Şahs-ı manevînin meziyetlerinden

Posted by

Şahs-ı manevînin meziyetlerinden

Bir şahıs olmayıp, kendisine bir şahıs gibi muamele yapılan, cemaati temsil eden manevî şahıs anlamına gelen şahs-ı manevî; topluluğun taşıdığı manevî kuvvet ve meziyetleri bünyesinde muhafaza eden zihniyet olarak da ifade edebiliriz.

Meziyetlerini şöyle sıralamak mümkün:

Güçlü kuvvet ve bütün kemâlâtın üstadı olan hakikat-i İslâmiyeyi kendine ana gaye edinmek. Bunun için, “Hakikî âlimler, zalim hükümdarlara karşı hak ve hakikati pervasızca söyleyen âlimlerdir.”[1], Hadis-i Şerifi mucibince İslâmî hakikatleri, hakkın hatırını yüce tutarak söylemek ve yaşamak.

Şehamet-i imaniye gereği, ne başkasına tezellül ile tenezzül etmeye ve ne de başkasının tahakküm ve istibdadı altına girmeye izzet ve şehamet-i imaniyesi bırakmaz, düsturunu rehber edinmek.

Müslümanlığın insana verdiği izzet ve şeref, terakki ve teâlînin en mühim sebebi olan izzet-i İslâmiye için vakur durmak.

Sünnet-i Seniyyeye ihlâsla riayet etmek ki en küçük bir adabını, dünyanın en mühim siyasî hâdisesinden kıymetli bilmek, üstün tutmak.

Tesanüdden hâsıl olan şahs-ı manevîyi üstad edinmek. İhlâstan sonra en büyük kuvvetin tesanüd olduğuna inanmak ve uygulamak. Her vakit ihtiyat, ihlâs, tesanüd, sebat, sarsılmamak ve vazifemizi yapmak ve “sırran tenevveret” düsturuna uymak, telâş etmemek, ümitsiz olmamak.

Cemaatteki tesanüd ile, diğer ehl-i iman ve avamın dinsizlik ve ifsada karşı dayanak noktası olmak, onlara moral vermek, istikrar ve istikamet numunesi olmak.

Hususî yorum farklılığından kaynaklanmak üzere kardeşlerini hatalı bulmak, kendini haklı bilmek, sui-i zan, tarafgirlik, damara dokunmak gibi rahatsızlıkların giderilmesi için şahsı- manevîyi üstad edinmek. Müşavere, hüsn-ü zan, itidal-i dem, uhuvvet gibi ittihad kanallarını kullanmak.

Hemen her meselede emir, Risale-i Nur’un şahsı manevîsinindir. Şahs-ı manevî hesabına çalışarak ‘ben’ yerine ‘biz’ denilmeli.

Şahıs ne kadar dâhi, hatta yüz dâhi derecesinde de olsa, bir cemaatin mümessili olmazsa, bir cemaatin şahs-ı manevîsini temsil etmezse, muhalif bir cemaatin şahs-ı manevîsine karşı mağlûp olacağını bilmek.

Zaman cemaat zamanıdır. hâkim, ruh-u cemaatten çıkmış, az mütehassis, sağırca, metin bir şahs-ı manevîdir ki şûralar o ruhu temsil eder.

Allah’ın (cc) emri, Resul-i Ekrem’in (asm) sünneti olan istişare, şûrâ, müşavere ve meşveret, görüşme, teati gibi değerlendirme ve kararlar hep şahs-ı manevî şemsiyesi altında ona destek verir, ondan destek alır bilmek ve ibadet edercesine tatbik etmek.

Bu zaman, ehl-i hakikat için, şahsiyet ve enaniyet zamanı değil. Zaman, cemaat zamanıdır. Cemaatten bir şahs-ı manevî hükmeder ve dayanabilir.

Ehemmiyet ve kıymet, şahs-ı manevîye göre olduğundan onun şemsiyesi altına girmek ve sadakatle bulunmak.

Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rıza-i İlâhîye göre sırf iman hizmetini yapmaktır. Allah’ın vazifesine karışmamaktır.

Asayişi muhafazayı netice veren müsbet iman hizmeti için her bir sıkıntıya karşı sabırla tahammül etmek.

Birisinin hatası sebebiyle yakınlarını, başkalarını hatalı bulmamak, suçlamamaktır. Dâhildeki asayişe yardımcı olmaktır. Siyasî meseleleri Risale-i Nur’un prensipleri ile değerlendirmek ve tatbik etmektir. Risale-i Nur’a zarar vermeyen siyasetçilere ehvenüşşer olarak bakıp onlara zarar vermemek.

Zaruret zannıyla zamanın ilcaatına göre hareket edenlere istikametleri için dua etmek, ilişmemek.

Benlik, enaniyet, kendini beğenmişlik gibi kötü hasletleri Kur’ân’ın Cennet pınarlarından süzülen tatlı havuzunda eriterek; azamî ihlas, sadakat, tesanüd, uhuvvet, takva, fedakârlık, şevk, metanet içerinde bulunmak.

Mehmet Çetin

29 Haziran 2021 Yeni Foça İzmir

 

[1] Sünen-i Ebi Davut, Cilt 4, Bab 17. s.124, Hadis no: 4344

One comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir