İstanbul Sözleşmesi bir neticedir!

Mehmet ÇetinPosted by

Eğrisiyle Doğrusuyla

İstanbul Sözleşmesi 4

Musîbet işlenen cinayetin neticesidir. Öncesinden yapılan hataların bir sonucudur. Dolayısıyla İstanbul Sözleşmesi, geçmişteki hadiselerin bir neticesi olarak hakkında eleştiri yapılırken işin esasında bu neticenin zuhuru ise bir manada bizim yaptık ettiklerimizle de alâkalıdır.

Baskıcı dönemdeki tatbikat ile sınırı hatalı tesbit edilen hürriyet uygulamaları bünyeyi sarstı. Sultan Abdülhamid’in eleştirilen istibdadına tepki olarak gelen İttihad ve Terakki, hatalı icraat, cinayet ve istibdadı ile surda ciddi yaralar açtı. Yeni Devletin temeli atılırken yapılan inkılablar, bünyeye oturmadığı gibi istibdat ile yerleştirilmesi pek çok zulme sebeb oldu. Önceki toplumun kimyası üzerindeki plânlı müfsid icraatlar sonraki zamanların musîbetini hazırladı. Çok partili hayata geçiş öncesi ve sonrası dönemlerdeki iktidarlar, yapıya uygunluğuna bakmadan politik gayelerle kadın haklarını kullandı. Her ihtilâl, bünyeden bir şeyler kopararak yara açtı. Millî manevî değerlerin siyasal alanda kullanılır olması, öncekilere rahmet okuturcasına güya kadına hakların verilmesi, musîbetin şiddetini yükseltti. Ve sapı bizden balta ile girilen alanda, iyilik zannı görünümlü politik hesaplarla ana gövdede derin yaranın oluşumuna sebeb olurken biz de bu satırlarla yaşanılan musîbete ağıt yakar olduk. Evet, muhtevasındaki muhtemel olumlu tedbirlerine rağmen İstanbul Sözleşmesi acı bir neticedir. 

Toplumsal kırılmalara yol açıyor

Tam ismi “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi” olan söz konusu sözleşmenin öz noktası “şiddet” olgusu olduğundan bu konuya dair ayrıntılı düzenlemeler getirmiştir. Temel olarak “toplumsal cinsiyet eşitliği” prensibine dayanan İstanbul Sözleşmesi’nin toplumsal kırılmalara da yol açması unutulmamalıdır.

Şu yorum, bu kırılmanın ciddiyetini yansıtıyor:

“Karı koca arasında arabuluculuk sistemi yasaklanmakta; şikâyet bir kez yapıldıktan sonra bir daha geri alınamamaktadır. Aile mahremiyeti yıkılmakta, her şeye devletin müdahil olması istenmektedir. Ayrıca 6284 sayılı Yasa ve uygulama yönetmeliğinde ‘Tedbir kararı almak için şiddet uygulandığına dair, belge veya delil aranmaması’ maddesinin var olması sonucunda, bir hukuk cinayeti olarak, sorgusuz sualsiz bir şekilde erkek evinden uzaklaştırılmaktadır. Babanın evden uzaklaştırılması, geri besleme etkisi yaparak şiddeti daha da fazla tetiklemektedir.  Evden uzaklaştırılan bir babanın çocuklarını görmesinde çıkarılan zorluklar, şiddeti tetikleyen bir başka faktördür. Ekonomik durumu iyi olmayan bir babanın girdiği stres ve bunalım, şiddeti daha da körüklemektedir.[1]

İstanbul sözleşmesi ve bununla bağlantılı olarak çıkarılan 6284 sayılı kanun maddesi ile âdeta hiçbir erkeğin namusu şerefi hürriyeti garanti altında değil. Erkeklerin insani hakları, kadınların iki dudağı arasında. Bir kadın “şu erkek bana cinsel istismarda bulundu” dediği anda tecavüz ya da elle taciz bile olması gerekmiyor, erkeğin hayatı orada bitiyor.[2]

Mehmet Çetin

12.12.2019 Yeni Foça İzmir

 

[1] https://www.milatgazetesi.com/din-ve-aile/istanbul-sozlesmesi-bizim-toplum-kodlarina-uygun-degil/haber-225641?fbclid=IwAR3EFuolPfjiZhrv81kU6Ni3mT9URS98URzXfOJ9Y4d9on0DOyS2KgMTnm0

[2] https://www.dinihaber.com/genel/erkegin-serefi-kadinin-iki-dudagi-arasinda-h139933.html?fbclid=IwAR1IzJDjbnr2-GsnlrblGhGH1gJhY1wsR4Kk2pQpnDC8gSZGm9BsXsjC8es

One comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir