Çare, teşhiste saklıdır.

Mehmet ÇetinPosted by

Eğrisiyle Doğrusuyla

İstanbul Sözleşmesi 8

Bediüzzaman, ilk Meclis’e dâvet edildiğinde verdiği beyanatında; yapılan inkılâbların bünyeye yara açmaması için atılan temel taşlarının sağlam olması gerektiğine işaret eder.      Üstadın, Mecliste dağıttığı beyanatındaki şu ikazı ibretlidir: “Hasmınız ve İslâmiyet düşmanı olan Frenkler, dindeki lakaytlığınızdan pek fazla istifade ettiler ve ediyorlar. Hatta diyebilirim ki, hasmınız kadar İslâm’a zarar veren, dinde ihmalinizden istifade eden insanlardır. Maslahat-ı İslâmiye ve selâmet-i millet namına, bu ihmali a’mâle (uygulamaya, iş yapmaya) tebdil etmeniz gerektir.”[1]

Bu husus hakkında, Eskişehir Mahkemesindeki müdafaasında (1935) Bediüzzaman’ın şu cümleleri çok dikkat çekicidir:

“Ben, hükûmet-i Cumhuriyeyi, ilcaat-ı zamana göre bir kısım kanun-u medenîyi kabul etmiş ve vatan ve millete zarar veren dinsizlik cereyanlarına meydan vermeyen bir hükûmet-i İslâmiye biliyorum.”[2], diye mevcut hükûmeti ikaz eder. Ve İslâmî düsturlara göre düzenlemelerin yapılmasını çözüm olarak gösterir.

Üstad Bediüzzaman’a şöyle bir soru sormuş olsak, muhtemelen öncesi verdiği cevabın aynısını verir. Şöyle ki:

            -Aziz Üstadım! İstanbul Sözleşmesinden muztarip misiniz?
“Bana ıztırap veren, (der), yalnız İslâm’ın maruz kaldığı tehlikelerdir. Eskiden tehlikeler hariçten gelirdi; onun için mukavemet kolaydı. Şimdi tehlike içeriden geliyor. Kurt, gövdenin içine girdi. Şimdi, mukavemet güçleşti. Korkarım ki cemiyetin bünyesi buna dayanamaz. Çünkü düşmanı sezmez. Can damarını koparan, kanını içen en büyük hasmını dost zanneder. Cemiyetin basiret gözü böyle körleşirse, iman kalesi tehlikededir. İşte benim ıztırâbım, yegâne ıztırâbım budur. Yoksa şahsımın maruz kaldığı zahmet ve meşakkatleri düşünmeğe bile vaktim yoktur. Keşke bunun bin misli meşakkate maruz kalsam da iman kalesinin istikbali selamette olsa! …

            Dünya, büyük bir manevi buhran geçiriyor. Manevî temelleri sarsılan garp cemiyeti içinde doğan bir hastalık, bir veba, bir taun felâketi gittikçe yeryüzüne dağılıyor. Bu müthiş sâri illete karşı İslâm cemiyeti ne gibi çarelerle karşı koyacak? Garbın çürümüş, kokmuş, tefessüh etmiş, bâtıl formülleriyle mi? Yoksa İslam cemiyetinin ter ü taze iman esaslarıyla mı? Büyük kafaları gaflet içinde görüyorum. İman kalesini, küfrün çürük direkleri tutamaz.”[3]

            Allah rahmet eylesin, kabri pürnur olsun. Âmin.

Yeniden ele alınıp, yapımıza uygun tedbirler alınmalı

Kadının beyanı esastır, anlayışı istismar ediliyor.  Kadına şiddetin kaldırılması yerine artmasına sebep oluyor. Sadece kadına değil dolaylı olarak erkeğe de şiddet artıyor. Ailenin temeline şiddet artıyor. Her yönüyle suiistimale açık bu sözleşme ciddi tehlike arz ederken tedbirler, toplumun bütün katmanları ile müşavere ederek alınmalıdır.

İstanbul Sözleşmesi kendi yapımıza, gelenek göreneğimize ve değer ölçülerimize münasip şekilde kadın hakları, kadına şiddet, gayr-ı ahlâkî hayat tarzları, yönelimler ciddiyetle değerlendirilip, tedbirleri alınmalıdır.

Doğrudan kamuyu ilgilendiren fevkalâde mühim olan bu mevzu, politik gailelerden uzak ve yüce tutularak halkın kendisine danışılıp, sorularak hareket edilmelidir.

Kadın, aslî hüviyetine kavuşturulmalıdır.

Mehmet Çetin

12.12.2019 Yeni Foça İzmir

[1] Mesnevî-i Nuriye (2017), s. 113

[2] Tarihçe-i Hayat (2017), s. 267

[3] Age, s. 643

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir