Kader mi?  Evet!

Kader mi?  Evet!

*6 Şubat 2023 depremi münasebetiyle rahmet ve şifa dualarımızla.

Başa gelen her şey, Allah’ın takdiri ve bilgisi dâhilindedir. Kılı kırk yararcasına sorumluluk duygularıyla hareket ederek, şahsî işlerinde devletin mumunu kullanmama icraatlar ile; karınca kadarınca işte bu kadar yapabiliyorum tarzındaki sorumluluk icraatları ile; ne kadar eğitim verilirse verilsin ya da verilmesin, nefsinin ve arzularının esiri olurcasına üç kâğıtçılığına kaçan, hakkını vermeyen, ehline teslim etmeyen, tarafgirâne hareket eden, din-bilim çatışmasından nemalanan, ihtilâftan beslenen icraatların da hepsi, evet, hepsi Allah’ın bilgi ve takdiri dâhilindedir.

Kabaran öfkenin meyliyle tetiğe dokunma”, kesbi kula aittir ve sorumluk taşır. Ateşlenen tüfekle maktulün ölümünü yaratan ise Allah’tır. İş bu noktada sorumluluk alanları karıştırılmamalıdır.

Deprem öldürmez, bu doğrudur. Eceli gelen, nerede olursa olsun, ölür, bu da doğrudur.[1] Zemin etüdü ve plândaki hatasıyla mimar; yapının betonundan, demirinden çalarak, işçilikten sakınarak ortaya çıkan kusurlu binası eliyle müteahhit; bunları da hakkıyla incelemeden alan kul ve denetlemede yetersiz-etkisiz kalan yetkili ya da devlet ölüme dâvet çıkarır. Ve sonra “Ne yapalım kaderimizmiş.”, der ki, doğrusu anlaşılacak gibi değil. Bu olsa, olsa yapılan hatalı davranışın sorumluluğunu kadere verme hatasıdır.

Fiilin yaratılmasının şartlarını bir araya getirerek onların vasıtasıyla sonucun yaratılmasına sebebiyet veren şüphesiz kuldur. Yaratan da kuşkusuz, Allah’tır. Bunların hepsi de Allah’ın bilgi ve takdiri içerisindedir.

İnsanın eğitiminde ikna ne kadar önemli ise zecrî tedbir de bir o kadar mühimdir. Zira insan ya sevdiği ya da korktuğu için itaat eder. O hâlde bu iki unsur çok dikkatli ve dengeli kullanılmalıdır. Bu hakikatten hareketle, ferdin yetiştirilmesinden devletin idaresine varıncaya kadar, bu iki vasıta dengeli ve hikmetli kullanılmalıdır.

Yaşanmış olanlara müdâhale imkânı mümkün değildir ama yaşanacak olanlara vardır. Geçmişte olan bitenden fazlaca üzülmeye, hayatı zehir etmeye, morali yıkmaya fırsat vermemek için teselli babından “Ne yapayım, kaderimde varmış.”, demeye ruhsat var ama gelecek ve olacaklar için “Kaderimde ne olacaksa zaten o olacak, elimden gelen bir şey yok.”, demeye ruhsat yok, aksine ikaz var. O hâlde geçmişe Cebrî, geleceği Mutezile gibi bakma ruhsatı istikametinde başa geleceklere, gelenlerden ders çıkararak hazırlık ve tedbir almak da aklı başında olanın icraatıdır. İşte bunların her birisi de olacakları bilen ve haber ederek kuluna merhametle uyaran Allah’ın takdiridir.

Çatışması mümkün olmayan din ile bilimin, çatıştırılmasını yapanlara bu alanda ekmek yok! Onlardan, garaz ve maksatları istikametinde kimi dini kullanır, kimisi de bilimi. Dini kullanan, sadakat adıyla dini rencide edip, ilme zıt düşerken; ilmi kullanan de bilime bağlılık adıyla hak hakikate aykırı tavır alıp, şirk ve şüpheye düşer. Her iki yaklaşım, selamet ve huzura götürmekten uzak düşer. Derdimiz, bağcıyı dövmek değil, üzüm yemek olmalı.

Bir konu daha var: İrade ve tercihin, neticeyi etkilemesinde bir payı var mıdır?

Karıştırılan husus dilemek ile bilmektir. Dilemek bir fiildir ve vuku bulandır bu da kaderdendir. Nasıl olacaksa onu bilmek kaderin ta kendisidir. Bu duruma göre yaşanan kaderdir ve kaderdendir. Olacak şey ile olanın uygunluğu, kaderin hikmetindendir. Bu açıdan da denilmelidir ki kader, yaşadığımızdır, kaza ile bir çelişki yoktur.[2]

Mehmet Çetin

08.02.2023 Yeni Foça İzmir

 

[1] De ki: “Allah dilemedikçe, ben kendime bile ne bir zarar ne de fayda verme gücüne sahibim. Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler.” (Yunus, 10/49)

[2] Bu yazının hazırlanmasına vesile olan Dr. Hasan Anık Beye teşekkürler.

Bir yorum

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir