Manânın ifadesinde mefhumun acizliği

Eğer yanlış bilmiyorsam İmam-ı Gazali’ye atfedilen bir hikâye var. İmam, körlere fili anlatmak istemiş. Âmâları filin yanına götürmüş ve işte fil, demiş. Her biri filin bir tarafını tutarak anlamaya çalışmışlar. Körlerden fili tarif edilmesi istendiğinde ise, her birisi tuttuğu kısmı, anlam verebildiği kadarıyla cevap vermiş.

Manaların ifadesinde biz bu âmâlardan çok da farklı değiliz aslında. Mesela kâinatın azametini anlama ve anlatma noktasında büyüklük ifade eden ne kadar çok kelimeler de kullansak yine de küçük kalır ve anlatamadığımızı anlarız. Hakikat, o kadar büyük ki anlamaktaki sıkıntımız, idrakimizi geçmekte. Çare olarak, gördüğümüzü, hissettiğimizi kelimeleri kullanarak, dilimizi vasıta yaparak anlatmaya, ifadeye başlarız. Aynı hakikat karşısındaki bir başkası ise bizden farklı şeyleri anlatacağı yani birebir anlatmayacağı kesin bir neticedir. Masanın üzerine koyduğum bir çiçeği anlatan yazılarını okuduğumda her bir talebemin farklı değerlendirmeleri beni tatlı hayretlere sevk ederdi. Hâlbuki ortada bir adet çiçek vardı. Ama ben, farklılığı çiçekte değil, bana bu tatlı, aslında azametli tespiti yapmama vesile olan çiçek talebelerimde yakaladım, hamdolsun.

Bu farklılık yaratıcının ism-i Fatır’ının tecellisindeki zenginliği ve azameti göstermez mi?  Öyle mükemmel bir yaratışı var ki hiçbir masnu bir başkasının ne aynısı ve ne de gayrisi…

Bu kadar farklılık, müsaade edin de farklı ifadeyi, manaya farklı anlamlar yükleyerek mefhumlar üretmeyi netice versin. Bu gayet tabiidir.

Kompozisyon dersinde “Kış” ile alakalı yazı yazmamızı istemişti hocamız bir defasında. Benimkini farklı bulmuş olmalı ki öğretmenler odasına çağırdı. Diğer yazıları gösterdi. Herkes kendi cephesinden bakarak anlatmıştı. O çocuk halim ile hayrette kalmıştım. Üç harfli bir kelime bütün sınıfı birbirine benzemeyen yazıları yazdırmıştı. Esas itibarı ile benzeyecekler elbette ama teferruattaki farklılığı lütfen atlamayalım. Maharet ve keramet teferruattadır. Ressamın ustalığı, ayrıntılara verdiği ehemmiyetindedir. Sır, ayrıntıda gizlidir.

Mefhumlar, manayı bütünüyle ifade edemezler. Mefhum; mananın, hepsinin değil bir kısmının ifadesidir. Kelime, insanın ancak yüklediği anlam kadar bir değer ifade eder, işaret ettiği mananın küllünü ihata edemez, aciz kalır.

Bir okuyucumun[1] bu ifadelerimi tekrar ele almamızı rica etmesi ile mana-mefhum hakikatini yeniden ama önceki yazımızla birebir örtüşmeyen ifadelerde bulunuyoruz.

Levh-i mahv ve ispatın tahakkukunda zerratın ihtizaz ve titreşimleri ile hangi esma-i İlahiye muhatap olacak ise ona göre eşya hâlden hâle girer ve aynı anda bin bir esma da tecelli eder. İşte bu mananın izahını asırlarca insanoğlu anlamaya ve anlatmaya gayret etti. Zamanın bu ayrıntıda seyleden bir sır olduğunu ifade eden Üstad Bediüzzaman ise bu hakikatlerin ifadesinde kullandığımız mefhumların birer unvan olabileceğini, işaret taşı olabileceğini söyler. Şimdi bu levh-i mahv ve ispatı anlatırken her defasında konuyu bütünüyle anlatamadığımızı hisseder ve yeniden başlarız, öncekinden farklı ayrıntılara, söyleyemediklerimizi sıralamaya çalışırız. Zira konunun manası çok ama pek çok, büyük azamette bir hakikattir.

Okuduğunuz kitapta hoşunuza giden paragrafın kenarına bir kelime yazarak işaret ediyorsunuz. Bu,  o paragraftaki izah edilen mana veya manalara sadece işarettir. O yazdığınız kelime ile veya verdiğiniz bir isim ile o paragraftaki manaları hatırlayacaksınız. Mesele bu kadarıyla kalmıyor aslında. Siz o paragrafta yazarın anlattığından anladığınızı zannederek ve bunu da bir işaret kelimesi ile kendinize hatırlatma yaptınız. Bitti mi mesele, hayır. Yazar, anlatmak istediklerinin hepsini anlatabildi mi, hayır. Konunun ne kadarını anlayabildi ise onu anlatmaya çalıştı. Burada eksiklik var. Ya siz, yazarın anlatmak istediğini mi anladınız yoksa anlamak istediğinizi mi? Dahası var, anladığınızı zannettiğiniz yazıyı yarın okuduğunuzda bugünkü anladığınızdan farklı anladığınızda ise konuyu anlamadığınızı mı söyleyeceksiniz? Peki bir sonraki gün de okuduğunuzda ise yine şimdi daha farklı anladığınızı söylediğiniz zaman ne diyeceğiz? İşte, manayı ifade etmekteki eksikliğimiz sürer gider. Ancak unvan, işaret namına kullandığımız levhalar ile yol almaya çalışırız.

İşte, işin ve ifade etmenin bu acziyeti noktasında mecburen yükleyebildiğimiz manaları kelimelere bindirerek anlatmaya çalışıyoruz.  Anlama ve anlatma yolunda mesafe alanlar mutlaka bir öncekinden farklı anlayanlardır.

Farklılığı fark edenlere, farklı anlatanlara, fark ettirenlere buradan selam olsun. Helâl olsun.

Mehmet Çetin

21.11.2011-Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir


[1] Yurt dışından “Mevcud-u Meçhul” konulu yazımızla alakalı e-mail gönderen okuyucum Abdullah Demir’e bu satırlardan selam gönderiyorum.

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir