Enaniyet hastalığının ilacı ihlâstır

Posted by

İhlâs Risalesi okumaları 27

Bir insanın ortaya çıktığı ilk günü ile vefatı öncesine kadar aynı duruşta sebat etmesi onun dâvâsına olan itimad ve sadakatinin göstergesidir.

Bediüzzaman Said Nursi, vefatı öncesi verdiği en son derste: “Risale-i Nur’un Kur’ân’dan aldığı dersin en birinci esası benlik, enaniyet, hodfüruşluğu terk etmek lüzumudur. Tâ ihlâs-ı hakiki ile imanın kurtarılmasına hizmet edilsin.”, der.

Aynı dersinde bu zamanın bir hastalığı olarak enaniyeti zikreder. Devamında sıralanan “hodfüruşluk ( övünmek ve beğendirmeye çalışmak), hayatını güzelce medeniyet fantaziyesiyle geçirmek iştihası, tiryakilik” , gibi vasıflar her ne kadar doğrudan nefis kaynaklı olsa da bir şekli ile enaniyet denilen benlik ile alâkası olan bir keyfiyettir. Ancak bu hastalığın da çaresi Risale-i Nur’un doğrudan Kur’ân’dan aldığı dersin en birinci esası olan benlik, enaniyet, hodfüruşluğu terk etmektir.

Terk edilirse faydası ne olacak?

“Tâ ihlâs-ı hakiki ile imanın kurtulmasına hizmet ”, edilecek ki müsbet iman hizmeti gerçekleşecek.

Yaşanılan her devirde esas itibarı ile aynı ama farklı vasıflarda tezahür eden enaniyet, pek çok sıkıntıların kaynağıdır. Vakar ve izzet ile karıştırılan benlik; yerinde ve makamında kullanımı ile menfi ve müsbet kıymet kazanır. Bu noktadan da azamî dikkat ve hassasiyet elzemdir.

Böylesine ehemmiyetli mevzu hakkında Üstad Bediüzzaman Hazretleri öncelikle Yirmi Birinci Lem’a’nın besmelesi öncesine  “Bu Lem’a lâakal (en azından) on beş günde bir okunmalıdır” özel kaydını koyar.

Niçin bu sıkı tedbir konulmuş, hikmeti nedir?

“Sizlerin kalb ve ruh ve aklınızı ittiham etmem. Risale-i Nur’un verdiği tesire binaen itimad ediyorum. Fakat nefis ve heva ve his ve vehim bazan aldatıyorlar.”, izahı böylesine sıkı tedbirin gerekçesidir.

Bu gerekçenin de gerekçesi şudur: “Herkeste nefs-i emmare bulunur. Bazı da hissiyat-ı nefsiye damarlara ilişir, bir derece hükmünü kalp, akıl ve ruhun rağmına olarak icra eder… Onun için bazen şiddetli ikaz olunuyorsunuz. Bu şiddet, nefis ve heva ve his ve vehme bakıyor; ihtiyatlı davranınız.”

            Bir insana itimad edilebilir, kalb ve ruhu sükûnet, aklı istikamet üzere olabilir. Yanı sıra sürekli Risale-i Nur gibi kuvvetli kaynaktan iman takviyesi de alabilir; “Fakat nefis ve heva ve his ve vehim bazen aldatıyorlar.”, hakikati bütün gerçekliği ve yaşanmış bütün kötü örnekleri ile gözler önünde iken, yapılan tembih ve alınan tedbirler ile ancak yola gelip, ıslah olup istikamete giriyor.

Dışarıdan gelen saldırının def’i mümkün iken içeriden gelen darbenin acısı, tesiri ve yıkımı pek şiddetli olmaktadır. Dolayısıyla bu noktaya ne kadar tahşidat da yapılsa yeridir.

İyi, güzel, anladık da; bu mevzular doğrudan ihlâs ile pek alâkalı gibi gözükmüyor?

İşte bu sual bile onun bir desisesinin sızıntısıdır. İşine gelmeyen konularda hep minder dışına kaçar, topu taca atar.

Yirmi Birinci Lem’anın girişinde sıralanan ne kadar “en” ler var ise onların ve devamındaki ikazların, tesbit ve tehditlerin özünde, görünen görünmeyen cephesindeki ruh olan ihlâsın en büyük tahrip edicisi nefistir ve onun avaneleri olan heva, his ve vehimdir. Bu sebeble bu yıkımcıların işleri çok kolay olmanın yanı sıra tahribatlarının büyük olması sebebiyle mutlaka ihlâs, esas maksad edilmeli ve bütün işlerimizde ruh olmalıdır. Bunun takviyesi de makul en kısa aralıklarla olmalıdır.

Mehmet Çetin

08.11.2019 Yeni Foça İzmir

One comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir