Macir Mehmet

İlçemizin eski muhacirlerinden Macir Mehmet diye tanınan muhacir Mehmet Gündoğan Amca, eniştem Hüseyin’in babasıdır.

Mehmet Amcanın babası bütün çocuklarını alarak, 1914-1916 yıllarında Erzurum’daki Ermeni zulmünden hicret ederek önce dört yıl Yozgat civarında sonra ilçemizin Boğaz Köyünde ikâmet ederler.

Askerlik dönüşünde kardeşi Kâmil, Yaylak Köyüne giderek Mehmet Amcaya Emine Teyzeyi isterler. Bir müddet Yaylak’ta ikâmetin ardından Koçhisar’a gelirler. Yaşanan zulümler sebebiyle vatandaşına kucak açan devletimiz bunlara da Kurşunlu Camiinin (Sultan Alâeddin Camii) arkasındaki eskinin vakıf arazisini satar.

O araziye ev yaparak yıllardır orada oturan Gündoğan çiftinin zamanla Latife (rahmetli), Hasan (rahmetli), Ekrem, Ethem (rahmetli), Hüseyin, İhsan (rahmetli), Zarife, Mustafa, Ahmet (rahmetli) ve Mahmut olmak üzere çocukları olur. Hemen hepsi tahsillidir.

Mehmet Amca, önceleri Eczane Sokağına inerken aşağıda sağ tarafta Sıtma Savaş Tabipliğinde çalışır. Orası kapanınca Hükümet Tabipliğinde devam eder.

Sıtma hastalığı, Cumhuriyetin yoksulluklarla geçen yıllarında ülkemizin en büyük sağlık problemlerinden idi. 1923-1950 tarihleri arasında ciddi bütçe ayrılarak sıtma ile başarılı mücadelede yapılır. Önceki yıllarda kinin ile yapılan tedavi, 1950’li yıllarda, DDT’nin ve benzer klorlu hidrokarbon insektisitlerin (böcek ilaçlarının), sivrisinek ve özellikle sulardaki larvalarına karşı kullanılmasıyla açılan ilaçlı (kimyasal) savaş dönemiyle sıtmaya ağır bir darbe vurulmuş ve bu olay bir zafer olarak değerlendirilmiştir.

Sıtma gibi pek çok hastalığın taşıyıcı ve yayıcısı olarak halk arasındaki kanaate göre sinekler de dâhil edilmektedir. Esasen sinekler bir arıtma ve dönüşüm makinesi gibi hastalıkları nötralize edip (etkisizleştirip) âdeta şuruba çevirdiklerinden bahsedilir. Yılanın sokması ile zehirlenen hayvandaki zehirleri emerek, o hayvanın kurtulmasına kendilerini feda eden yeşilbaşlı sineklerin vakıası, akılları hayrette bırakır. Bu cümleden olmak üzere sinekleri suçlamaktan ziyade onların taşıdıkları mikropların bulundukları yerlere koruyucu uygulamalar yapmak daha doğru olanıdır.

Tarım ürünleri ile hayvanların sıtmaya karşı korunmasında kimyasal ilaçların püskürtme aracı (pülverizatör) ile yapılan püskürtme işlemi (pülverizasyon) yapılır. Sonraki yıllardan günümüze kadar da mazot püskürtülerek sivrisinek ve emsali haşeratlara karşı koruyucu hizmetler yapılır.

Mehmet Gündoğan, püskürtme araçları ile öncelikle Peçenek Çayı olmak üzere köy köy dolaşarak dere, su birikintisi ve ahırlardaki sivrisinek larvalarının telef edilerek sıtmadan muhafaza için insan ve hayvanların sağlığını koruyucu hizmetlerde bulunur. O sıkıntılı yıllardaki bu hizmetler kayda değer hizmetlerdir.

Emekliliğinde artan rahatsızlığı gözlerinin kaybına sebeb olur.

Rahmetli Emine Teyze çok ağırbaşlı ve çalışkandır.  Çocukluğumdaki ilk anılarımda kendisinin tesettürüne aşırı dikkatli olmasını hiç unutamıyorum. Biz, daha küçük çocuğuz ama o, takvasına son derece bağlı olarak, bir eli işte iken diğer eliyle başörtüsünü düzeltir, burnunun üstüne çeker vs. yapardı.

Genişçe havlunun hemen sağ tarafında yanılmıyorsam iki ya da üç basamakla çıkılan dam vardı ki tandırdamı sağ tarafta, sol tarafında da hayvanların ahır kısmı var idi.

Havlu girişinin solundaki evde Hüseyin Eniştem ve Müşerref Ablam kalırdı. Hüseyin Eniştemin bir dönem Fransa’da çalıştığı yıllarda zaman zaman ablama yardımcı olmak üzere, hatta gece bekçiliği yapmak üzere giderdim. Ablamın –Allah sağlıklarını versin- üçüz çocukları bu evde dünyaya gelmişti. O yıllarda rahmetli babam Hacı Niyazi, Kurşunlu Cami’de namazda iken saftaki- tapulu- yerinde durur ve arada bir camiin penceresinden ablamın evinin bacası tütüyor mu, diye bakarmış!

Havluya girişin tam karşısında ve arkası Kurşunlu Camiye gelen evde, Mehmet Amca ve diğer bekâr çocukları kalırdı. Rahmetli Ahmet, akranım olması ile biraz daha yakın idik ama Mustafa Ağabeyin, tahsilim konusundaki yardımını da burada teşekkürle anmak isterim.

Mehmet Amca, çok yakînen tanıyamadığım kadar ciddî bir insandı. Gür kaşlı, kalın bıyıklı, beyaza daha fazla kaçan kısa saçı ve başında kasketi ile hatırlıyorum.

Mehmet Gündoğan (1906-1986) ve Emine Gündoğan ( 1911-1987) hepimize güzel ve saygıdeğer hatıralar ve eserler bıraktılar, Allah’ın rahmeti onların üzerine olsun.

Mehmet Çetin

29.08.2018 Yeni Foça İzmir

 

 

 

 

 

 

 

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir