Her gün yenilenen ikaz

Posted by

Her gün yenilenen ikaz

-Yine bir muhasebe vakti geldi…

İhtiyaç derecesine binaen bazı mühim şeyler daha sık aralıklarla tekrarlanır. Gıda ve su gibileri belirli vakitlerde olmakla beraber nefes almaya da her an ihtiyaç vardır.

Manevî hayatın ihtiyaçlarından birisi de ikazdır. İnsan olma vasfının en temel esaslarından birisi olan, unutmaya meyilli olmaktan kaynaklanmaktadır. Zira insan nisyandan alındığı için nisyana müpteladır.

A’raf Suresi’nin 172. Ayeti’nde şöyle beyan buyurulmuştur:

“Kıyamet gününde ‘Biz habersizdik.’ demeyesiniz diye Rabbin, Âdemoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini aldı ve onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ Onlar da: ‘Evet (Rabbimiz olduğuna) şahit olduk.’ dediler.”

            Ayette yapılan ikazda; unutma tabiatımıza binaen tekrarlanmış olup, kul olduğumuz ve sahibi zannedilen eşyanın fani olduğu ikazı mevcuttur.

Her sabah, henüz hayata ve işe başlamadan bir münadi, insana mühim gerçeği şöyle dile getirir:

“Ölmek için tevellüd edip dünyaya gelirsiniz; harap olmak için binalar yapıyorsunuz.”[1]

Bu hadisin sahibi olan Resul-i Ekrem (asm) Efendimizin muhtereme validesinin vefatı anında o kıymetli evladına yaptığı son nasihatinde de aynı ikaz saklıdır:

“Her canlı ölür, her yeni eskir, her çok azalır ve yaşlanan herkes yok olur.”

Bu üç ihbarda malûm, i’lâm edilerek ilân edilir. Ve bu üç ihtarın dayanağı, insanın unutmaya bağımlılığı sebebidir.

Ahirzaman asrının münadisi de aynı ikazı risale lisanıyla şöyle yapar:

“Evet, hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor. Zaman da sel dolaplarını sür’atle çalıştırıyor. Arz sefinesi de sür’atle giderken ‘Bulutların geçişi gibi geçip gider.’ (Neml Suresi, 27:88.) ayetini okuyor. Sefine-i arz (dünya gemisi, hayat) sür’atle yürürken, dünyanın gayr-ı meşru lezzetlerine uzatılan ellere zehirli dikenlerin batacağı düşünülsün. Binaenaleyh, o zehirli dünya oklarına bakıp el uzatma. Firakın (ayrılığın) elemi, telâki (kavuşma) lezzetinden ağırdır.”

Üstad Bediüzzaman’ın hayat tablosunu böylesine hazîn anlatması yine ikaz doludur ve problemin büyüklüğüne, ehemmiyetine binaendir.

İnsan, hayata gelirken bir şey getiremediği gibi, giderken de götüremez. Kabir, dünyanın süslü şeylerini hediye olarak kabul etmez.

Garip olanı ise; yukarıdaki ikazların dünya meşgalesinin ağır bastırdığı gençliğimizde dikkatimizi daha çok çekmesi gerekirken, yaşın ilerlediği, işlerin ve hareketlerin yavaşladığı zaman dikkatimizi çekmesi de yine unutkanlığımıza dayanması değil midir?

Bu ihtarlar ayet kaynaklı şu ifadelerle tekrarlanır durur:

“Aklı başında olan insan, ne dünya umurundan (işlerinden) kazandığına mesrur (sevinir) ve ne de kaybettiğine mahzun olmaz.”

O halde:

“Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme!”      

Ve Her sabah, ikaz eden melaikeye, selâm olsun!

Mehmet Çetin

29.12.2017 Bostanlı İzmir

[1] Keşfü’l-Hafa, 2:140, hadis no: 2041; Feyzü’l-Kadîr, 5:483, no: 8053; Mecmeu’z-Zevaid, 1:94.

One comment

  1. Selamın aleyküm hayırlı sabahlar

    Aleyküm Selâm kardeşim. Sizlere de.MÇ

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir