Harabezara bakıp durma!

Posted by

Yanılmıyorsam en uzun rica, ikinci On Üçüncü Rica. Muhtemelen, birincisinde dile getirilenler bitmemiş ki ikincisi gayr-ı ihtiyârî tevafuken yaz(dır)ılmış.

İlerleyen yaşımızda ilaç gibi geliyor bu ricalar.

Hiç unutmuyorum Aydın’ın kadim Nur Talebesi Necati Can Ağabey ile hatıralarını Ceyhan Tekin kardeşimle kaydetmek için yaptığımız bir mülakatta “Her gün bir rica okuyorum, yeni güne can buluyorum” demişti. Muhteşem bir tespit ki o ricalarda bir reçete bulmuş anlaşılan.

İhtiyarlığın demiyoruz, yaşlanmanın en özel ve belirgin tezahürü maziye dalmaktır. O sahifelere saklanan hatıraları birer birer ama itinayla hatırlamak, âdeta yeniden yaşamak. Yaşarken şimdide durup, maziye misafireten gidip gelmek, bir ayağın sağlamca şimdiki zamanda diğeri geçmişin sokaklarında.

İşte bu vaziyette On Üçüncü Rica’daki meyvedâr ağaçların başındaki meyvelerin Üstada ikazının bizdeki yansıması karşımıza çıkıyor ve diyor ki:

Tamam, mazini dolaş, onları ibretle an! Safa verenleri al, keder verenleri at! Eğer sana hüzün verenlerle daima meşgul olursan bil ki o hüzün seni üzer.  Hem bilesin ki o hüzün, ahbabsızlıktan kaynaklanmamalı, ahbablardan ayrılmaktan kaynaklanmalı ki bu hüzün doğru yola iletir. Dostların gittiği âleme hazırlar.

Ve esasen hayat ağacının meyvelerini toplayan niçin üzülsün ki?

Hakikaten o meyve “Harabezara bakıp durma!” ikazı ile ne demek ister?

Mülküm, diye bildiğin her neyin varsa mülkün değildir, o mülk sana ibahe olarak verilmiştir. Mülkiyeti sana ait olmayan bir malın kullanımı, istifade edilmesi demek isterim, ibahe derken. Bu emtiayı kullanırken sanki onun hakiki sahibi imiş gibi bir de onunla oluşan hatıra sokaklarında dolaşıyorsun! İbahenin düsturlarını unutmayasın!

Harabezara bakıp durma! Girdiğin hayat bahçesindeki murdar şeylerle meşgul olma! Her şeyin iyisine bak! Güzeli gör, güzel düşün ki hayatından lezzet alasın!

Harabezar da dâhil olmak üzere hayatında her ne varsa O’nun mülkünün birer parçasıdır. Bağlar ve bahçelerdeki çiçekler, güller ağaçlar, her şey O’nu tesbih ederler. Meyvede tecelli eden tefekkür meyvesini fikir babında yedin mi hiç, ona dikkat et!

“Ol!” emrinin Sahibi, dün o çiçekleri açtırdığı gibi bugün de şu an şahid olduğun gülleri, yarına sümbül veren dilleri de konuşturur, çiçeklerle, meyvelerle donatır. İşte bunlardan anla ki gafletten uyanasın! Ateşe sokulan demirin yumuşayıp faydalı bir hâl aldığı gibi sen dahi mazi ateşinde yoğrularak istikbalde istimale hazırlanan bu tecrübe meyvelerine dikkat etmelisin. Bir de musibet ateşine isyan etmeyip ve fitne ateşine bulaşmadan devam eden hayatta kemâle erme meyvesini seni beklediğini de. Yok, eğer istikameti şaşırırsan, dışarıda arama harabezarı, içinde ara!

İnan olsun, eğer ahiret olmazsa bu hazin hâller çekilmez, bu yaşananların hazmı mümkün olmaz, hiçbir şey yerine oturmaz! O iman ile burada firak acısıyla kıvranan insan, orada kavuşacağı ümidiyle bakiye ömrünü tamamlar.

Şunu da unutma ki eşya ve hadiseye ibretle bakamıyorsan o zaman harabezarâne bakıyorsun denilmesine hazır ol! Onlar, bulundukları anı, o anı kendilerine lütfedeni anarak geçirmekle harap olmaktan kurtulup, Bakî’nin ayinedârlığını yaparak bekaya giderler. Böylesine vazife yapana takdirle bakmak elzemdir, Beyim! Sen ne ile meşgulsün? Şimdi temizlik vaktidir, taharet içten dışa doğrudur, kapının önünden. Duvarı süsleyip durma, köke kuvvet ver, temelleri sarsılan binanın harabezara döneceğini unutmadan gayrete sarıl, kardeşim!

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir