Salâvatlı iletişim

Kutlu Doğum Haftası Münasebetiyle

Suretleri aksettiren cam, su, misal âlemi, ruh, hayal, zaman vesaire şeyler yansımaya mahal oldukları gibi mazhar da olurlar. Böylece katı ve yoğun maddelerden mesela aynadaki kedi, gerçek kedi ile hem aynı değil, ayrıdır ve hem de ölüdür, canlı değildir yani gerçek kedinin özelliklerine sahip değildir, sadece yansımadır. Dolayısıyla hakiki kedide ne kadar hayati ve önemli vasıflar varsa aynadaki kedide hiç biri yoktur, sadece aynadaki yansımadır, akistir.

Maddi ve kesif şeylerin yansıması böyle iken nuranilerinki son derece farklıdır. Aynaya karşı tutulan bir ışık aynada yansır iken aynada kalmıyor, başka yerlere de yansıyor. Yansıyan ışıklar ortada duran lambamızdaki gerçek ışık ile aynı özelliğe sahiptirler. Evet, nurani olan ışık, yansımalarla ortaya çıkan ışıklarla aynı vasıflara sahip olduğu gibi gayrı da değiller.

Güneşin ışıkları, yeryüzündeki şeffaf ve yansıma özelliğine sahip nurani şeylerde akseder, tecelli eder. Şeffaf şeylere ışığını gönderen aynı güneşin dağdaki kayalıklara düşen ışığının yansımaması ise bilinen bir gerçektir. O halde yansıtma özelliği güneşten değil, yansıtma vasfına sahip olan eşyadadır.

Güneş, istisnasız yeryüzündeki her şeye ışığını gönderir. Yansıtma özelliğine sahip olmayan katı ve yoğun maddeler aldıkları ışığı yansıtmaz iken nurani ve şeffaf olanlar yansıtırlar. Şeffaf eşyadaki yansıyan misali güneşin özellikleri ile gökyüzündeki güneşin özellikleri benzer özelliklerdir. Yukarıdaki güneşin ısısı, ışığı ve renkleri şeffaf eşyada yansıyan güneşçikteki ısı, ışık ve renklerle esas itibari ile benzeşmesinden dolayı aradaki irtibat nurani olan eşya ile çok rahat yapılmaktadır. Dolayısıyla bir manada şeffaf olan şeylerdeki tecelli ve yansımaları ile güneş anında haberdar oluyor denilebilir. Bu durumda –faraza-güneşin ısısını hayat, ışığını şuur, yedi rengi duygular olarak kabul edilirse bunlar ile güneş şeffaf eşya ile konuştuğu gibi insana da anlatacağı çok şeyleri olurdu.

İslamiyet Güneşi olan Resul-i Ekrem (asm) kollarını ve kucağını güneş misali açarak ümmetine şefaat etmek istiyor. Şefaat ışıklarını saçarak ümmetinin buz gibi olan, katılaşmaya da nuranileşmeye de müsait olan nefislerinin yansıtma özelliklerinin oluşması için bütün duyguları ile kendisine salâvat edilmesini talep ediyor.

Salâvat, ciladır, vuruldukça, okundukça parlar ve parlatır. Parlama özelliğine salâvatın teşviki ile sahip olan ümmet, güneş misali Resul-i Ekrem’in (asm) şefaatinin kendi üzerine gelmesini davet eder.

O halde kul, Peygamberine (asm) yaptığı salâvat ile aslında O’na bir köprü atarak, O’ndaki şefaatin kendisine gelmesini sağlıyor esasında. Bu köprünün üzerinde kurulan her türlü iletişim vasıtası ile irtibatın sağlanması mümkün kılınıyor.

İşte şeffaf şeylerdeki yansımalarla güneşin anında haberdar olması gibi, yapılan salâvatlarla Resul-i Ekrem’in (asm) anında haberdar olması akla uzak düşmemeli. Esas akla uzak düşen, güneşten faydalanmamaktır.

O’na (asm) salâvat getirmek ayet ile bildirilen bir emirdir.[1] Bu noktadan vacip olduğu gibi, Efendimizin (asm) defalarca tekrarladığı hadisleri ile tespit edilen bir vecibedir. Bu iki nass noktasından da ibadettir.

Yapılan ibadet ile kul irtibata geçer, dua ederek talebini dile getirir. İki makbul duanın arasındaki duanın kabul edileceğini bildiren hadis müjdesini bilerek dualarını salâvat ile makbul konumuna yükseltir, arz eder.

Bahsedilen nurani ve şeffaf eşyanın güneşin ışınlarını yansıtarak güneş ile anında irtibata geçmesi misali[2] gibi, yapılan dua ile Rabbimizle, okunan salâvat ile Resul-i Ekrem (asm) ile hemen iletişime geçmekteyiz. Yeter ki biz nuraniyetimizi ziyadeleştirelim, yansıtıcılığımızın artması için takva ve salih amel cilası ile makul ve makbul hâle gelelim.

Böylece mevcut rızıklarımızın fazlalaşmasına, musibetlerimizin hafiflemesine, makamımızın ziyadeleşmesine ve bunların da ötesinde kulluğumuzun kemale ererek Allah’a (cc) muhatap olma manasına ermeye vesile oluruz, inşaallah.

Önümüzdeki zaman, bunları beklemekte her an.

Mehmet Çetin

14.Nisan.2013.Çiftehavuzlar. Çiğli-İzmir


[1] “Muhakkak ki Nebi’ye Allah salât (rahmet) ve melekleri salât (dua) ederler. Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah’a ulaşmayı dileyenler), siz (de) O’na salât edin! Ve (O’na) teslim olarak salât edin!” Ahzab33/56

[2] Bediüzzaman Said Nursi, Mesnevi-i Nuriye, sh. 199

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir