Sıkıldım, diyen şairimizin duygularına kulak verelim

Mehmet ÇetinPosted by

Bu hafta köşemizin misafiri Ramazan Şimşek Hocamızın 02.01.2019 tarihli sosyal medyada paylaştığı[1] dertli yazısını kendisinin izni ile sizinle paylaşıyoruz.

“Niye sıkıldım? Bu yıl neler yapmalıyım?
On beş yıldır Sincan’da oturuyorum. Beşinci kattayım. Evler, caddeler ve sokaklar her yer beton. Betondan çok usandım. Olan parklar da beni tatmin etmiyor. Parklar büyük olsa da sınırlı, devasa kayalar yok. Ben de Ankara’nın çevresine pek seyahat etmiyorum. Uzun kış günlerinde televizyondaki dizi bombardımanı ile internette insanların birbirlerine laf yetiştirmelerinden çok sıkıldım, usandım.

Kendimi bir şehre hapsolmuş, özgür bozkırların öksüz çocuğu gibi hissediyorum. Bu yüzden bazen geçmişime özlem duyuyorum. Mesela: Çubuk ilçesinin Yıldırım Aydoğan Köyü’nde çalışırken fark ettim ki, köy büyük bir parkın ortasında. Şöyle ki: Köyün yakınındaki Kavak Dağı ve Yıldırım Işık Dağı ile Karaçam Dağı ormanlıktı. Aşağıda Karagöl ve Çubuk iki barajı vardı. Biraz zahmete girerseniz Ay Kayası’nı da bulabilirsiniz.

Şereflikoçhisar’ımız ise, fark edenler ve bilenler için muhteşem doğal bir parkın ortasında yer almaktadır. Batıda Tuz Gölü, ilçenin yaslandığı sıra dağların doğusunda Peçenek Vadisi ve Peçenek Barajı, daha doğusunda ise Kızılırmak Vadisi ve Hirfanlı Barajı var. Haziranda otlar sararmaya başlasa da öncesinde mavi gök altında yeşilliği seyretmeye doyum olmaz. Yeşillik sona erince dağların tepesindeki kel meşelikler ve vadilerde subaşlarındaki söğüt ağaçları sizi gölgesine buyur eder.

Senenin sıcak yaz günlerinde Şereflikoçhisar’a gitmeyi düşünüyorum. Şereflikoçhisar’dan köyüm Eley’e kadar, Peçenek Vadisi’nin 27 kilometresini yaya yürüyerek köyüme ulaşmayı düşünüyorum. Zaten çocukluğumda da yürümüştüm. Sincan’daki Zir Vadisi’nin tarihini bilmem ama ilçemdeki çevremin tarihini bilirim.

Bu yürüyüşümde vadiyle dertleşmek istiyorum. Çünkü güzelliğini ve tarihini yeterince biliyorum. Mesela, Peçeneklerle Türkmenlerin Egemenlik mücadelesi nedeniyle bu vadide yaptıkları savaşlarını gözümde canlandırmak istiyorum. Ayrıca, aslında bir Selçuklu casusu olan Aldoğan ile Peçenek Beyi’nin kızı olan güzel Ayça’nın bu vadide geçen aşklarını yeniden gözlerimde canlandırmak istiyorum. Aşk, Malazgirt Savaşı’ndan önce yaşanmıştır.
Peçenek Barajına, testi toprağından yapılmış ve pişirilmiş bir tabletin üzerine kafamdaki bir yazıyı yazıp atmayı istiyorum.

Eley’de çocukluğumun geçtiği dağları, vadileri yeniden gezmeyi çok arzuluyorum . O tarih kokan kayaları, çeşmeleri, ağaçları, görmek istiyorum . Yalnız Pınar (Mamalı) bağları tarafındaki –kapanmadıysa- mağara denen kuyuları görmek istiyorum. Abalı ve Üzengilik, hatta Yaylak ve de Çayırönü (Cavlak) tarafından olmak üzere tüm Koçaş’ı gezmek istiyorum.     Namazı eve ve camiye hapsettik. Hâlbuki yılda birkaç kere de yüksek dağların başında namaz kılardım. Yine kılmayı düşünüyorum. Çünkü çok özledim. (Bunu söylemek istemezdim ruh halimi beyan için yazdım.) Gezdiğim yerlerde çeşitli yaban hayvanları ve bitkiler görmek istiyorum. Çeşmelerden su içmek istiyorum. Yine bir küçük teypten türküler dinlemek istiyorum. Çok da güzel olmasa da eğitimli sesimle türkü söyleyip yine kendim dinlemek istiyorum.

Koçaş kayalarında gördüklerimle ilk çağ insanlarıyla sohbet etmek istiyorum. Bir iki kayaya kalp oymayı düşünüyorum.
Geceleyin Koçaş üzerinden Kızılırmak Vadisinin o ışık denizini seyretmek istiyorum. Kırşehir köylerinin,  Çıkınağıl ve köyleri ile Sarıyahşi’nin kendisinin ve köylerinin ışıkları. Bir de Ortaköy’e bağlı yerlerin tüm ışıkları görünür, seyretmek istiyorum. Sabahleyin Güneş doğarken ise Ekecek Dağı’nı, ulu görkemiyle Hasan Dağı ve ta bütün haşmetiyle Kayseri’nin güneyindeki Erciyes Dağı’nı seyretmek istiyorum.

Benim ufuk dünyam böyle geniş olunca ben Sincan’a sığmıyorum. Hoş, ölünce iki metre yere sığarız ama yaşarken bunları da yapmalıyım, diye düşünüyorum.

Hele de yanımda kafa dengim biri olursa ne iyi olur değil mi?

Bir gün Eley’de yatıp, hayattayken ayrı olsalar da aynı mezarlıkta yatan garip anamla babamın mezarlarını ziyaret etmeyi çok istiyorum.

Bir de Kara Senir Dağı’nın Peçenek Vadisine bakan yüzünün biraz yükseklerine Türkiye haritasını ve bayrağımızı çizmek istiyorum. Alt yanına da bir kalp resmi eklemek istiyorum.

Harita ve bayrak, vatan sevgimizi ifade eder. Kalp şekli de bu sevgimizi destekler.

Yalnız bazı uyanıklar kalp şeklini çizen kişiyi, “Kara Senir taraflarından bir kız seviyor galiba”, diye algılar. Varsın algılasın. Kimseye cevap yetiştirecek halim yok.

Bir haftalık deniz tatili bedenime hitap eder gibi. Hâlbuki ben ruhuma hitap eden tatil istiyorum. Ayrıca keyif aldığım işi yapmaktan daha güzel ne olabilir ki?
Haksız mıyım?.”

Mehmet Çetin

28 Ocak 2020 Bostanlı İzmir

 

 

 

[1] https://www.facebook.com/ramazan.simsek.900388/posts/1199846456832388

2 comments

  1. S. A. Ramazan Hoca duygularını ifade etmiş. Etmiş olmasına da, neyi özlediğini iyi veya doğru tahlil edememiş. Aslında fark edip doğru tercüme edemesek de hepimiz aynı özlemin mahkumuyuz. Özlediğimiz ise çocukluğumuzdaki saflık, masumluk. Hepimiz büyüdükçe masumluğumuzu kaybettik. Ya bizzat günah işleyerek veya günahlara şahit olarak, yaralandık berelendik. Bir sürü olumsuzluklara maruz kalarak, birçok sorumluluklar ve sorular üstlenerek ve de bunların altından kalkamayacak kadar aciz mahluk olduğumuzu farkedince ümitsizlik girdabına kapılıyoruz ve çocukluğumuzu özlediğimizi zannediyoruz. Özlediğimiz masumlu, günahsızlık, huzur ve sorunsuz bir hayat. Bunları kaybettik ve geri gelmeyecekler. Vuslat öbür dünyada. Ve buna da nasıl istihkak kesbedeceğimiz ise muamma. Bugünden itibaren alnımız secdeden kalkmasa ve secdede ölsek de garanti değil. Tek ümidimiz Rabbimizin Rahmetiyle muamele etmesi…. vesselam. Allah’ın rahmetine mazhar olasınız.

  2. Ramazan ŞİMŞEK hocamın ve siz değerli hemşehrim Mehmet kardeşim elinize dilinize yüreğinize sağlık olsun. Belki bire bir aynı şeyler olmasada her türlü teknolojik aleti bırakıp buna çok benzeyen gezi planlarını bende çok yapmışımdır. Çocukluğum Şerefli Koçhisar’ın içinde geçti fakat ilkbaharda tank taburunun ilerisinde bulunan sahipsiz bademlere çağla toplamak, oradan da sol taraftaki tepeler çıkar, uzaktan ılgın salgın görünen köyleri yeniden seyretmeyi çok istiyorum. Hele çiğdem mevsiminde olursa değmeyin keyfime. Bildiğim kadarıyla mağaralarda vardı oralarda. Oraları yeniden görmek, çocukluğumu yeniden yaşamak, ölmeden önceki en büyük hayallerimdendir, inanın.

    Saygı Sevgi ve selamlar olsun

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir