Mehmet Abi, benim neyim olur?

1978 ilkbaharında “Anarşi ve Çareleri Sempozyumu” sonrası Mehmed Abi ile.
• Mehmed Abi benim bu dünya ve öbür dünyadaki kader arkadaşım, dini, imanı, dava arkadaşım.
• Ortak kader bizi gurbet elde yatılı okulda buluşturdu. Bilerek, arayarak değil amma bir yol ararken, bir çıkış peşindeyken…
• “Bulanlar arayanlardan çıkar.” gerçeğine uygun şekilde.
• Hasanoğlan’a gittiğim ilk zamanda şöyle bir tasavvur geçirdiğimi hatırlıyorum: “Onlardan olmayacağım, onlara pes etmeyeceğim!”
• Kimdi bunlar; bugün için net değil amma okulda bir din/dinsizlik, iman/imansızlık çelişki ve çatışmasını hissetmiş olmalıyım.
• Zaten 68 kuşağı başlamış ve bize de bulaşmıştı.
• Nisan 1972’de Kızıldere olayını şehirden köye gelirken bir amca, arkamdan bağırarak durdurmuş ve bana çatışma haberini okutmuştu; öfkeliydi.
Bir de rahmetli Menderes’in idamından sonra gece vakti köy meydanında fısıldaşarak konuşulan Sağır İsmet korkusu ve Menderes faciası, köyden getirdiğim üç siyasi tohumumdu.
- Çocuk aklımla Sağır İsmet’i bana bir öcü, karanlık bir canavar gibi algılamıştım.
• 73’te ise Denizlerin asılması ve hemşerim Kaypakkaya’nın ölümü, benliğimde çakan alevli kıvılcımlar ve hiç ummadığım şeylerdi!
• İlk sene ana binadaki bodrumun sol alt sınıfında Osman Abi’yi net hatırlıyorum.
• Hemşerileriyle ilgileniyordu; kültürlü, karizma ve selim bir abiydi.
• Ben de kulak misafiri oluyordum ve müsbet intiba uyandırıyordu.
• Bir de onu öğretmen lokali ardındaki basket sahası duvarında Y.Asya okurken net hatırlıyorum, yanında oturmuşum gibi.
• 1972 öğretim yılının ilk haftalarını ve merhum edebiyat öğretmenim Remzi Yakar’ı unutamıyorum.
Okulun ilk günlerinde, “komşu ve komşuluk” üzerine sırayla tahtada konuşma yaptırdı. Konuşmam üzerine:
• “Senin sözlü bundan sonra benden hep 10,” dedi. İnanılmaz bir şey!
• Sosyal’le birlikte Türkçe’ye de giriyordu. 1. dönem sonunda kaç kitap okuduğumuzu sordu; 52 kitapla dönem birincisi ilan etti!
• Hep dua ederim fark ettiği için.
Orta 3 başında Küçük Sözler esrarlı ve acip gelmişti ve okumuştum.
Lise 1’de merhum R. Yakar, kompozisyonumu okuyunca:
• “Sen ileride yazar olacaksın, bana da imzalı kitap gönderirsin,” demişti.
Meğer Hasanoğlan Öğretmen Okulu’ndaki en etkili hocammış…
• 73/74’te O. Abi’nin okulda şöhret olduğu ve beton sahada tüm İstiklal Marşı’nı ezberden okuyup okulu salladığı hâlâ gözümün önünde. Bir de Hasanoğlan Öğretmen Okulu’ndan 73/1974’te okul birincisi olarak mezun olmasını.
Esmer, tombiş, dinamik, bilyaya benzer bir abi; arkadaşları da kendi gibi ahir zaman genç kahramanları:
Allah afiyetlerini artırsın, Sefer Abi, Bayram Abi ve merhum Tuncer Subaşı…
• Bayram Abi, merhum M. N. Polat makale yarışmasında 1. olduğunda okulu salladı. Onu ana bina üst kat merdiveninden aşağı inerken net hatırlıyorum. Çok yakışıklı ve özgüvenli biriydi.
• Sefer Abi ise cesur ve heyecanlı.
• Merhum Tuncer Abi Türkiye güreş birinciliği olan, sporcu vücutlu ve insana kıvanç veren yakışıklı bir abimizdi.
O günlerde güç ve cesaret gösterişi de çok rağbette ve elzemdi.
• 1974/75’te Mehmed Abi hayatıma girdi; yukarıdaki abiler mezun olmuştu.
• O yıl geleneksel kız-erkek kardeşliği bize de uygulanmıştı; artık ergen olmuştuk.
– Kardeş kardeş eşleştirilen kızlarla arkadaşlık yapacaktık.
– M. Abi Küçük Sözleri verdi; bir de küçük R. Nur sözlüğü vardı.
– 3-D sınıfına 10-12’den fazla gazete giriyor; ben yetersiz harçlığımla hem Y. Asya hem B. Anadolu alıyordum.
• 74/75 Nurcu/Ülkücü kitap okuma yoğunluğuyla geçti amma tarafım netti: R. Nur, M. Abi’den yana.
Öbür taraf, bilgi-kültür adına okuduğum ve M. Bilgin’in hatırını reddedemediğim bir durumdu.
• 1975/76’da okul örgüt kol seçimi oldu; sanki hükümet kampanyası gibiydi.
15 yaşında kol başkanı yapıldıktan sonra haberim oldu. Bu iş, okul örgüt başkanı seçilen hemşerim Ahmed Bilgin’in oldu bittiyle; başarılı bir siyasi manevraydı, karşı çıkamazdım; hem abi hem hemşerimdi.
O yıl 2. kat sol ilk sınıfa yanınıza sıkça geliyordum, A. Bilgin de ilgileniyordu.
• O yıl 15 tatilinde; ülkücü otobüsünde A. Abi’nin ısrarını kıramadığımdan ücretsiz bindim, en arkaya oturmuştum. Fark edince; Ahmed Abi, en öndeki iki ablanın arasına oturttu beni — masumluk/ayartı arası bir imtihan!
• 74/76 arasında hafta sonu; banliyö treniyle gidip geldiğimiz Ali Abi’nin kaldığı Bahçeli dershanesi unutulmaz.
Nur talebelik filizim orada ve yakındaki Park, Köşk, Hacıbayram dershanelerinde atıldı.
Merhum B. Yüksel Abi ile de bu günlerde Emek derslerinden birinde tanışmıştım; Kore hatıraları müthiş bir kahramanlıktı.
Köşk dershanesinde bir gece dersinden sonraki kalabalık sohbet anında nurlara gark olduğumuzu şimdiki gibi hissediyorum.
– Ankara Garı’ndan kuşluk vakti inip; raylardan ve MKE köprüsünden geçip Bahçeli’ye kol kola gitmek ne heyecan ve huzur vericiydi.
– 1976 dönem sonunda; M. Abi’yle müzakere sonucu, örgüt (okul yönetim kurulu) toplantısına gidip kararlı biçimde “artık ayrılıyorum!” dediğimi unutamıyorum. Zor bir işi başarmıştım.
Bu karar, yönetici filizimi kökten kuruttu ve bir daha yeşillenmedi.
• 74/75’te Kıbrıs şiirleri yarışmasında kardeşim Adem ve ben okulda 2. ve 3. olduk; onunkini de ben yazmıştım.
• Mehmed Abi son derece titiz, tertipli, karayağız delikanlı bir abiydi; etrafında çeşitli sınıflardan seçkin bir tayfası vardı.
– Yol boyu turlarken hizmet konuşur ve havuzlu parkta kozalak oynardık. Arkadaşlık asabiyesini bu kozalak oyunlarında yaşamışım. Okulda ilk cuma namazını Hasanoğlan köy camisinde beraber kılmıştım.
Dolabı da titiz ve düzenliydi; dolabından fındık, üzüm ikram ettiğini hatırlıyorum.
• Kışları kütüphane tuvaletinde abdest alıp, bodrumda öğlen ve ikindiyi cemaatle kılıyorduk; imam merhum Kadir Abi ve/veya merhum Adil Abilerdi.
• Bu bodrumda Bilgin ve bir iki arkadaşı da namaza geliyordu ve yıl sonuna doğru bazı namazlı arkadaşların bizden kopup namazı terk ettiğini hatırlıyorum.
• O yıl arkadaş sohbetleri ve duyumlarda; Nurcuların duayı bile değiştirdikleri söylentisi dolaşıyordu. Ellerimizi ters çevirmemizi ve duadan sonra aceleyle elimi yüzüme sürmemi dile dolamışlar.
• Merhum bahçıvan Niyazi Amca’nın yardımıyla serada cemaatle namaz kılışımızı, özellikle sinema-açık hava tiyatrosu yolundan sağa sapınca; çamlar ve çalılarla 355 derece çevrili, kurt yuvasını hatırlatan mescidimizi Allah bizlere cennette de ihsan eder inşallah.
Birkaç sabah ve yatsı namazı da kılmıştık; ya Allah, bismillah, huuu!
• Bir de Şato binası arka kısmında; ayazlarda naylon çorapla, karton üstünde cemaatle namazlarımız, sanki ihlas ve yiğitlik heykelleriydi!
• Sevgili kartonlar ve Y. Asya sayfası seccadelerimiz, yakın yıllara kadar da eşlik etti hepimize.
• Biri ilkbahar günü laboratuvar binasına girerken yan yana düştük M. Abi ile.
– Dedi ki: “Bugün ne gün biliyor musun?”
– “Bilmiyorum,” dedim.
– “Bugün 23 Mart, 1960 Üstad’ın ölüm yıldönümü,” demişti.
Dikkat ve eğitimci yönünden çok etkilenmiştim o an.
• 1974’te Fransızca’dan ikmale kalmıştım; takviye için Gazi dershanesine yönlendirildim.
Gazi Eğitim Fransızca bölümünde okuyan abiler, Gazi Dershanesi’nde kalıyordu ve M. Abi de oradaydı.
Bir gün gece yarısına kadar “Kader ve ilim maluma tâbidir” ve “ezel” konusunu — Allah ezeldir, geçmiş, hazır ve geleceği zaman ve mekânsız bilir ve görür — meselesini tüm dershanece müzakere etmiştik.
Fransızca ikmali, Fransızca öğretmenliğinde okuyan abiler sayesinde geçtik; cümlesinden Rabbim razı olsun.
– 1975 ilkbaharda merhum M. N. Polat hikâye yarışmasında ilk 5’e girmiş ve resmimde yayınlanmıştı.
O yıl doğru bir tercihle ilk 5 sıralaması yapılmış, 1-2-3 yoktu.
Hikâyenin başlığı “Şanlı Kurtini Mescidimiz”i anlatıyordu: Çamlaraltı Mescidi.
– 1974 ilkbaharda; Elmadağ trenyolu yanı bir kaya dibinde, Ankara’dan gelen Ali Abilerle ders yapmışsınız, ben yoktum. R. Nur’u okumaya 74 sonbaharda başlamıştım.
• Bahçelievler Ali Abi dershanesi Hasanoğlanlıların ilk karargâhı gibiydi.
• Rahmetli Abdulmalik Atom, Zafer Abi, Y. Yaşar Cevizli, Habib Abiler kalıyordu.
• Bahçeli 15 numaraya hemşerim, şampiyon güreşçi B. Bektaş’ı bir kere götürdük, bir daha gitmedi ama namazı da bırakmadı.
• Ankara Garı’ndan yayan gidip geliyor; sabah treni zeytin-peynir-çaylı kahvaltımızı eritince çok acıkıyor ve uykumuz geliyordu.
• Sonra Allah afiyetini artırsın; Beşkazalı Abdurrahman Abi’nin merhum annesinin kara leziz zeytinleri imdadımıza yetişiyordu.
• O açlıkları ve zeytin-çay soframızın havasını cennette aynen yaşamak isterim.
• Merhum babanız Niyazi Amca’nın 15 numaraya teftişe gelişini de unutamıyorum.
• Bahçeli 15 numarada ders yaparken sokak satıcılarının ahenkli çağrışları kalmadı hiçbir yerde artık.
• 1976’da siz mezun olup Eskişehir Eğitim’e gittiniz.
– 75/76 1. MC iktidarında okullarda resmen mescit açılmaya başladı. Hasanoğlan’da kütüphane yolunda sağdaki ilk mekân mescit yapılmıştı. Eski matbaa olarak hatırlıyorum.
1977’de Ecevit iktidara gelince Türkiye gibi okulun da her şeyi değişti; solcular her yere despotik ve saldırgan oldular, ortam şiddet sarmalına girdi.
– Ülkücü idare ve önde gelen öğrenciler darmadağın edildi, okul “kızıllara” teslim edildi.
• Bu dönemde de ülkücülerin daveti üzere fikren destek olup; solcularla da özgüvenli ve saygılı tartışmalar yaparken adımız demagoga çıktı.
• İki grup arasında uzlaştırıcı olup çok kavgaları önledik amma, bir ucundan biz de bulaştık; bıçak taşımaya başladık M. Abi.
- Bir gün, kozalak oynadığımız parkın kıble karşısında, yol üstünde bulunan matbaadan dönüşen mescide bıçağı bıraktığımda, bir günde sınıf çöp kutusuna attığımda idare/jandarma arama yaptı; Allah’tan yakalanmadık.
• Savunma amaçlıydı, mecbur kalmıştım; çünkü solcu öğrenci önderleri, öğrenci lokalinde bana “Bu faşistlerle ilişkini kes, yoksa gerekeni yaparız!” deyince, tam tersi oldu ve hedef olduk.
– 77 yılı 1 Mayıs’ta okul boykot edilmiş, aşağıdan yukarı yol boyunca yürüyüşe Abdullah’la biz de gıcıklığına katılmıştık.
Sonunda Abdullah ve beni beton saha ardındaki yol üstünde bayıltıncaya kadar dövdüler; ayılınca etrafımda Abdullah dâhil kimse yoktu.
Kimseyi kimseye şikâyet etmedim!
• Daha birçok şiddet ve taciz olaylarına maruz kaldık, kıl payı mezun olabildik.
- Okula karakol kuruldu; imtihanlara jandarma gözetiminde, gergin bir ortamda yemekhanede giriyor ve kızlardan kötü söz ve hakaret işitiyorduk.
• 78 ilkbaharda olmalı; Ankara S. S. Tarcan Spor Sarayı’nda “Anarşi ve Çareleri” sempozyumunda yine görüştük; sen Eskişehir’den gelmiştin, hatta S. S. S. önünde fotoğrafımız var.
• Mezun olmadan Hacıbayram’da kitapçıları dolaştıktan sonra arkadaşlara kebap ısmarlamıştın; bir de tam yaz sıcağında N. Aktepe’yi Hacettepe Hastanesi’nde ziyaretten dönerken soğuk ayran ısmarlamıştın, unutamıyorum.
Sanırım o yıl abin merhum Ekrem kalp kapakçığı ameliyatı olurken vefat etmişti.
• Bir gün arkadaşlarla Benderesi yönünden Ulus’a çıkarken, dikkatimizi nisalardan çevirmek için çırpınışını hatırlıyorum; hatta “Remzi Yakar” adlı bir mağazayı gösterip konuyu derslere kaydırmıştın.
• Yine Gar’da “Temizlik imandandır.” yazısını bu amaçla kullanmıştın.
• Risale-i Nur’da yazılı “Nur dairesinde hususi üstad olabilir.” sözünün ilk ve en önemli numunesi oldun M. Abi, çok sağ ol…
• 1976 Farabi Sokak okuma programımızı daha önce yazmıştım.
O yaz külliyatı az eksiğiyle bitirdim amma yaşadığım vaka, hayatımı 50 yıllık bir musibet ve hastalık tüneline soktu.
Muhtemel ki; erken yaşta mezar ve hapis yolundan döndürüldüm, hayırlısı buymuş!
• İstanbul’dan Şuhut’a hususi ziyaretine geldim ve üç gün kalmıştım.
Bir akşam ders yaptırdın; samimi, yüksek bir takdirini unutamıyorum.
Ben de ders yapışımı beğenmiştim doğrusu.
• Seninle irtibatımız hemen hiç kesilmedi gibi; Ş. Koçhisar ve İzmir’de de ziyaretine geldim.
Bu ilk ziyaretim “Bir Dostla Buluşmak” adıyla Y. Asya’da yayınlanmıştı.
• Hasanoğlan’da Risale kaplama teknik ve kamuflajın bugün bile olağanüstü gözüküyor; Said Nursi adı “Abdullah bin Mirza”, Hizmet Rehberi ise İslam’a Hizmet Rehberi olarak yazılıp desenli kâğıt ve naylonla kaplanıyordu; tedbirrr…
• Kader Risalesi Mütalaası adlı çaplı eserin — şimdilik 612 sayfa — tetkikli, seçkin eserin seni araştırmacı yazar yapmaya yeter.
• İslam’da Kuyumculuk eserin de alanında birçok açıdan tek; ve R. Nur Külliyatı’nda Geçen Ayetler araştırma eserin de benim için özgün ve herkese çok yararlı bir araştırma.

…….
Sevgili Mehmed Çetin abim, 70 günden fazladır hastanedesin ve her gün iyileşmen için samimi dua ediyor; başta Tahmidiye, Yasin, Evrad-ı Kudsiye okuyor, sana ve bildiğim tüm iman-nur kahramanlarının ölen ve yaşayanlarına bağışlıyorum.
– Haa, unutmayayım derler ya;
Hz. Muhammed – Ebubekir, Mevlana – Şems, Bediüzzaman – Zübeyr ilişkisi nedir?
Benim açımdan bunların bir lem’asını sende yaşadım; bu aşk ve meveddet değil, şefkat ve merhamet rabıtası…
Hızla iyileşiyorsun inşallah; sağ salim çıkar ve yeni eserlere imza atarsın aziz, sıddık, kahraman Mehmed Abi…


Not: Bu güzel çalışması için Hasan Hüseyin Çeşitçioğlu kardeşime çok teşekkür ediyorum.
Yayınlanan link:







S. A. Hasan Hüseyin Çeşitçioğlu şiir gibi yazmış. Kalemine kalbine sağlık. Bir insanın dünyasına, ahiretine, yüreğine dokunmak, vefa, minnet, şükran… ne güzel ne büyük güzellikler bunlar. Her ikinizi de tebrik ediyorum. Cennette de beraber olursunuz İnşaallah.
Allah acil şifalar versin, hizmetlerimizi kabul ve daim eylesin inşallah