Allah’ın Lâneti

Posted by

Kur’an’da çeşitli ayette[1] yer alan “Allah’ın lâneti”, sual şeklinde dile gelmekte.[2]

Her şeyi yaratan, bilen, gücü yeten Rabbimiz, kendi yarattığı kuluna niçin beddua etsin veya ediyor? Allah, yemin eder mi? Kulunu aşağılar mı? Ve Allah hakaret eder mi?

Kahrolası, elleri kuruyası, canı çıkasıca vb gibi beddualar, Arapların yapmış olduğu en kötü beddualardır. Zira ölüm, dünyadaki belaların en zirvesidir. Bahsedilen ayetlerdeki beddua ihtiva eden cümlelerle muhatap olanların o bedduaya ve cezaya ne kadar müstahak olduklarını gösterir. Dolayısıyla yaptıkları ve işledikleri küfrün, ne kadar çirkin, yanlış ve hakka hürmetsizlik olduğunun kesin dille ifadesidir. Ayrıca ayetteki bu üslûplar Arapların hitap üslûplarına göre getirilmiştir.[3] Evet, Allah, bu İlâhî kelâmı ile onların çirkin olan şeylerin en büyüğünü işlemeleri sebebiyle ceza çeşitlerinin en büyüğüne müstahak olduklarını beyan buyurmuştur, vesselâm.[4]

Kaldı ki Kur’an, insanlara gelmiştir. Hitap ve ifadelerinde elbette insanların kullandığı, aşina olduğu şeyler ile hitap etmesi münasip düşer. Ortada, dünyada yapılan en büyük bir hata var, yani küfür. Bu hataya karşı verilecek ceza, söylenecek söz, insanların anladığı, kullandığı şeyler ile olmalı ki hem anlaşılsın ve hem de tesirini göstersin. Bedduayı da, hakaret etmeyi de, yemin etmeyi de aşağılamayı da bu zaviyeden bakmak gerekir. Elbette Allah; bedduadan, yemin etmekten, aşağılamaktan, hakaret etmekten, müstağnidir. Bunları kullanmakla eksilmez, kullanmamakla fazlalaşmaz, bunlar muhaldir.  Kendisine ve ibadına yapılan hakarete, küfre karşı, izzet ve hukukunu muhafaza etmekle beraber, yapanları ikaz ve tedip vardır.

Belli bir kişiye hitaben inen tek sure olan Tebbet suresinde, Resul-i Ekrem’in (asm) son derece kibar bir şahsiyet olmasına rağmen bu derece ağır bir üslûp kullanılması dikkat çekicidir. Müfessirler, Hâşimî reisi olan Ebu Leheb’e müteveccihen yapılan bu beddua ile din konusunda hiç kimseye boyun eğmemesi esasını gösterir, derler.

Tabiat Risalesinin İhtar’ında, Risalenin metninde geçen galiz tabirlerin gerekçeli izahı yapılır. Haddini aşarak, iman hakikatlerini alaya alarak hücum edilmesi; şiddetli galiz tabirlerin söylenilmesine sebep teşkil eder. Esasında kavl-i leyyini, yani yumuşak üslup ile hareket etmeyi meslekî esas kabul eden Risale-i Nur’da böylesine galiz tabirler, küfrün şiddetine karşı imanın izzetinin müdafaası olarak bakmak gerekir.

Küfür, mana ve mahiyeti itibari ile hukukullah ve hukuk-u ibada hakarettir. Kâinatı yaratıcısız iddia etmek, çocuğa babasız, veled-i zina demekten de öte bir hakarettir. Masivanın Rabbi olmak haysiyeti ile hem kendi ve hem de mahlûkunun hukukunu muhafaza ve müdafaa etmek elbette Halık-ı Küllişey’e şayestedir.

Yaratılan bütün mevcudatın ve tecellisine vesile oldukları esma-i İlâhîye hakikatinin, izzet ve celâl sahibi Hâlık’ın bütünüyle hukukuna hakaret olan küfür ve hiçe sayan inkara karşı Kur’an, üslubuna en uygun bir tarzı seçerek beyan buyurmuştur.

Kaldı ki Cenab-ı Hakka; bedduayı, yemin etmeyi, aşağılamayı, hakaret etmeyi yakıştıramayanların çoğunluğu Allah’ı tenzih etmekten ziyade tenkit etmek için bu suallerle yaklaşıyorlar. Bunun farkındayız. Acaba Rabbimiz bu tarzı niçin istimal ediyor, sebep ve hikmeti ne ola, bundan benim çıkaracağım ne gibi derslerim olmalı gibi kendinde kusuru aramak yerine karşı tarafa suçu atıyorlar. Karşı tarafa suçu atanlar kendindeki kusurun farkında olmayanlardır. Zira haklı ve doğru olan kişi, kimseyi suçlamaz, işini yapar. Hatta karşı tarafın suçundan kendinde mesuliyet aramalıdır.

Hadisenin olmasına sebep olan, hükmün verilmesine vesile olan niçin suçu kendinde aramazda hüküm vereni suçlar? Asıl hayret edilecek budur.  Cinayeti işleyene hâkim kısas cezasını verir. Cani, kısas cezasını veren hâkimi, hükmünden dolayı suçlamaya ne kadar hakkı vardır? Hem kel ve hem de fodul (!)

Hem insanın günlük hayatında bedduanın yeri vardır. Nerede ve nasıl beddua edileceğini Rabbimiz bu ayetlerle bizi talim ettirmekte.[5]

Allah ne söylerse doğruyu söyler. Resul-i Ekrem (asm) da O’dan aldığı vahyi bize intikal ettirir. İmanımıza göre Allah’a ve Peygambere kesin iman ve itikadımızın olması lazım. Tereddüde mahal yok. Bahsedilen ayetler, Kur’an’da geçtiğine göre bizde ondan almamız gereken dersimizi öğreneceğiz.

Mehmet Çetin

22.04.2012.Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir


[1] Misal için bakınız: Tövbe 30, Münafikun 4, Müddesir 19, Abese 17, Maide 64, Tebbet 1.

[2] Bu suali sorarak bu çalışmanın kaleme alınmasına vesile olan okuyucum Abdullah Demir kardeşime teşekkür

ediyorum.

[3] Fahreddin Razi, Tefsir-i Kebir, c.11, sh.484

[4] Fahreddin Razi, Tefsir-i Kebir, c.22, sh.508

[5] Fahreddin Razi, Tefsir-i Kebir, c.9, sh.144

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir