Nur’un iki rüknü nazlanmamalı!  

Posted by

                                                                                            Şahs-ı manevî tahlilleri-5

Risale-i Nur’un Barla ve civarında neşri, Hafız Ali Ağabey ve Hüsrev Ağabey olmak üzere iki şahsiyet üzerinden başlar.

Bu iki mühim şahsiyetin kendilerine mahsus vasıfları olduğu gibi, teşekkül ettirdikleri hizmetlerindeki farklılıkları ile bütünlük arz ederler. Nur ve Gül Fabrikaları’nın sahip ve hizmetkârları baştaki gözler gibi iki farklı gözle bakar ama bir ve aynı görür. Lâkin aradaki hususiyet farklılıklarını iğfal ederek bir ruh hükmündeki birlik ve beraberliği ifsad etmek isteyen hem müfsidlerin plânları ile hem de kendi iç dünyalarındaki duygularının tahriki ile iki rükün nazlanma makamına düşer. Böylece hem içeriden ve hem de dışarıdan “dehşetli bir parmak” ile ifsad yapılır ve şahs-ı manevî incinir.

Genişleyen Nur’un hizmetine farklı kabiliyetler girer. 14. Şua’nın 34. Mektubunda Hüsrev, Mehmed Feyzi ve Sabri Ağabeylere hitaben “hiçbir şey sizi birbirinden ayırmayacak biliyordum.”, şeklinde yapılan müthiş ikaz, o ağabeylerin şahsında istikbaldeki muhtemel karakterleri temsilen yapılmış bir ihtardır.

Tesanüd sarsıcı hadiseyi; “Vâllahi bu hadisenin bizim hapse girmemizden daha ziyade Kur’ân ve iman hizmetimize –hususan bu sırada- zarar vermek ihtimali kavîdir.”, diye çok ender kullandığı yemin ile ikaz eder. “Nurun erkânlarını birbirinden soğutmak için resmen bir iş’ar  var.”, gibi çok açık olarak hem hedef, hem gerekçe ve hem hiç de gizli olmayacak şekilde fail belirtilir.

Ve On Dördüncü Şua’nın 25. Lâhikası’nda “bilhassa Nur şakirtlerindeki dehşetli sıkıntılara, zaman üstü bağlamında işaret çekilir. Ta ki bütün zamanlarda olacak yansımalarına karşılık “en tesirli çare, birbirine teselli ve ferah vermek ve kuvve-i maneviyesini takviye etmek ve fedakâr hakikî asıl, gerçek kardeş gibi birbirinin gam ve hüzün ve sıkıntılarına merhem sürmek ve tam şefkatle kederli kalbini okşamaktır.”, reçetesindeki ilâçlar düzenli kullanılsın. Aksi takdirde “ Mabeynimizdeki hakikî ve uhrevî uhuvvet, gücenmek ve tarafgirlik kaldırmaz.”, olan kötü sonuç, her ihtilâfın ardından gereken ders alınamıyorsa sözün bittiği, musibetin başladığı noktayı gösterir, Allah muhafaza.

İşte o zaman “Bir de öyle bir fitneden sakının ki o içinizden yalnız zulmedenlere dokunmakla kalmaz, hepinize şamil olur. Biliniz ki Allah’ın cezalandırması şiddetlidir.” (Enfâl, 8/25), dehşetli işaretle kıyametlerin kopmasına gerekçe hazırlanır.

Her zaman ve zeminde zuhuru muhtemel ihtilâfa karşı kesin olarak çare “gayet cüz’î ve geçici ve ehemmiyetsiz hissiyatınızı feda etmeye mükellefsiniz”, talimatına uymaktır.

Hemen her ihtilafın serseri kurşunu “cüz’i, geçici, ehemmiyetsiz hissiyat ”tır. Rekabet ve tenkit kollu hâkimiyet hissi, en kıymetli değer ve kavramı yer bitirir. Kavramını yitiren konumunu da kaybeder. Böylesine zararlı bir vasfa sahip duygularla hareket, evvelâ sahibinin, sonra diğerlerinin “Nur dairesinden ayrılmak ihtimali var”, acı geleceği unutulmamalı.

“Nurun iki rüknü zahirî birbirine nazlanmak ve teselli yerine hüzün vermek olan ehemmiyetsiz hâdisenin,”, evvel âhir çaresi ayet ve hadisin emrinden ve Üstadımızın Risale-i Nur’daki izahlarından anlaşıldığı üzere meşverete şartsız şekilde kanaat edip teslim olmaktır.

İhlâs ve tesanüdü netice veren haklı şûra; tahribatçı muzır insanlara sed, nihayetsiz ihtiyaçlara çare olur. Zulmetmemek ve zulme düşmemek, kâmil imanın parıltısıdır. Risale-i Nur ile takviye edilerek tahkikî olan imandan gelen dayanak ve imdat kuvvesi; insanın şahsî hayatına kuvvet olduğu gibi cemaat ve cemiyet hayatına da o meşveret destek olur, müfsidler durdurulur, ihtiyaçlar karşılanır. Sulh ve sükûnet sağlanır.

“Ancak Senden yardım ister ve ancak Sana ibadet ederiz”, derken samimiyet ve sadâkat ile sıddıkıyet yitirilmemeli. Madem O’ndan istiyor, O’nun için yapılıyorsa diğerleri cüz’i, geçici, ehemmiyetsiz hissiyat olduğunu bir kere daha düşünüp, Nur’un ayarlarına dönülmeli.

Mehmet Çetin

30.06.2020 Yeni Foça İzmir

One comment

  1. Rafet Kalyoncu Ağabeyin yorumu
    Allah razı olsun, hüsnü niyetinizle meseleyi gayet mülâyim bir üslupla güzelce ele almışsınız..

    Heyhat mesele sadece nazlanmakla kalsa hiç dert olmazdı.
    Ne çare ki, günümüzde bazıları kendi siyasî tercihlerine uymayan dava kardeşlerini düşman belleyip onları cemaatten ayrılmakla itham etmektedirler.

    Bunu yaparken de Risalelerdeki bazı pasajları hiç ilgisi olmadığı halde iddialarına delil göstermekten çekinmemektedirler.
    Esasen Fatiha’daki o ayet tam tersine başkasına minnet etmemek gibi duygunun gerekçesi olabilir; onun yerine uhuvvetle ilgili ayet mevzu ile daha münasiptir diye düşünürüm.

    Bir de şu gerçek var;
    Bu ihtilâf meselesi insanın tabiatında olan bir şeydir. Nurculuğa yada Nurculara münhasır bir şey değildir.
    Malûm Adem Peygamberin çocukları arasında başlamış kıyamete kadar da devam edecektir.
    Sahabe arasında bile çok fecî hadiseler vuku bulmuştur..
    Devlet ve kanun otoritesi olmasa bu insanlar birbirini yer..
    Dindarı dinsizi fark etmez
    Cenab-ı Hak iyilerle karşılaştırsın..

    Yanlış olan şu ki; yukarıda arz etmeye çalıştığım hususlar göz ardı edilip, sanki bir insan Risale okur Nur talebesi olursa nefsini tezkiye edip melekleşir de ondan nefsanî bir şey sudur etmez..
    Bu algı hayâl ürünüdür, böyle bir şey olmaz..

    İnsan yine insandır..
    Zaafları vardır. Hissiyatı vardır ve de imtihan süreci içindedir..Ehl-i cennet olmaya namzettir ama henüz dünya imtihanı devam etmektedir..

    Takdir sizlerin.
    Allah’a emanet olun..

    Rafet Kalyoncu:

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir