Kucağımızı açtık

Merhametli Rabbimiz, Hucurat Suresinin 10. Ayetinde; “Mü’minler ancak kardeştirler; siz de kardeşleriniz arasını düzeltin.”, emrini bir ibadet edası içerisinde günlerdir kardeşlerimiz arasındaki ihtilafın halli için uğraşıyoruz. Dualar ederek, itidale davet ederek, derslerde uhuvvet konularından bahsediyor, müfsitlerin desiselerine uyanık ve dikkatli olmak, oyuna gelmemek manalarında sohbetler yapıyoruz.

Uhuvvet Risalesinin başında tefsiri yapılan Fussilet Suresinin 44. ayetinde ise “Kötülüğe iyiliğin en güzeliyle karşılık ver. Bir de bakarsın, aranızda düşmanlık bulunan kimse candan bir dost oluvermiştir.”, emri gereği münakaşa eden kardeşlere ricalarda bulunuyoruz. Bu ayet ile, karşı taraftan her ne geliyor ise iyiliğin en güzeliyle karşılık verilmesinin farz olduğunu hatırlatıyoruz. Kaldı ki ihtilafın en kesif olduğu zamanda bu farz, diğerlerinden fazlasıyla ehemmiyet kazanıyor.

İhtilaf ve münakaşa eden ehl-i takva sahipleri, takvalarının gereği öfkelerini yutmaları ve insanların kusurlarını affetmeleri yine Allah’ın emridir.

Biz biliyor ve inanıyoruz ki mü’minler arasında nifakın ve ifsadın her türlüsü merduttur, lanetlenmiştir.Toplum hayatındaki tarafgirlik, ayrışma ve düşmanlığa  sebep olan her ne var ise hepsi öldürücü zehirdir.

Bu zamanda çok kuvvetli ecnebi parmakları ehl-i iman arasına fitne sokuyor. Bu dehşetli dinsizlik komiteleri, öyle dehşetli hücûmları ve desîseleri yapıyorlar ki, bunlara karşı gelmek için âzamî fedâkârlık yapmak ve dini hizmetlerini Allah’ın rızası haricinde hiçbir şeye alet ve maksat yapmamak gerekir. Hakikaten manevi hayat inat ve adavet ile yıkılır. Çünkü inat ve düşmanlığın olduğu yerde ihlas yok olur. Hedefimiz eğer dünyevi makam ve  kadro ise bunun ihlasla alakası nasıl olabilir? Bunun adına, millete hizmet nasıl denilebilir?

Hadiste bildirilen ahirzamanın dehşetli cereyanları, ifsatları ile ehl-i imanın ve insanlığın hırs ve ihtilafından faydalanarak az kuvveti ile bütün insanlığı ve Müslümanları esareti altına alır. Buradaki tuzağa düşmemek adına kardeşlerimizi bir daha sükunete ve fedakarlığa davet ediyoruz. Hangi hata yapılırsa yapılsın beraberce tövbe edelim. Kendimizi hatalı bilmesek, görmesek dahi, karşıdaki kardeşimizin hatalı olmasından kendimize sorumluluk çıkararak yine tövbe dilemeliyiz. Biz ne kadar haklı dahi olsak, fitne ve ihtilafa sebep olduğu için haklı olamayız. O halde hakkın hatırını gelin yüce tutma adına “Ben/biz haklıyız” davasından vazgeçelim. Yaralayıcı tarzda ve ölçüsüzce basına demeç, sosyal medyaya twit atmayalım, aksine, duaya sükunete davet edici yazılar yazalım. Hiç olmazsa sükût ibadetini yapalım.

Yeni Asya grubundaki kardeşleriniz olarak, pusudaki fitne odaklarının işine yarayacak bir çatışma içindeki taraflara, tabanını ortak değerleri paylaşan insanların oluşturduğu gerçeğini de dikkate alarak, hak, adalet, vicdan ve şefkat ekseninde itidal ve sağduyuya çağırıyoruz. Sizler ne kadar haklı dahi olsanız bu ihtilafın ve fitnenin sonunda ehl-i iman zararlı, müfsitler kazançlı olacaklar. Bu çağrıların işaret ettiği genel yaklaşımımız ve talebimiz hak, adalet, vicdan ve fazilete yaslanan demokratik hukuk devletinin gereklerinin âcilen yerine getirilmesidir.
Böylesi zamanlar musibetin, kuraklığın, her türlü İlahi ikazın davet edicisi olmadan tez elden yeter diyerek, taraflardan birisi, keşke ikisi kılıçları kınına sokmalı ve taraftarlarını sükûnete davet etmelidir. Münakaşa edenlerin yüzünden pekçok masumların zarara uğraması hakikatı hepimizi müthiş endişelendirmektedir.

Gelin; yanlış yapanları, hak ve adalet terazisine güvenmeyerek ihlal edenleri, usûl dışına çıkarak gayrımeşrû işler çevirenleri, haram işlere bulaşanları, şahsî ikbâl ve menfaat peşinden koşanları, din ve mukaddesatı ticarete veya siyasete âlet edenleri, adil olan Allah’ın adaletine havale edelim. Haram ve yanlışı maksat edenlerin, o maksadın aksi ile tokat yiyeceklerine inanarak, duruşumuzu koruyor ve kucağımızı açıyoruz. Siz dahi hangi grubun içerisinde olursanız olun ama hakkaniyetten, birlik ve beraberlikten, müfsitlerin oyununa gelmemekten yana olan duruşunuzu koruyun lütfen.

Dere kenarındaki evin, sel karşısında masuniyeti fayda vermez hÂle gelmeden seli önleyelim.

İşte biz kucağımızı açtık sükûnete, itidale davet ediyoruz.

Mehmet Çetin

21.01.2014 Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir

1 Yorum

  1. Mehmet Bey kardeşim; Sükunete, itidale sevk edip teşvik eden
    müsbet yazınızı okuyup takdir ettik..
    Allah(CC) sizden ebeden ve daimen razı olsun…
    Bu ve sair mevzuulardaki yazılarınızı ibretle takdirle istifade ederek okuyoruz….
    Rabbimden muvaffakiyetlerinizin devamını niyaz ediyor, selam ve saygılarımızla, dualarımız müşterek olsun İnşaallah!!!
    Veli Bahar 24,01,2014 İzmir

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir