Zerrât-ı vücûd tâifesi

Avatar photoPosted by

Na’büdü Mütâlaaları-2

Fâtihanın beşinci kelimesinde okuduğumuz  na’büdü mütalâasında ilk tâife vücudumuzdaki zerrât ve havâssımızdır.[1]

Hayretimizi çeken, zâhiren küçük, ama hakîkaten, vazîfeten ve keyfiyeten büyük bir âlem olan vücudumuzun zerrâtı, bütünüyle zâhiri havâssımıza varıncaya kadar tâife tâife ubûdiyet vazifesi ve şükran ile meşgul muazzam; dışarıdaki âlemden daha muazzam bir cemaat, mevcûdiyeti ile karşımızda. Daha doğrusu içimizde ve biz onun içindeyiz.

İşte bütün zerrelerimiz, bütün duygularımız Hâlıkımızın rubûbiyetine karşı itaat ile istiânelerini ve  ihtiyaçlarının karşılanması için lisan-ı hâlleri ile hep beraber  istiâzelerini yaparlar. Bu şekli ile Rablerinin emir ve iradesi istikametinde hareket ettiklerini ifade ederler. Her anda dahi Rablerinin inâyet ve rahmetine muhtaç olduğunu izhar ederler.

İnsan vücûdu hakikaten büyük bir zerrât taifesi. Bu tâifedeki her bir zerrâtın vazifeleri ile yaptıkları ve istimal edildikleri işler fevkalâde hayret vericidir. Böylece keyfiyeten büyük bir âlem olan vücûdumuzun zerrâtı ile bilinen, görünen havâssımıza varınca kadar bütün tâife ubûdiyet-i İlâhiye içindedir. Bu şükran ibadeti ile meşgul olan muazzam vücûddaki tâifeler ise dışımızdaki o büyük âlemden daha muazzam bir cemaattir, âdeta.

Evet âdeta;“bir küçücük kâinat hükmünde o cemaat-i uzmada her bir arkadaşımın cesedi gibi benim cesedimdeki zerreler ve kuvveler ve duygularım dahi Halıkının rububiyetine karşı itaat ve ihtiyaçlarının lisan-ı haliyle “iyyake na’büdü ve iyyake nestaîn” diyerek emir ve irade-i İlahiyeye göre hareket ettiklerini ve her anda Halıklarının inayetine ve merhametine ve yardımına muhtaç olduklarını gösteriyorlar”[2]

İşte esasında zerrâttan mürekkep  insan vücûdu kendisini teşekkül eden zerrâtın şahs-ı manevisi namına, yani kendindeki bütün zerreler, kuvveler ve duygular namına Hâlıkının, terbiye ediciliğine mukabil itaati ve aynı zamanda ihtiyaçlarının da lisan-ı haliyle “Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım dileriz.” diye taleb, dua ederek Rabbinin emir ve iradesine göre hareket etmesi gerektiğini ve ettiğini, her anda Hâlıklarının inâyetine ve aynı anda merhametine ve yardımına muhtaç olduğunu görmesi manâsı ile zerrâttan mürekkep vücûd tâifesi âdeta ibadetini yapıyor.

Vücûd tâifesinin zahiri kendisidir. Batını ise maddi ve manevi cihâzatdır. Midenin içindeki bir kısmı ve bu kısmın teşekkülündeki zerrât; midenin bütünündeki zerrât ile beraber iç organlarımızdaki zerrât ve nihayet bütün vücuddaki zerrât tâifesi, mütedahil dairelerden teşekkül eden kocaman bir şahs-ı manevi tâifesi olarak karşımızda, yanımızda yani içimizdedir.

İçimizdeki bu taifenin his ve havâss dairesi ise daha dikkat çekicidir. Tesbitinde zaman zaman aciz kaldığımız bu havâssımız bizi manâ âlemlerinde seyâhat ettirir. Bizim beş veya on olarak bilidiğimiz ancak Üstadın yirmi  tesbit ettiği bu hislerimizin en genişlerinden kalb ve hayâl başlı başına sınır ve had konulamayanlarıdır.

İşte bu kalb ve hayâl alemimizdeki tâifeler, ne kadar da dışarıdakilerin içeride tersimi, tasavvuru da olsalar yine de içimizde değiller mi bu hayâlleri ile?

Dilimiz, burnumuz, kulağımız, gözümüz, elimiz vs gibi uzuvlarımız ile afakî âleme temas eder, enfüsî âlemde tefekküre ederiz.

Bir çiçeği koklama temasının sonrası tahakkuk edenler; işittiğimiz sesin kendisinin vücudumuzun dışarısındaki ve içerisindeki halleri ve hakeza bütün bunlarda istimal edilen zerreler, âlemler, tâifeler ile hep beraber her şey için “iyyake na’büdü ve iyyake nestain” manasının tecellisinde ne kadar güzel ve münasip mâsadak oluyorlar.[3]

İşte zikredilen bu zahiren küçük ama mükemmel “dairede, kalbim(iz)deki lâtife-i Rabbaniyem(iz), ‘Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz.”o cemaat namına diyor.”[4]uz. Böylece vücudumuzdaki maddi ve manevi zerrât âdedince ve onlar namına istiâne ve istiâzeyi ifade etmiş oluruz. Bu da kâinatın halifesine layık ve şayeste bir vaziyet olur.

Na’büdünün bu ikinci taifesinin mütâlaası bizi vücûdumuzun zahirinden batınına; batınının batınından en zahirine kadarki halkalarında, cesedimizin cüz’ünden küllüne aynı zamanda da küllünden cüz’üne varıncaya kadar teşekkül eden tefekkür dairelerinde seyahat ettirdi.

Haza min fazli Rabbi…

Mehmet Çetin

22.10.2010-Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir

 

 

 


[1] İşaratü’l-İ’caz, B.Said Nursi. Sh.42

[2] Şualar, B.Said Nursi, sh. 958

[3] Kokunun kendisi ve naklinde istimal edilen Allahu â’lem esir maddesine varıncaya kadarki malzemelerden teşekkül eden zerrât ile ve bu zerrâta muhatab olan  insan beraberce iyyake na’büdü veiyyake nestâin derler. Aynen bunun gibi kulağımıza gelen sesin teşekkül ve tahakkuk malzemeleri, kulak ve muhteviyatı, beyin ve muhteviyatı, vs. bunların hepsi ve vekâleten insan  beraberce iyyake na’büdü veiyyake nestâin derler. Böylece havâssımızın bütününe teşmil edebileceğimiz tefekkür ile marifetullah mümkündür.

[4] Mektubat, B.Said Nursi, sh.669

One comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir