Sebep sonuç ilişkisi ve kader

Avatar photoPosted by

Sebep sonuç ilişkisi ve kader

İlliyyet, her hâdisenin bir sebebi olduğunu ifade eden felsefî ve kelâmî bir terimdir.

İllet kelimesinden türetilmiş karşılığıdır. Her hâdise bir sebebin sonucudur. Dolayısıyla sebep sonuç konusunda sebeplilik ilkesi, aklın gereğidir.[1]

Özü itibariyle her malûlün bir illeti, her olayın doğrudan veya dolaylı bir sebebi bulunduğunu anlatan illiyyet ilkesi, Allah’ın kâinatı yaratıp yönetmesinin yanı sıra insanlara ait fiiller üzerindeki tesiriyle irtibatlı olup tabiatçı felsefenin lehinde bir delil olarak kullanıldığı gibi kelâm âlimlerince de konu edilmiştir. Bilimin temelini teşkil eden illiyyet ilkesi, varlık ve olaylara rasyonel bir yorum getirebilmenin de vazgeçilmez esasıdır. Allah’ın kâinatı zorunlu bir sebep-sonuç ilişkisi düzeninde yaratıp yönettiğini kabul etmek, gaye ve nizam delilinin geçerli olabilmesi için de gereklidir.[2]

Nedensellik ilkesiHer şeyin bir sebebi vardır, aynı sebepler aynı şartlar altında aynı sonuçları doğurur şeklindeki ilke, illiyyet prensibi.[3]

Determinizm, kâinatta olup biten her hâdisenin maddî veya manevi sebeplerin zorunlu sonucu olduğunu ileri süren felsefî doktrin. İlliyyet ile yakından alâkalı olan determinizm, sebebin, sonucu zorunlu olarak belirlediği veya gerektirdiği, yani sebep ile sonuç arasındaki bağın zorunlu olduğu düşüncesine dayanmakta ve bu düşünce her hâdisenin bir sebebi olduğu şeklinde ifade edilen illiyyet fikrini bir ilke hâline getirmektedir. Kelâmcılar cebir ve kader kavramları yüzünden insan iradesine yer açmakta güçlük çekerken, İslâm filozofları evrensel determinizm fikriyle İlâhî iradenin yeterince vurgulanmasında güçlük çekmişlerdi.[4]

İlliyyet, her sonuç bir sebebe binaen olur, esasına dayanır. Determinizm ise, sebebin, sonucu zorunlu olarak gerektirdiği ilkesine dayanır. İki görüşün benzerliği yanı sıra determinizmde sonuç, sebebin eseridir.

Kelâmcıların tartıştığı ve Kader Risalesi’nde de geçtiği üzere “Tüfek atmasaydı, adam ölecek mi, ölmeyecek mi?” tartışmasında, vakıaya göre adamın ölmesinin sebebi, tüfeğin atılmasıdır. Bununla ölüm vakıasına; sebebiyet/illiyyet ve nedensellik noktasından izah getirilir. Determinizm zaviyesinden ise, tüfek ve tetiği çekmek gibi sebepler, zorunlu olarak ölüm sonucunu verir, denilir.

Söz gelimi yağmur yağmasaydı ekinler yeşermeyecekti gibi ‘olmasaydı, yapmasaydı’ kelimelerle sonucu, sebebe zorunlu kılan ifadeler, kader inancı noktasından doğru bir ifade değildir.

Karıştırılan bir başka nokta da sonucu sebebe mecburî bağladığı için iki vakıayı tek kader olarak algılanmasıdır ya da kaderin, sebeb ile sonuca ayrı ayrı baktığı yanılgısıdır. Bu bakış açısı, kaderin sahibi olan Allah’a acziyet vermeye gider. İkisine bir ve beraber bakabilme var iken bunun haricinde düşünmek, iki şeye taallûku kavrayamamak demektir.

Diğer taraftan bu âlemde olan biten hemen her şey sebepler eliyledir, zira Allah’ın izzet ve azameti, sebepleri perde makamında gerekli kılarken, tevhid ve celâl noktasında da onların icada yetersiz olmalarını kesinlikle şart kılar.

Mehmet Çetin

28.11.2022 Yeni Foça İzmir

 

 

[1] İlhan Kutluer, https://islamansiklopedisi.org.tr/illiyyet

[2] Yusuf Şevki Yavuz, https://islamansiklopedisi.org.tr/illiyyet#2-kelam

[3] http://lugatim.com/s/NEDENSELL%C4%B0K

[4] İlhan Kutluer, https://islamansiklopedisi.org.tr/determinizm

4 comments

  1. Hüseyin Keskin’in yorumu:
    Sebeplerin ve hikmetinin yeri olan su fani dünyada yaşayışımızın dini yaşama ve temsil noktasında elbette sorumluluğumuz var çünkü Allah
    “Siz layık-ı veçhiyle dini yaşasanız sizi hiç rahatsız etmem siz uykuda iken yağmur gündüzünde güneşli havada rızkınıza çalışırsınız.” buyuruyor.

  2. Tebrikler, harika tesbitler. Risale-i Nur’un kazandırdığı feraset budur işte. İlim de bilim de Müslümanın yitik malıdır. Ancak bir Müslüman bilimin mahkumu olamaz. Onun asıl bağlı olduğu ilimdir yani realite değil hakikattir. Bilim sebep sonuç yani nedensellik zaviyesinden bakarak realiteyi yakalar. İlim ise olayların arka plânındaki asıl hakikati, murad- ı İlâhiyi, hikmeti keşfeder. Hatta realitede görülen şey, hakikattekine ters olsa da o hakikati kabul eder bunda başka bir hikmet vardır, der ve iman detektörünü buna göre çalıştırır. Cenab-ı Hakkın icraatlarında birçok isim ve sıfatı kombinasyon halinde ve tam bir uyum içinde hikmetle icraatları müşahede edilir. Meselâ kâfirlere bir damla su bile vermemesi gerektiği reel bir doğru çıkarım olarak görülmesi bilimsellik olarak algılanırken İlim zaviyesinden işin hakikati nedir? Rab ismi ve Rahman ve Rahim sıfatlarına ve bir de Âdil buna ekleyip hadiseye bakarsanız HİKMETİ ve HAKİKATİ görmek nasibine erişirsiniz. Yani Allah, determinizmin şart koştuğu gibi Âdil sıfatı gereği o kâfire bir damla su vermemesi gerektiği sonucuna Allah’ı mecbur etmek gerekirdi. Hâlbuki hikmeti ve rahmeti gereği rızıklarını kesmiyor. Yani Allah, sıfatları gereği o hikmetleri takarak icraatını yapar. Ama o sıfatlarının da mahkumu ve mecburu değildir. Ki, bazı hadislerde istisnai olarak da ona ilim ehli bunu müşahede eder.

  3. Rafet Kalyoncu
    Öyle de Cenab-ı Hak, hadiseleri sebeplere bağlamış. Sebeplerin arkasındaki hikmet ve kudret elini herkes göremez.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir