Maziye Cebrî, geleceğe İtizalî bakmak!

Avatar fotoğrafıYayınlayan:

Maziye Cebrî, geleceğe İtizalî bakmak!

Mevzuya, Risale-i Nur’dan iktibaslarla başlayalım:

“Cebir ve İtizalde Birer Dane-i Hakikat Bulunur

Ey talib-i hakikat! Maziye, hem musibet; müstakbel ve masiyet ayrı görür şeriat. Maziye, mesaibe nazar olur kadere.

Söz olur Cebrîye. Müstakbel ve maasi, nazar olur teklife. Söz olur İtizale. İtizal ile Cebir şurada barışırlar.

Şu batıl mezheplerde birer dane-i hakikat mevcut, münderiçtir; mahsus mahalli vardır. Batıl olan, tamimdir.”[1]

“Maziye, mesaibe kader nazarıyla ve müstakbele, maasiye teklif noktasında bakmak lâzımdır.[2] “Cebir ve İtizal, burada barışırlar. Çaresi bulunan şeyde acze, çaresi bulunmayan şeyde cez’a iltica etmemek elzemdir.”[3]

Bu ifadeleri şöyle nakledelim:

Ey hakikate talip! Şeriat, mazi ve musibet ile müstakbel ve isyankâr hareketleri ayrı değerlendirir. Maziye ve musibetlere kader açısından bakılabilir. Bu bakış açısıyla Cebrî gibi hareket edilebilir. Gelecek ve isyankâr hareketler konusunda da Mutezile gibi, sebeplere riayet ederek, tedbirli davranmak gerekir. Zira, ileride başa geleceklere karşı tedbir almayarak isyana düşmek, kadere yüklenemez. Geçmişteki bütün günah ve haramlar kaderin emri imiş gibi düşünmek de hatadır. Günahlar noktasında değil, musibetler noktasında teselli bulmak için, geçmişe Cebrî gibi bakılabilir, der. Diğer taraftan, gelecek, sanki bizim tasarrufumuzdaymış gibi, sebeplere sıkı sıkıya sarılarak hazırlanmak hususunda da Mutezile gibi davranmak, tavsiye edilir.  Yeter ki bu iki ölçü karıştırılmasın, genellenmesin. Ümitsizliğe düşmemek için yaşanan musibetleri kadere havale etmenin ruhsatını verirken, henüz yaşanmamış geleceğe karşı sanki bizim tasarrufumuzdaymış gibi sebeplere sarılarak hazırlıklı olmayı tenbih eder.

Bediüzzaman’ın bu tespiti çok orijinaldir. Bu anlayış tarzı, insanı manen rahatlatır. Zira, kaza olmuş, vuku bulmuş olaylarda zaten başka çeşit düşünmek, tartışmak, ‘şöyle olmasaydı böyle olmazdı’ gibi fikir beyan etmek doğru değildir, faydası da yoktur. Çünkü meydana gelmiştir, dönüşü yoktur. O hâlde; “Çaresi bulunan şeyde acze, çaresi bulunmayan şeyde ceza’a (sızlanmaya) iltica etmemek elzemdir.”[4]

Hayata, kaderci anlayışla bakmak, bütünüyle Cebrî nokta-i nazarından bakılırsa hata olur, Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği gibi bakmak isabetli olduğu gibi hayatın gerçekleriyle de örtüşür.

Bir bakış açısı düşününki başa gelen her şey, doğrudan kadere teslim edilerek, geleceğe hazırlık namına hiçbir gayrette bulunmuyor. Rüzgâra esir olmuş yaprak misali rotasız uçup gidiyor. Bu hayatın hikmet neresinde, istikamet neresinde?

Meselenin bir de “olmasaydı” kullanımı var. “Bu hastalık gelmeseydi, bunlar olmasaydı”, şeklindeki kullanım da hayat/kader denkleminde bir problem gibi durur.

İşte bu probleme Bediüzzaman Hazretlerinin getirdiği değerlendirme; ufuk açıcı olup, istikamet ve istikrar kaynağı olur.

Mehmet Çetin

15.08.2026 Bahçecik, Foça, İzmir

 

[1] Bediüzzaman Said Nursi, Eski Said Dönemi Eserleri, S. 481 (Lemaat)

[2] Bediüzzaman Said Nursi, Eski Said Dönemi Eserleri, S. 417 (Tulûat)

[3] Bediüzzaman Said Nursi, Eski Said Dönemi Eserleri, S. 438 (Hakikat Çekirdekleri 45)

[4] Mehmet Çetin, Kader Risalesi’nin Mütalâası, 2. Baskı, s. 52

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir