Tuzak dolu sözleşme

                                                                                   İstanbul Sözleşmesi-3

Toplumda kadına uygulanan hatalardan olan kadına şiddet, maalesef cemiyetin yumuşak karnıdır. Avrupa’nın önümüze koyduğu İstanbul Sözleşmesindeki “kadına şiddet” teması bu noktadan bizi kabule zorladı, denilebilir. Bu noktadaki hatadan dolayı sınıfta kalma pozisyonundaki talebe, uzatılan kopyaya göz kırpar oldu. Esasen o reçete, bünyede sancılara sebeb oluyor.

Sözleşmedeki “toplumsal cinsiyet” tanımı içindeki “cinsel yönelim” (Madde 4/3) sapıklığı meşrulaştırmanın yanında ne manaya geldiğini bilir/bilmez  “partner”,  hayatımıza sokulmaya çalışılır.

“Bütün dünyada nikâhla birlikte olan çiftlerin her birine eş, nikâhsız arkadaşların her birine ise partner deniyor. Aile yuvalarını nikâhlı eşler kuruyor. Eş olmanın hukukî bir prosedürü, hukukî sorumlulukları ve hukukî neticesi vardır. Eş olmak toplumun kodlarına doğru olarak işlenmiştir. Eşler toplumun en küçük ve onurlu çekirdeğini oluştururlar. Bu çekirdekten milletin istikbalinin teminatı olan çocuklar beslenir ve yetişir.

            Partnerli hayatta ise ne hukuk, ne sorumluluk, ne prosedür, ne kural vardır. Günübirlik birliktelikler ve arkadaşlıklar bırakın bizim gibi kutsal aile yapısına sahip milletleri, Batı toplumlarını bile dejenere eder. Dolayısıyla Batı elbisesi bize uymaz. Eş ile partner birbirine eş olamaz.

            Partnerli hayat, suçun da kaynağıdır. Partnerlerden erkeğin kendi partneri olan kadına şiddet uygulamayacağını kim kestirebilir? Üstelik aralarında bir nikâh akdinin de olmaması erkeği veya kadını daha uç bir sorumsuzluğa itecektir. Mesele kadını şiddetten korumaksa, partnerlik kadınlar için çok daha güvensizdir ve çok daha tehlike saçıyor. Partnerlikle gelen cinayetler, aile içi cinayetlerden çok daha fazladır!

            Öyleyse onurlu bir milletin yasasında eş yerine partner savunulmaz.”[1]

Sözleşmede geçen “kadınlar ve erkekler için alışılagelmiş rollerin bulunduğu düşüncesine dayanan ön yargıları, örf ve adetleri, gelenekleri ve her türlü farklı uygulamaları ortadan kaldırmak” şeklinde tercüme edilen ifadelerle kadına şiddetin kaynağının sıralanan vasıflar suçlu ilân edilir.

Toplumun dinamiklerinin, bazı densizlerin hataları sebebiyle berhava etmek akıl kârı değildir. Yapılan bir hata, başka bir hata ile giderilirse daha büyük hata yapılır. Bunun için, kendi toprağımızın insanları, bu derde, dışarıdaki hadiseleri de iyi okuyarak bir çare bulmalıdırlar. Doğrusu, problemlerin temelinde çoğu defa cehalet yatmaktadır, o ise marifet ve eğitimle ıslah edilir. Şarkı ayağa kaldıran dinî ölçü, millî örf iken, Batının felsefesi, hayat tarzı ya da ideolojisi enjekte edilirse, hayat tarzımız esastan sarsılır, hastayı tedavi edelim derken komaya sokmuş olunur.

Şimdi, bu sözleşmeye göre beraber nikâhsız yaşamak isteyen kız ve erkek öğrencilere; cinsel eğilimlerine sağlanan özgürlükle meydan bulan cinsel sapıklara, kiralamak istedikleri evinizi vermediğiniz zaman toplumsal cinsiyet ayırımı suçlamasıyla mahkemeye düşmek hiçten bile değil! Bekâra ev vermekten çekinenleri daha da sıkıntılı gelecek beklemekte.

Musevîlik ve Hıristiyanlığın mevcut seküler kurgulara kadın ve aile algısına malzeme verdiği bilinen bir vakıadır. Toplumsal cinsiyet eşitliğini savunanların, temeli hatalı olan uygulamalarla Müslümanları bu tuzağa düşürmelerini görmeli ve dikkatli olmalıyız.

Haftaya bitirelim inşaallah.

Mehmet Çetin

09.12.2019 Yeni Foça İzmir

 

[1] https://www.yeniasya.com.tr/suleyman-kosmene/istanbul-sozlesmesi-nde-haddi-asan-yanlislar_508195

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir