Yalnızlık

Yalnızlık, insanın farkında olmadığı ama fevkalade muhtaç olduğu bir ihtiyacıdır. Biz farkında olsakda olmasakda yalnızlık ihtiyacını başkalarının da bulunduğu zeminlerde içimize dönerek karşılarız. Bunu yaparken bırakın başkalarının haberdar olmasını çoğu zaman kendimiz bile farkında olmadan, hemen içimize dönüp kendimizle başbaşa kalarak yaparız. Hatta bunu karşımızdakinin gözünün içine baka baka bile yaptığımız vakidir.

Bir konudan oldukça etkilenen insan, biraz zaman isteyerek düşünmek ister. Bu onun herşeyden önce yalnız kalmak istediğini isbat eder. Yani kendisi ile baş başa kalarak, içinden çıkmak istediği durumları mütalâa etmek ister.

Öfkelendiğimizde yalnız kalmak istediğimiz gibi sevindiğimizde de yalnız kalmak isteriz. Yalnız kalma arzumuzda ise o hallerimizin başkaları tarafından görünmek veya bilinmek istenmemesi ile serbest hareket edebilmek düşüncesi vardır.

Yalnız kalmak istemenin umumiyetle herhangi bir zamanı olmamakla beraber gece vakti yalnız kalmak ister insan. Gecenin sessizliğine, sessizce girer gecede. Bunu şehvetin her nevinden uzak ve azade tutararak adeta bu talebine birde kudsiyet katar.

O, artık Rabbi ile başbaşadır. Bu beraberlikte bilinen beş duyu organından herhangi biri lazım değildir ve zaten kullanılmamaktadırda. Orada diller susar, kulaklar duymaz, gözler görmez, el-ayak tutmaz olur. Sadece kalb konuşur, işitir, hisseder. Evet, kalb o makamda bütün azalara umum vekildir, efendidir ve asıldır. Beş duyu organı sadece şehadet aleminde kalbin tercümanı ve vekilleridir. Gece, kalbin inşirah bulduğu zemindir. Evet, gecede yalnızlık olmalı ama yalnızlıkta gece olmamalıdır… Yalnızlığını gece değil gündüz yapanlar ise rehberimizdir.

Gecenin ilk basamağı olan akşam namazı sonrası odasına kimseyi kabul etmeyen veya tabiatı tefekküre çıktığı gezilerde Bediüzzaman Hazretlerinin yalnızlığı ve hali dikkatimizi çeker.

Bir vakit Efendimizi (asm) göremeyenler, aradıklarında bir su başında derin tefekkür içerisinde ama yalnız bulurlar. Gece namazlarına ise, eşi Ayşe’den (ra) izin alarak Rabbi ile başbaşa kalmanın yolu yalnızlıktan geçer.

Mümkünse; insanın eşi olmalı, işi olmalı, kendine ait hanesi olmalı ve tatmin edici bir de geliri olmalı. Ama bunlara ruh vererek, ihya edecek yalnızlık hali de olmalıdır.

İş yerimizde, evimizde; mümkünse kendimize ait bir yerimiz olmalı. Yalnız kalmaktan korkmamalıyız. Odamızda seccademiz her an açık durmalı. Orada sadece kendimizle yalnız kalabilmeliyiz. Kendi sultanlığımızı kurduğumuz o yalnız dünyamızda muhakeme ve murakabeler inşaallah sonraki hayatımızın istikametine ruh verecektir. Bu halimiz ruhiyatımızın rahatlamasına ve dinlenmesine; muhasebeler ve iç münakaşalar ile de doğru kararlar vermesine vesile olacak, inşaallah. Bu yalnızlıkta, kendimize ait bildiğimiz, zannettiğimiz şeyleri bir an, kaybedebileceğimizi düşünebilmeliyiz. Öyle ki –Allah korusun- onları kaybetme felaketi ile karşılaşmamız bizim için yeni bir şey olmasın, istikametimizi bozmasın.

Vatanından kaçmakla kendinden kaçtığını zanneden ruhu, memleket değiştirmekle kıskançlık, korku ve tutkular da rahat bırakmaz. Dünyevi işlerin az veya çok olması esasında ruhu kaygılardan kurtarmaz.

Paylaşıldıkca azalan üzüntüyü ve yine paylaştıkca çoğalan sevinci yaşarken yine yalnızızdır. Ne kadar da çift yaratılmış olsak, kaderimizi yaşarken, kabirde hesabımızı verirken; yine yalnızız. Kendini bulmak isteyen yalnızlıkta aramalı. Çoğu keşfetmek, yalnızlıkta başlar. Kesretten kurtuluşun yolu tevhidden geçer. Kesrette boğulmamak için sık sık tevhidde teneffüs etmek gerekir.

Şükürler olsun ki kendi içine çevrilebilen bir ruhumuz var. Bu ruh ile ıssız yerlerde kendimize âlem olmalıyız. Ruh, kendinden kaçamaz, başkalarında da kendini bulamaz. Yalnızdır, müstakildir, tektir ve başkasına benzemeyen vahiddir. İçi nurlandırılan ruha, gurur, şehvet, öfke, tembellik ve tenbellik hiçbir çöküntü yapamaz.

Mehmet Çetin

07.09.2011-Çiftehavuzlar-Çiğli-İzmir

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir