Yumurtalı sucuk
Sucuklu yumurta mı yoksa yumurtalı sucuk mu, tartışmasına girmek istemiyorum ama muhtemeldir ki tavada hangisi fazla ise o esas olmalı, eşit ise tercihe bağlı, isim koyma, biz bu çeşitlemeyi geçiyoruz.

Sizinle, Ankara, Hasanoğlan Öğretmen Okulu’ndan 1976 öncesi ki 1971 olma ihtimali kuvvetli ama hikâyelik bir hatıramı paylaşmak istiyorum şöyle ki:
Yemekhaneye daha varmadan kapuskanın kokusunu aldığımda doğruca yolu, okulun girişindeki bakkala çevirirdim.
Bakkal Rıfat Amca, talebe canlısı idi, oğlu ve kızı da. Gerçi talebeler onun işyerinin ana müşterisi olup, geçim kaynağı da olsa samimi idiler, aynı zamanda yardımseverlerdi de.
Ailemizin gönderdiği harçlıkların fazlasını ona teslim ederiz, o da bize defterinden bir hesap sahifesi açar, her alışverişimizde ya da para istediğimizde o hesaptan işlem görürdü. Biz orayı kasa, o da bizi gayr-ı resmi sermaye ortağı gibi görür, karşılıklı idare ederdik.
Hamdolsun babamın durumu iyi idi, esnaftı, varlıklıydı. Harçlığım bitmeye yakın zamanda “param bitti” diyemezdim de şu kadar kaldı derdim, onlarda anlar ve gönderirlerdi.
Babadan para istemek bir yaşa kadar idare ediyor da artık yetişkinlik sonrası dönemde hakikaten ağır geliyor. Kocaman adamsın, talebe değilsin kendi hayatını kendin kazanmalısın gibi, vicdandan gelen sorgulamalar, insanı çalışmaya ve gayrete sevk ediyor.

Sucuk kaldı mı, diye hanıma sorduğumda dolapta bir kangal olacaktı, dedi. Baktım duruyor, aldım, dilim dilim kestim, tavada kızarttım üzerine de yumurtayı kırdık.
Etine dolgun bir parça ekmek koparıp, önce yağına banıp tam ağzıma alacakken hatıralar depreşti.
Yemekhaneye yaklaşırken, kapuskanın kokusu önden gelir ve yolumu, bakkala çevirmeye sebep olurdu, demiştim ya!
Bakkal amcaya yumurtalı sucuk yapmasını söylerdik, o da küçücük tavada yapardı. Alüminyum tavanın iki sapı vardı, bu taraftakini bitirince öteki sapı tutar, çevirir, o taraftakini de bana bana yerdim.
Yerdim yemesine de elli küsur sene geçmesine rağmen hâlâ tadı damağımda. Geçen süre içerisinde hamdolsun defalarca yumurtalı sucuk yesem de o zamanın lezzetini yakalayamazdım.
Her hatıra, makamında değerlidir, yerinde ağırdır; makamında değil, yeri ve vakti olmadan anlatıldığında ise fayda yerine zarar, ferah yerine sıkıntı verir.
Sucuğun, tek başına da yenmesi güzeldir, ayrı bir lezzeti var ama yanı sıra meselâ yumurta ile beraber olduğunda hem yumurtanın hem de sucuğun lezzeti birleşip daha güzel ve daha lezzetli oluyor. Bu ikiliye bir de domates katılırsa üçlü bir lezzet bileşimi olur.
Dikkat ederseniz ekmek arası sucuğu hiç konuya karıştırmadım, ben birlik beraberliği anmak istiyorum ya!
Bir elin nesi, iki elin sesi var, noktasından bu lezzet birlikteliği, hayattaki birlik beraberlik için de geçerlidir. Anne ya da baba adayı, tek başına kaldıklarında değil de beraber olduklarında aile olup o yuvanın tadı olan evlâdlarla hayat daha lezzetli ve huzurlu oluyor. Cemaat ve cemiyet de öylesine. Zaten hayat, vahdet ve ittihadın neticesidir. Birlik ve beraberlikle hayat mümkün olmaktadır. Hayatı meydana getiren unsurlar ayrıldıklarında hayattan bahsedilemez.

Dedik ya yumurta da güzel, sucuk da ama ikisi beraber olduğunda daha da güzel oluyor, hatıralarda müstesna yerini alıyor.
Mehmet Çetin
02.03.2026 Karşıyaka İzmir

Muhterem;
Sen yine de bu hatıralarını derununda sakla da daha yüksek hakikatlerden bir demet yazmaya bak,
Vahdet / kesret konusuna bağlanacak çok daha beliğ misaller mümkün…
Mamafih yumurtayı ve sucuğu bir araya getirmek de günümüz iktisadi şartlarda ortalama bir aile içim bile bir hayli zor…
Hani derler ya “yediğin içtiğin sana kalsın, gördüklerini anlat” diye…
Muharrirlik sevdasına kapılanları da bu gibi irfani kaidelere riayeti pek münasip düşer…
Size bir eleştiri yönelten aslında size bir ikramda bulunmuştur, daha iyiyi bulma yolunda…
Allah a emanet olunuz….