İsim nedir?

Posted by

Mevcudatın her birisinin ismi vardır. İsimleri farklı, kendileri bir; kendileri farklı isimleri bir olan mevcudat.

Varlıklara ad olan kelimelere isim denildi. Yani “ad”a isim denildi; isme isim…(!)

Biraz terakki ettik “Hakikatte veya tasavvurdaki varlıkları ifade eden yani onları karşılayan kelime çeşidine “isim” denildi.

Sıfat ve hususiyetlerini bilebildiği, fakat mahiyetinden habersiz olduğu eşya karşısında aciz kalan beşer, ona verdiği ismin mahiyetini bilememekte. Allah’a dayanmadıkça bilemeyecek ve bulamayacaktır.

“Mevcudat, müdrik ve âlimin malıdır. İlim ile alır, isimle ahzeder, suretlerinin temessülüyle temellük eder.”(1) Projektör gibi ilim ile mevcudatı aydınlatıp, tanıyıp alır. O varlığı diğerlerinden ayıran hususiyetlerini tanıyarak âlemi öğrenir. Allah’ın azameti karşısında diz çöker.

İdrak etmek, öğrenmek ve tahsil etmek madem isim ile oluyor; o halde ismi bilmek, idrak etmek gerekir.

Değil mahiyetini anlamak, tarifinde bile acze düşen beşere, ismin tarifini tam, etraflı, ilmî ve öz bir şekilde ve hakikatli bir vaziyette ifade eden Bediüzzaman’ın tespiti dikkatimiz çekmekte. Bize okullarda ismi tarif ederken “ad”a isim denir, diyorlardı.

Bediüzzaman ise:“isim ve sıfat ve hasiyet gibi eşyayı birbirinden ayırıp temyiz ve tayin eden alamet ve nişanlardır yahut insanlar arasında münkasım olan lügatlerdir.”(2) demektedir.

Kâinatta varlıkları karşılayan kelimelere isim, hareketleri karşılayan kelimelere ise fiil denir. Ayrıca gramer yönünden vazifeleri olanlarına ise edat denir. Sıfatlar ismin içerisine girerler.

Şimdi eşyayı birbirinden ayıran, taşı ağaçtan, ağacı taştan ve evden ayıran ve aradaki farkı ortaya koyan kavrama, mefhuma, kelimeye isim diyoruz. Yahut insanlar arasındaki taksim edilmiş, yani şu şeye “ağaç”, şu şeye “taş” denir şeklindeki ifade edilen kelimelere isim denir.

Demek ki: Varlık âleminde veya başka âlemde bulunan şeye, eşyaya verilen isimler kendilerindeki farklı hususiyetlerinden gelmektedir.

Mehmet Çetin

08.06.1978-Eskişehir
(1). Bediüzzaman Said Nursi, İşârâtü’l-İ’caz, sh.427

(2). Bediüzzaman Said Nursi, İşârâtü’l-İ’caz, sh.426

 

 

 

 

 

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir