarla hasbihâlim var, üzerine

Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin, meselâ Sözler’in başında zikredilen “Nefsimle başlarım” zaviyesinden hareketle tecrübeler ve vakıalar, şahsımızın üzerinden yansıtılarak okuyucu ile hasbihâl edilmektedir.

Ki, bu bir üslûptur ve nihayetinde bir tercihtir. Yeter ki ene/benlik konuşmasın, anlatılmak istenen manaya dikkat çekilsin.

Aile ve dostlarım üzerinden anlatmak istediklerimizi naklederken meseleyi özelden genele yansıtılan nüktelerden ibret çıkarılması, muradımızdır.

Söz konusu “Evlâdı olanlarla hasbihâlim var” yazımız da bunlardan birisidir.

İşinden yorgun eve gelen kızım (ya da herhangi birimizin evladı) boynum(uz)a sarıldı.            Umumi ahvalinden de rahatsız(ız)ım. Bu ahvalim(iz), kucaklaşmam(ız)da belli olmuş. Sitem etti, savunurcasına.

İşte bu hissiyatımın satırlara dökülmüş hâli, öyle zannediyorum ki bazılarının derdinin ifadesi manasını da aksettiriyor. Ki, bu ve zaman zaman bu nevi yazılarımızla ilgili okuyucunun geri dönüşlerindeki[1] üzüntülü paylaşımlar ve benzerî mevzuların yazılmasının ısrarlı talebleri,  bizi bu çeşit enfüsî ve mahremmiş havasındaki yazıları yazmaya sevk etmektedir. Bunu da hususî alana bir hizmet bilip, şuur ve sorumlulukla yapıyoruz.

Nefis, fıtratı icabı kötü şeyleri teşvik eder. Sözde “yapma” fonksiyonlu cüz-i ihtiyârî, insanın eline verilmiş. Dost canibinden vicdan ve kalbin müsbet ikaz ve yardımı ile düşman cepheden ise içeride nefis dışarıda şeytan ve şeytanîlerin saptırmalı tahrik ve teşvikleri irade sahibinin duygu ve aklını yönlendirirler.

Bu esastan hareketle, fıtratın temelindeki nefsin, kontrolsüz ihtiraslarının; eğitim ve terbiye ile bastırılıp, kontrol altına alınması gerekir. Aksine sınırsız hürriyet anlayışı, kontrolsüz bir davranış biçimidir, zarar verir. İşte buna dikkat çekmek isteriz.

İnsanın en verimli dönemi olan gençlik ve yetişkinliğin önündeki yılların geçici güzelliklere kaptırılmasının, sonraki yıllarında hasar ve hüsrana dönüşeceğine de dikkat çekmek isteriz.

Vakıaya dayanan gerçek şu ki ne kadar nasihat çekilirse çekilsin, insan, bildiğinden şaşmıyor, hatayı yapıyor, testi kırılıyor ve sonrasında da “ben ne yaptım!” ile ağlamasına da dikkat çekmek isteriz.

Meğer başa gelen hâller; kişinin hür iradesiyle dolaylı dâvet ettikleri imiş, bu hakikate de dikkat çekmek isteriz.

Yukarı düğmesi ile yukarıya, aşağı düğmesiyle aşağıya inildiği gerçeğini örtercesine yapılan savunma görünümlü çırpınış hareketi, nefsin müdafaası babından olup, akıl sahiplerince dikkate alınmadığını da demek isteriz.

İrade zayıflığı, bilimsel muknî ifadelerle süslense de vicdana dürüst olmanın, en doğru olanı olduğunu söylemek isteriz.

Önceki makalenin, şimdiki makaleye mukaddem, şimdikinin de öncekine muhtasar olmasının da bir kader olduğunu ama yaşanan karşılıklı soru-cevaplı sıkıntıların ise kaderî bir tecelli olduğunu da demek isterdim.

İşte ailem içerisinde evlâdlarıma; mes’uliyeti ikaz, hedefe işaret babından “oğlum” yerine “babam”, “kızım” yerine “annem” ifadelerini bilerek ve ama bu duygu dolu, şuur yüklü iki munis kelimenin hayat parolası yapılmasına da dikkat çekmek isterdik.

Zahirde sıkıntılı, esasta manalı bu ifadelerin tekraren yazılması ve neşredilmesinin hak işgaline girmesi sebebiyle, okuyucuyla bir kere daha helâlleşmeye mucip olduğuna dikkat çekerek, hakkınızı lütfen helâl ediniz, deriz.

Mehmet Çetin

01.01.2019 Bostanlı İzmir

[1] Mesela bir kardeşimiz: “ yazınız çok duygu yoğun. Yanlış anlaşılmadan korkma. İlk taşı günahsız olan atsın.” , bir başkası da “ söyle kardeş söyle ki o konuda yüreği yananlara istiğfar vesilesi, işin başında olanlara da tecrübe nasihati olsun.”, derler.

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir