Karıştırılan Makamlar

Risale-i Nur’daki mevzular muhatabın makamına göre seçilip okunarak anlatılmalı. Her zaman için unutulmaması gereken husus bütünüyle Külliyat, iman hizmetinde Kur’an kaynaklı bir eserdir. Dolayısıyla Nur Talebesinin asli vazifesi iman hizmetidir. Bu cümleden hareketle her konunun iman ile bağlantısı olduğu gibi istisnasız her insanın iman ile alakası vardır, olmalıdır da. O halde muhataba naklettiğimiz konuyu imani açıdan arz etmek isabetli olanıdır.

İman umuma ait bir hakikattir. Kabre girecek her insanın imana ihtiyacı olması imanı genelleştirmektedir. Genelin ihtiyacı olan imani konuların anlatımında cemaat, grup ismi zikredilmeksizin nakledilebilir. İnsanlarda hizipçilik, grupçuluk gibi taraftarlık damarını tahrik etme ihtimalinin olduğu durumlarda cemaat ismini bahsetmemek daha isabetli olsa gerek. Tam aksine cemaat isminin zikrinin gerektiği vaziyetlerde söylememek ise isabetsizliktir

Bu izahın ardından sohbetlerde makam gereği eğer yerinde ise  “Nurcu, Nurculuk” unvanlarının kullanılmasına, değilse kullanılmamasına dikkat etmek hikmet ehlinin işidir.

Bir başka konu daha var. O konu da makam gereği karıştırılması muhtemeldir. Mehdi ve süfyan meselesinin lüzum ve makamı olmadan bahsedilmesi isabetli olmayan davranışlardandır. Pek çok hususları zihne getirdiğinden hem siyasileri ve hem de mehdilik beklentisi içerisinde olanları tahrik edeceğinden Üstad, gereksiz yere bahsini münasip görmez. Ancak bu demek değildir ki sırası ve yeri geldiğinde de konuşmayacağız. Yanlış anlamaya veya başka noktalara çekmeye gerek yok. Makamı geldiğinde mehdilik konusunda son sözü yine Risale-i Nur söyler, o kadar.

Mehdilik konusunu fazlası ile konu edinmek, meşgul olmamız gereken imana hizmet konusuna da mani olmamalı, aksine yardımcı ve tamamlayıcı, takviye edici olmalı. Evet, mehdilik konusu, imanın doğrudan şartlarından olmamakla beraber, imana ve amele istikamet verme, başkalarına kapılmama, yanlışları desteklememe noktasından da önem arz etmesi manidardır. Buradaki makamlara dikkat etmek gerekir.

Tarih özellikle yakın tarih, nice mehdilik makamına bir manada muhtemel insanların, müfsitlerin aldatıcı yüzlerine yanılarak desteklediklerine şahit olmuştur. Onlar beklide gizlice mehdilik beklentisi içerisinde iken farkında olmadan yılana sarıldılar. Kimisi de o müfsitleri beklenen zat bildiler, hata ettiler.

Bir başka husus daha var bu konular paralelinde. O da her cemaat mensubu bağlı bulunduğu mürşidine muhabbeti gereği haddi aşma ihtimali var. Hakiki değil hayali mürşide bağlılık; onu layuhti dediğimiz hatasız ve ulaşılamaz makamında görmek doğru değildir. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri de, bu konuyla ilgili olarak bir lâhika mektubunda “hayali Ziyaeddin”i değil “hakikî Ziyaeddin”i sevmek gerektiğinin misalini vermiş, “Risale-i Nur’un talimatı dairesinde ve bizlere bahşettiği hizmet noktasında feyizli makamlara kanaat etmeliyiz. Haddinden fazla fevkalâde hüsnü zan ve müfritane âlî makam vermek yerine, fevkalâde sadakat ve sebat ve müfritane irtibat ve ihlâs lâzımdır. Onda terakki etmeliyiz”[1] demiştir.

Sıralanan makam karıştırmalar hayatın içerisinde muhtemel olanlardır. Bunların genelini; her dediğimizin doğru olması gerektiği ama her doğruyu her yerde ve her zamanda söylemenin doğru olmadığı ölçüsü ile tashih edebiliriz.

Hatalar insan için olmakla beraber bunları düzelterek doğruları uygulamak da elbette insan içindir. Su-i misal emsal olmaz. Ancak yapılan yanlışlıklar, yapılan karıştırmalar bize tecrübe vererek doğruya, istikamete ulaştırmalıdır.

Mehmet Çetin

14.12.2013.Çiftehavuzlar, Çiğli, İzmir


[1] Kastamonu Lâhikası, (51. mektub), s. 111.

Yorum yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir