Felâketten saadete

Posted by

Rabbimiz Bakara Suresindeki Umulur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlı olabilir.”, âyeti ile en sıkıntılı durumlarda bile kendisinden yardım isteyene ümidi müjdeliyor. Hitap umumî olunca muhatabı da umumîdir.

Ferdî ve içtimai sahadaki sıkıntılı hallerimizde âyette ima edilen duâyı, sebat ve ihlâsla yaparak hâl ve lisanımızla medet beklemek kulluğumuzun icabıdır.

Sıkıntılı hâlimiz ne kadar çok, uzun ve zahmetli olursa olsun, daha fazlasının üstesinden gelecek irade ve kudrete malik Rabbimiz vardır. Sıkıntılı hallerimizle tecelli ve tezahür eden İlâhî isim ve sıfatları, şuurla ve ibretle okumak kulluk vazifemizdir.

İbretle izlediğimiz ve yaşadığımız hadiselerden anlıyoruz ki musîbet, şerrin kendisi değildir. Bazen saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar. Kâinatta mutlak şer yoktur. Şer, belâ ve musîbetlerin arkasında doğrudan olmasa da dolaylı olarak hayır ve güzellikler vardır. Cüz’i şer ve musîbetler; bazen Rabbanî bir ikaz, bazen İlâhî bir iltifat olarak, bazen de Esma-i Hüsna’nın cilvelerinin açığa çıkmasına, küllî hayır ve güzelliklerin vücut bulmasına sebep olur.

Vücut elbisesini giydiren Allah, elbette o elbisede prova ve tasarruf hakkına sahiptir.
Yoklukta bırakmayarak varlığa hayatla vücut veren Muhyi Rabbimizin güzel isim ve sıfatlarının tecellisine vesile olmayı esasında şeref bilmek gerekir. Geçen hayatımızda işlenen günahlara kefaret olarak musîbetin gelmesi netice itibariyle rahmettir. Merayı tecavüz eden koyunlara çobanların attığı taşlar gibi, musîbetleri de, insanı kusurlardan döndürmek için kaderden atılan taşlar olarak değerlendirmek lâzımdır.

Kader, musîbetin başa gelmesine izin vermişse, öncesinden işlenen kusurdan kaynaklandığını anlayıp tövbe ve istiğfar edilmelidir. Hatta musîbeti gelecek bir mükâfatın başlangıcı olduğunu görüp çekilen elem hafifletilmelidir.

Zalimlerin kusurları sebebiyle gelen umumî felâketlerde, zayi olan fâni mallar sadaka hükmünde olup fâni hayatlarının bâki bir hayata inkılâb edeceğini ifade eden Bediüzzaman, rahmet ve adâletin tecellisini nazara verir. Bediüzzaman, ayrıca her musîbette bir nimet derecesi bulunduğunu, daha büyük musîbeti düşünerek o nimetin farkına varmayı telkin eder. İnsan, başına gelen küçük musîbetlere, daha büyükleri düşünüp sabretmezse musîbeti büyütür ve onun altında ezilir. “Sizin hayır zannettiklerinizde şer, şer zannettiklerinizde ise hayır vardır” âyetini, hayatına pusula yaparak, musîbetlerin hayır taraflarına bakmayı, o musîbetten ders çıkarmayı, musîbetler altında ezilip kalmaktan kurtulmayı ders verir.
“Allah’ın rahmetinden ümit kesilmez.” , âyeti sırlı müjdeler verir. Günahımız ne kadar büyük olursa olsun Allah’ın mağfireti daha büyüktür. Her şeyin dizgini O’nun elinde olduğu için hayrı şerre ve şerri hayra tebdil eder. Bize düşen, hayır ve şerrin okumasını iyi bilmektir. Sebeplerin yönetimini O’na bırakıp duâ ve tevekkül niyetiyle esbaba teşebbüs etmektir. Bu anlayış ve ümitle beklerken, görüp ve anlayacağız ki: Hayat, musîbet ve hastalıklarla saflaşır, durulur ve günahlardan arınır. Böylece insan menfi ibadetler sayesinde de manen kemale erer.

Felâketten saadet doğar.

Mehmet Çetin
04 Mart 2015 Çiftehavuzlar Çiğli İzmir

2 comments

  1. Hayırlı geceler ağabey; gece yarısı makalenizi okudum. Fevkalade bir yazı olmuş. Tam yaralara ilaç gönüllere sürur.
    Rabbim kaleminize elinize kuvvet versin. Torunlarınıza da sizin gibi yazı yazmayı Rabbim nasip etsin. Selam ve duâ ile Rabbime emanet olunuz.

  2. Güzel yazıların için teşekkür ederim Mehmet Hoca. Allah hepimizi af etsin gerektiği kadar ibadet edemiyoruz. İnşaallah, Rabbim af eder. Yüce Mevla’mdan hep güzellikler dilerim sizlere.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir