Dördüncü Şuâ’da neler var?-2

Posted by

            Birinci Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye

            İnsandaki daimî yaşama arzusu, mükemmel kemal ve cemal sahibi Allah’ın bir isminin bir cilvesinin mahiyetimizdeki gölgesidir. Dolayısıyla ebedî yaşama arzumuzun yönü dünyaya değil, Allah’ın varlığına, kemaline ve bekasına müteveccih olmalıdır. Böylece yaratılıştan var olan muhabbet duygumuz fıtrî istikamete yönelmiş olur.

İstikametinden sapan muhabbetler, gaflet yüzünden yolunu şaşıran sevgiler, alâkalar asıl olana değil gölgeye yapışarak perestiş edip kendine eziyet eder. Bu vaziyet, hayatımızda; duygularımızın dip yaptığı zamanda ümitsizlikle; tavan yaptığı zamanda da istikrarsızlıkla tecrübe edilen hâllerimizdir ki istikametsizliktir. Bunun için akıl, öfke ve şehvet duygularımız, beka aşkı istikametinde yani bâki olan Allah’ın isim ve sıfatlarının mevcudattaki tecellilerini tefekkür ederek beka dolu marifet kazanılması istikametinde kullanılmalıdır ki maksud mânâ hâsıl olsun.

Bu nasıl olmalıdır? Evvelâ imanlı teslimi ifade eden tevekkül ile. Yani samimî olarak “Hasbünallahü veni’mel vekil” sözleşmesi ile kayıt altına alınmalıdır. Sonra icabı yerine getirilmelidir. İcabı nedir, derseniz gaflet perdesinin kaldırılarak beka arzumuzun hakkalyakin derecesinde Bâkî-i Zülkemal’in bekasına ve bizim Rabbimiz olduğuna iman, teslim gibi kesin kabul edişle mümkündür. Çünkü Allah’ın bekasıyla, bizim için sonsuz bir hakikat tahakkuk eder.

Nasıl mı? Evvela eşya ve hadise karşısında aciz ve fakir olduğumuzu idrak etmeliyiz. İhtiyacın karşılanması, düşmanın defedilmesine sınırlı olan gücümüz yetersizdir. Bir adım sonrasında tıkanıp kalmaktayız. Kapı kapı, âcizlerin kapısını çalmaktansa, sebeplere hükmedenin kapısını çalmak, imdadı O’ndan istemek daha akıllıcadır. Böylece ihtiyacı karşılanan insanın daimî yaşama arzusuna istikamet vermede yol açılmış olur.

Mahiyetimize yerleştirilen Allah’a ait sıfatların birer numunelik ve ibretlik cüz’ü ile Allah’ın mutlak kemalde olduğunu idrak etmemiz için verildiği şuuru ile O’nun Zat’ına olan muhabbetimiz istikamet kazanır. Bu şuurun, ilmelyakinden hakkalyakîne yükselmesi ile beka arzumuz yeni ama daha şümullü bir makam kazanır. Böylece kâinatın ve insanın kemalatını idrak etme ile hâsıl olan kemalata meftuniyet, bizi hadsiz elemlerden kurtardığı gibi, hayattan alınan lezzet tam olur.

Kemal konumuna gelen şuur; Allah’ın mülkündeki eşyaya iman gözüyle bakarak bir nevi malik olduğunu hissedip, O’nun adına hükmeder. Mevcudat ile olan münasebetinden kaynaklanan alâkalar sonraki alâkalar ile bitişerek kendi şahsî vücudundan ziyade küllî bir vücud kazanır. Güya diğer varlıklar bizim vücudumuz gibi olur ve onlara karşı olan muhabbet böylece teskin edilir. Diğer taraftan mükemmel olan her şeye duyulan muhabbet mânâsını bulur. Bu muhabbet, yaratılan her şey ile dostluk peyda ettiği gibi özellikle Resul-i Ekrem (asm) ile başlayıp enbiya, evliya, asfiya gibi mübarek takipçilerini kuşatan geniş bir anlam kazanarak şuurlu bir uhuvvete dönüşür. Artık bu dostlarının buradaki misafirliklerinin bitiminde ayrılıp sonsuzluk diyarına gitmelerini, bir başka isim ve sıfatın tecellisi bilip, buradaki hayatın öbür taraftaki devamı anlayıp, bu taraftaki fanilikler perdesinden, baki hayat sahnesine geçişleri olarak müşahede eder ve beka arzusu böylece mutmain olur.

İşte bütün bunlar cüz-i irademizle çaresiz kaldığımız anlarda zirveye çıkma basamağı olan “Hasbünallahü veni’mel vekil” ile mümkündür. Bu basamak, Dördüncü Şuâ’nın, Birinci Mertebe-i Nuriye-i Hasbiye’sinde sıralanan on tane “Hem” açılımlarına işaret ederek, merak edenleri o risaleye havale ederiz.

Şükürler olsun ki “Hasbünallahü veni’mel vekil” ayeti var.

Mehmet Çetin

13.06.2016 Doğanbey Beyşehir Konya

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir