Akdeniz (Dede Güzel)

Akdeniz (Dede Güzel)

Filozof tipli süperlerimizden birisi de Akdeniz’dir.

Yaşar Tüylüoğlu anlatıyor:

Soğuk bir gün, işyerinde müşterilerle hararetli bir pazarlık görüşmemiz vardır. Kapı açıldı ve elinde kesme şeker kutusu olan Akdeniz, kendine mahsus bıyık altı şivesiyle “bi’sadaka” dedi. Hepimiz şaşırmıştık. Biraz yüksek bir sesle “Akdeniz! Kapıyı kapat” dedim. O da gayet ciddi olarak “İçerden mi, dışardan mı?” deyince, ikinci şaşırmayı da bize yaşattı.

Deli dediğimiz insandan çıkan bir laf, akıllıları hayrette bırakır ve de bıraktı.

Şabanlı Köyünden olan Akdeniz, muhtemelen bu isim, onun lakabı idi ki asıl ismi Dede Güzel.

Eskinin Panlı Yolu üzerinde, Koçhisar tarafına bakan dağda orta ölçekli bir oda büyüklüğündeki mağarayı kendine sığınak edinir. Zaman zaman orada kalır. Gelen geçen birbirine göstererek orasını, Akdeniz’in Mağarası namıyla anarlar.

Onu uzaktan kıyafetiyle ve yürüyüşüyle de tanırsınız.

Beyazlığı, kirden griye, hatta koyu griye dönmüş, yakası yukarıya kalkık, omuz başları yer yer sökük, ön düğmeleri kapanmayan paltosunun, yürürken eteklerinin sağa sola sallanmasıyla biliyoruz ki bu giden, Akdeniz’dir. Eğer başınızı az biraz daha yukarıya kaldırıp, çok dağınık saçını da görebildi iseniz, tamam, kesin odur. Bazan bir eli cebinde diğerinde ise bira şişesi.

Siması, bakış niyetinize göre yorum kaldırır. Eğer kızmak için bakıyorsanız o da kızgındır. Eğer, sevmek, yardım etmek için bakıyorsanız onun, alaca bulaca ve kirli sakallı suratına gömülü gözlerini sevinmiş bulursunuz. Yok, eğer şaka yapmak için bakıyorsanız işte o zaman ikaz ediyorum, aman dikkat edin! Size okkalı bir laf söyler ki altında kalkamayabilirsiniz, benden uyarması.

Kendisini yakînen bilmiyorum ama ilk sohbetimiz, rahmetli Ağabeyim Ekrem Çetin’in düğünündeki eğlenceli ortamda oldu. Bir kenardayım, kendisini izliyorum. Konuşturuyorlar o da cevap veriyordu. Zaten çok konuşkan değil, susan birisi. Verdiği cevaplar, yaşamışlığın, birikimin, aklın, muhakemenin ürünü idi ki bu hayatı ile bağlantı kuramamıştım. Acaba bu duruma nasıl düşmüş, kimi, kimsesi yok mu idi?

Cevabını bilemediğim sualler…

Rahmetli Akdeniz hakkındaki rivayetlerde; Almanya’da çalıştığı, Almancayı iyi bildiği, gelen işçilerimize de lisan konusunda yardımcı olduğu söylenir.

Sosyal medya yorumlarından

Adnan Kütük

Dede Güzel, namı değer Akdeniz’e ithafen!

O zamanlar kasaba olan Ağaçören’de ortaokulu bitirmiş Şereflikoçhisar Lisesi’ne kayıt yaptırmıştım. Koçhisar, yabancısı olduğumuz bir yer değildi zaten, ilçemizdi ve ortaokul yıllarımda sık sık gidip geliyordum. Lise birinci sınıfımız, o dönemde pansiyon olarak tabir edilen binada ve karanlık sınıf diye addolunan en dip sınıftı. Tek, bir büyük penceresi vardı, diğer pencereler oldukça küçük ve toprak zemindeydi. Arkadaşlarımın çoğu hatırlar, sınıf mevcudumuz 81 kişi idi, tabi birinci sınıftan başlayarak mezun olasıya kadar sınıf başkanlığımızı yapan Mustafa Ayata’nın da kulaklarını çınlatalım.

Bir gün çarşıda gezerken çocukların koşuşturması dikkatimi çekti, merak ettim bir şeyler söyleyerek korkunun oyunun karışımı bir tavırla hareket ediyorlardı. Arkadan sakallı bir insanın geldiğini fark ettim, o yıllarda 30’lu yaşlarda gözüküyordu, elinde şişe sağa sola bir şey söyleyecek gibi ani dönüşler yapıyor el hareketleri bütünlüğü tamamlıyordu. Tanımadığım için bir anlam veremedim, aslında sarhoş zannettim, tabi zaman olarak da günün erken saatlerinde idi.

Birkaç ay sonra, teyze oğlumla çarşıda giderken karşıdan geliyordu, ona, sordum şu gelen kim, dedim. “Akdeniz”, dedi ve pek fazla da bilgi vermedi. Birkaç kez, bazı iş yerlerinde şarap parası istediğine şahit oldum, fazlada istemiyordu, verilen para bozuksa sayıyor üstünü iade ediyordu.

Artık lise ikide idim, eve giderken terminalin duvarında otururken gördüm. Bu arada birçok arkadaşın bildiği gibi öğrenci evim Sarıkaya’da idi. Bütün cesaretimi toplayarak selâm verdim, bana doğru kızgın bir suratla baktı, baş işaretiyle selâmı aldı, birkaç saniyelik sessizlikten sonra “Oturabilir miyim”, dedim yine baş işaretiyle onay verdi. “Nerelisiniz”, dedim. “Buralıyım”, dedi, pek fazla konuşmayı sevmiyordu ben de zorlamadım;

Aslında geçmişi, dikkatimi çekiyordu araştırıp öğrenmeyi de seviyordum, tanıyanlardan hakkındaki bilgileri derlemeye başladım, bana anlatılan ve ortak görüşlerden çıkarttığım sonuç şöyle;

Genç yaşlarda yurt dışına gidiyor, orada bir kıza âşık oluyor, kızın İtalyan ve sarışın olduğu söylendi, o yüzden de sarı renkleri hiç sevmez, nefret ederdi, kız yüzünden başına aldığı darbeden dolayı travma geçirdiği, uzun süre hastanede yattığı ve sonuçta sınırdaşı edildiği söylendi. İyi bir kaynakçı olduğu biliniyor.  Hayatı boyunca evlenmediği, soğuk havada sıcak havada nerede kaldığı bilinmiyordu, ama tahminim boğazda kuytu bir yerde kalıyordu. Kimseye bir zararı olmayan zararı sadece kendisine olan bu koca yürekli adamı, Ağaçören’ den kendi köyü olan Şabanlı ’ya giderken trafik kazası geçirip öldüğünü duyunca çok üzülmüştüm, Allah rahmet eylesin. Bu insanlara yaşarken ilgi göstermek, yardım etmek insanlığın bir gereği olarak görüyorum.

Daha fazla ve farklı bilgisi olanlar varsa dinlemek isterim.

Sevgiler, saygılar

Ferdai Yoldaş

Gönül dostu insanlar kimseye bir zararları olmamıştır. Allah’ım rahmetiyle muamele eder inşallah.    Senin de kalemine sağlık hemşerim.

Ünal Bola 

Allah rahmet eylesin. Akdeniz, Almanya hapishanesinde sanırım beş yıl hapis yattığını, kendisinin dört dil bildiğini, çok ıstırap çektiğinden kendini içkiye verdiğini, hiç kimseye zararı olmayan, Koçhisar’lı bir hemşerimiz olduğunu yeni nesil biliyor mu, acaba?

Metin Alıcı 

Foto Fidan da Akdeniz’in çok şahane, habersiz çekilmiş resimleri, sürekli camekânında olurdu. Kim bilir o resimleri ne oldu? Ali Fidan, benim arkadaşım olur, araştırmak lazım.

Haluk Gökkaya 

Ne adamlar geldi geçti Akdeniz’i, Deli Durmuş’u, Deli Yaşar’ı, Hacı Âdil’i, Hacı Dede’si… Allah rahmet eylesin mekânları Cennet olsun. Akdeniz, çok akıllı birisiydi.

Hayri Gündoğan 

Allah rahmet eylesin, zararsız insanlardı. Yazınızla vesile olup da dualarımızı hediye ettik,    Allah sizden de razı olsun hocam.

Mevlüt Altındağ 

Akdeniz köylümdü, kimseye zararı olmayan biriydi, kızdırmadıkları müddetçe.

Hamit Ozan 

Allah gani gani rahmet eylesin, sağlam insanlardan daha akıllılardı.

Alper Atılgan

Mehmet Abi kalemine sağlık. Bu üç insanımızdan hariç, herhalde bir kişiyi unutmuşun, hatırlatmak istedim, Deli Durmuş. Kendisi Kacarlı’lı. Biz Cumhuriyet ilkokulda okurken okulun bahçesinde saatlerce, tepesinin üstünde dururdu. Onunla dalga geçenlere taş atar idi. Ben küçükken şimdiki belediye iş hanının yerinde o zaman hal vardı, onun kapısında Deli Durmuş, Akdeniz ile karşılaşınca her ikisi de birbirinde korkarak geri, geldikleri yönde hızlı adımlarla gitmişlerdi. Saygılarımla

Kâmil Arman 

Mehmet kardeşim, toprağım, helal olsun ve Allah razı olsun senden ki bu tür yazıların bizleri duygulandırmakta, şu fani dünyadan kimlerin gelip geçtiğini, nelere şahit olunup yaptıklarını okuyunca üzülüyoruz ve maneviyata daha çok sahiplenmemiz gerektiğini anlıyoruz. Şahsım olarak yazılarınızı takip etmekte ve okumaktayım, hoşça ve sağlıklıca kalın. Ben belediye zabıta amiri Hasan Arman’ın oğluyum babamı tanırsınız o da rahmetli oldu.

Yalçın Yıl 

Yıllarca Almanya’da mühendislik yapmış ve temelli Türkiye’ye gelip. Koçhisar’ın elektrik trafolarını yapmış kişi, ailevi olaylardan dolayı biraz depresyonda olan kişi idi, kafayı sıyırmıştı.

Yurdagül Sevinç Koçak

Allah rahmet eylesin benim çocukluğumda bizim evin önünden geçerdi aşağı tarlalarda yatardı Emek Mahallesi’nde elinde ölü tavuk falan olurdu. Annem ekmek falan verirdi, bizde mahallenin çocuklarıyla peşinden koşardık, onu kızdırırdık. Akdeniz kara deniz biz karnemizi isteriz diye bağırırdık oda bizi kovalardı, çokta korkardık ama yine de yapardık, kendimden utanıyorum Mekânı Cennet olsun inşallah

Savaş Akdoğan

Allah rahmet eylesin, mekânı Cennet olsun. Kaldığı yer, Tuzla Mahallesi türbenin içinde kalırdı, çünkü bizim evin önünden geçerde.

Ahmet Ülger

Ben de yakinen tanırım bir gün kendisine nasıl geçindiğini sordum cevabı çok ders çıkarılacak niteliktedir.

Üç tür geçim şekli olduğunu, birincisinin kendi emek gücüyle ikincisinin başkasının sırtından üçüncüsünün ise enayi sırtından geçinmek olduğunu söylemişti.

 

Bir yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir