Tefsirde Bediüzzaman farkı

 

Üstad,  Zariyat suresindeki iki âyeti tefsir ederken Kur’an’ın feyzinden gelen gâyet yüksek ve güzel manalarını ifadeye başlar.

Bu vesile ile Risale-i Nur’un tefsir hususiyeti ile diğer tefsirlerin hususiyetlerini idrak etme noktasında bir tahkikat yapıldığında önemli tesbitler ortaya çıkıyor.

Söz konusu âyetin meali: “Cinleri ve insanları ancak Bana iman ve ibadet etsinler diye yarattım. Ben onlardan bir rızık istemiyorum; Beni doyurmalarını da istemiyorum.”[1] ifadelerde zahir manasının ötesinde, Cenab-ı Hak, Resulüne (asm) ait olabilecek bazı halleri, Resulünü yüceltme ve şereflendirme noktasında bazen kendine dayandırır. Yani Resulüm sizden, yapacağınız iman, ibadet ve kulluk karşılığında bir ücret,  mükafaat ve doyurma istemez. O’nu doyuran, mükâfaatını ve ücretini veren Ben’im. Siz yalnızca iman ve ibadet için yaratıldınız, O’na ve kendinize rızık kazanmak için değil, zira Rezzak Ben’im. O halde rızık kazanmayı bahane ederek ubudiyetinizde geri duramazsınız, manalarını  anlatır. Yoksa âyetin zahir manasındaki bedihi olan bir hakikatı bildirmek gibi belâgata uygun gelmeyen bir hata söz konusu değildir.

Âyetteki işarî manalar anlaşılmazsa, o zaman  “Ben onlardan bir rızık istemiyorum; Beni doyurmalarını da istemiyorum.” ifadesinden, âdeta (hâşâ) Cenab-ı Hakk’a rızık vermek, yiyecek vermek, doyurmak..  gibi bir mana ortaya çıkar. Bu kadar aşikâr bir muhali ifade etmek ise sözü, düzgün ve yerli yerince ifade etmenin yani belagatın kaidelerine uygun düşmeyeceği için zahir manası ile anlayarak ifade ve tefsir etmek hem kifâyetsiz ve hem de mes’uliyetli olur.

Bediüzzaman, bilineni bildirmenin ve bu âyetleri sadece zahir manaları ile anlamanın eksik olacağını şu misali getirerek anlatır. “Meselâ, sen birisine desen “Sen hafızsın,” o malûmunu ilâm kabilinden olur. Demek maksud mânâsı budur ki, “Ben senin hafız olduğunu biliyorum.” Bildiğimi bilmediği için ona bildiriyorum”[2].

İşte diğer tefsirlere bakalım, onlarda malûmu ilâm manasındaki yorumların yapıldığını okuyoruz.

Razi, ilk âyette derinlemesine tahliller yapar. Hilkatteki maksadın ibadet olduğunu anlatır. Âyetten anlaşıldığı kadarıyla, Peygambere  de (asm)  vazifesi olan tebliği yapmasını hatırlattığını ifade eder. Âyette cin ve insan kelimesinin geçmesinin, melek kelimesinin ise geçmemesinin hikmetlerini sıralar.  Allâh’ın herhangi maksattan dolayı işleri yapmayacağını, yaptığı anlaşılırsa o maksat ile kendini tamamlamış olacağı bunun da hatalı itikat olacağını, Allâh’ın bizatihi kâmil olduğunu, Allâh’ın fiilleri bir takım maksatlardan dolayıdır diyerek Allâh’ın fiilini maksat ile tamamlama, maksada muhtaç hale düşürme yorumundaki Mu’tezilîye cevap vermiş.

İkinci âyette ise Cenab-ı Hak âdeta, ‘Ben onları, bana yemek yedirsinler diye yaratmadım.. Bu yaratmanın faydası bana değil onlara aittir.’ buyurmuştur. Bu nevi izahlar devam eder.[3]

Risale-i Nur ile alâkalı tahlil ve mütalâalar yapılırken mümkün olduğu kadar kendinden önceki veya muasırları ile olmalı. Bu bakış açısından Seyyid Kutub’un Fizilâl’inin sahifelerinde kısaca ve mealen şu tesbitleri okuyoruz. Kısa ama büyük hakikati ihtiva eden âyet, kainatın en büyük gerçeğini ifade etmekte der. Bu âyetin anlaşılması ile insanlığın istikamet kazanacağını söyler. Yaratılıştaki maksadın kulluk, sonra hilafet, der. Hilafetin ise cihad ile olacağını ve olduğunu ifade eder. Kulluğu ruha ve ibadeti ise vicdana yerleştirmek tarzındaki iki ana esas ile Allâh’a yönelmeyi anlatır.[4]

Konyalı Mehmed Vehbi ise hilkatten muradın ibadet olduğu, âyette cin ve insin geçmesi ile Resulullah’ın ins ve cinne meb’us olup melaikeye meb’us olmadığı anlaşılır der. İt’âm (doyurma) konusunda ise, Allâh’ın, kullarını doyurmayı murad ettiği, zira kendisinin it’âmdan münezzeh olduğunu dolayısıyla Zat-ı Ulûhiyetinin it’âmını murad etmenin muhal olduğunu, âyette mecaz bulunduğunu ifade eder. [5]

Elmalılı  Hamdi Yazır ve Ezher’in hocalarından Muhammed Hicazi  ise malûm tefsirler gibi yorum yapmışlar.

Risale-i Nur, Kur’anı okumak, kâinatı mütalâa etmek için vardır. Ahir zamanın tahribatı hengamesinde Risâle-i Nur, tefsirde âyetin görünür hâle, şahsî yorumlarla matlaşan manaların ise şeffaf hale gelmesini sağlamıştır.

Mehmet Çetin

25.03.2011-Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir

[1] Zariyat,56,57

[2] Lem’alar, sh. 655

[3] Tefsir-i Kebir, c.20, sh. 398

[4] C.14 sh.75

[5] Hülâsat-ül Beyan, c.13-14, sh.5593

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir