BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ’NİN KRONOLOJİSİNDE SON GELİŞMELER

Avatar photoPosted by

BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ’NİN KRONOLOJİSİNDE SON GELİŞMELER

30 Kasım Pazar, 2025

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
Üstad bsNursi ra : gerçekte; hangi yıl ay ve günde doğdu?

 

Bediüzzaman Hazretleri’nin dünyaya teşrifleriyle ilgili olarak iki tarihe ulaşmaktayız: Rûmî 1293, Hicri 1295. Bu durumda bu tarihlerin Mîlâdî takvime dönüştürülmesi gerekmektedir.

 

Fakat kaydedilen tarihler sadece yıl olarak belirtilmiş olup gün ve ay belirlemesi yapılmamış olması; Hicrî, Rûmî ve Mîlâdî yıllar arasındaki gün farklılıkları ve artık olan yıllar nedeniyle; Hicrî Takvime göre 1295 ve Rûmî Takvime göre 1293 olarak kayıtlı olan tarihleri, bugün kullandığımız Mîlâdî Takvime çevirmede yanlış sonuca ulaşmak kaçınılmaz olmuştur. Elimizde, Bediüzzaman Hazretleri’nin doğumunu; gün ve ay olarak gösteren bir bilgi olmadığına göre, belirtilen yıllardan hareketle doğru tarihi yakalamak durumundayız. Türk Tarih Kurumu’nun “Tarih Çevirme Kılavuzu”’na; 1293 Rûmî tarihini, ay ve gün yazmadan verdiğimizde Kılavuz bizi şu sonucu göstermektedir.


Yine “Tarih Çevirme Kılavuzu”’na; 1295 Hicrî tarihini, ay ve gün yazmadan verdiğimizde ise şu sonucu göstermekteyiz;

Bu sonuçlardan da görmekteyiz ki: 1293 Rûmî takvim; 1294 ile 1295 Hicrî takvime ve 1877 ile 1878 Mîlâdî takvime rastlamaktadır. 1295 Hicrî takvim ise; 1293 ile 1294 Rûmî takvime ve 1878 Mîlâdî takvime rastlamaktadır. 1293 Rûmî takvimin, Hicrî takvimdeki 1294-1295 yıllar ile Mîlâdî takvimdeki 1877 ile 1878 yıllar ve 1295 Hicrî takvimin de Rûmî takvimdeki 1293-1294 yıllar gibi, ikili yılları kapsaması bizi biraz daha ince araştırmaya sevk etmektedir.

Bu durumda, doğru tarih aralığını yakalayabilmek için; 1293 Rûmî ve 1295 Hicrî tarihlerin takvimdeki ilk ayının ilk günleriyle son ayın son günlerini karşılaştırmamız gerekecektir.

 

1293 Rûmî ile 1295 Hicrî tarihlerinin beraber uyum sağladıkları gün ve ayların aralığı, bize Bediüzzaman Hazretleri’nin dünyaya teşrif ettikleri gün, ay ve yıl aralığını verecektir. Tarih Çevirme Kılavuzuna baktığımızda: Rûmî takvime göre; 01.01.1293 ile 19.10.1293 arasındaki zaman dilimi, Mîlâdî 1877 tarihine karşılık gelmektedir. Yani Rûmî 1293’ün ilk on ayı; Mîlâdî1877 yılının içinde yer alıyor. Bu noktadan hareketle doğum tarihini 1877 olarak kabul etmek doğru gibi gelebilir ki, bunu bazı eserlerde de görmekteyiz. Ancak, Bediüzzaman Hazretleri’nin doğum tarihini gösteren diğer takvim olan Hicrî Takvime göre meseleyi ele aldığımızda; yukarıda zikrettiğimiz, Mîlâdî 1877 yılını karşılayan Rûmî on ay içinde, Hicrî 1295 yılını bulamıyoruz.

Hicrî 1295; tam da Rûmî 1293’ün içindeki, Mîlâdî 1877 tarihinin bitiminden beş gün sonra başlamaktadır. Yani; belgelerle sabit olan Rûmî 1293 yılının 10. ayından sonraki ay ve günler, Hicrî 1295 tarihlerinin ilk ay ve günlerle kesişmeye başlamaktadır. Hicrî 1295 ile Rûmî 1293 tarihleri örtüşmesi şu 67 günlük zaman dilimini içine almaktadır: Hicri takvime göre; 01 Muharrem 1295 ile 08 Rebîü’l Evvel 1295 tarihleri arası, Rumi takvime göre; 24 Kânûn-u Evvel 1293 ile 28 Şubat 1293 tarihleri arası SeNeNiN; ilk gün ve aylarından itibaren yapılan araştırmaya göre: Hicrî 1295 ile Rûmî 1293 tarihlerinin örtüştükleri tarihler;

Senenin gün ve aylarını sonlara doğru götürdüğümüzde yapılan araştırmaya göre; Hicrî 1295 ile Rûmî 1293 tarihlerinin örtüştükleri tarihler;

Üç takvime göre de günleri bir ileri veya bir geri aldığımızda; Hicrî 1295 ile Rûmî 1293 tarihlerinin örtüşmemeleri gösteriyor ki; her iki takvime göre verilen tarihler de Mîlâdî olarak 1878 yılını göstermektedir.

 

Bir başka ifadeyle; Hicrî 1295 yılının başladığı 01 Muharrem (Rûmî 24 Kânûn-u Evvel 1293) ile Rûmî 1293 yılının bittiği 28 Şubat (Hicrî 08 Rebîu’l Evvel 1295) tarihlerinin kesiştiği Mîlâdî dönem; 05 Ocak 1878 ile 12 Mart 1878 arasındadır.

Bu durumda Bediüzzaman Hazretleri’nin doğum yili, her halükârda 1878 senesidir; ve 05 Ocak 1878 (Cumartesi) ile 12 Mart 1878 (Salı) tarihleri ARASINDAKİ bir günde dünyaya teşrif etmişlerdir.

Kaynak: Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin gün, ay ve yıl olarak doğum tarihi – Salahattin ALTUNDAĞ/ RisaleHaber

*
BSaidNursi Bitlis’ te Hangi Yıllarda Yaşadı?

Vali Ömer Sabri Paşa ; 1895den 1897 sonuna kadar Bitlis valisi olmuş, 1899 da Bitlis’te vafat etmiştir. (bknz: Abdulhamid’ in Valileri, 1895- 1908. Abdulhamit Kırmızı. Tablo 9, sayfa 89).

*
“… ben YİRMİ yaşlarımda iken, Bitlis’te merhum Vali Ömer (Sabri) Paşa’nın hanesinde İKİ SENE; onun ısrarı ve ilme ziyade hürmetiyle kaldım…”
Emirdağ Lahikası 1.

 

“Tarih-i hayatımı bilenlere malumdur. Elli beş sene evvel ben, YİRMİ YAŞLARINDA iken, Bitlis te merhum vali Ömer Paşa hanesinde İKİ SENE onun ısrarıyla ve ilme ziyade hürmetiyle kaldım…” Tarihçe-i Hayat

 

Şimdi; hem Üstadın; a-Bitlis’e 1896 yılında gelişini, hem de ‘20 li yaşlarında’ Bitlis’ te yaşadığını , hem de ‘1898 de Van’ da olduğunu’ hem de ‘ilkin; İşkodralı Tahir Paşa’ nın valiliğinde Van’a gittğini’ denk getirmeye çalışalım:

Üstad ; “Bitlis’ te vali Ömerpaşa hanesinde 20 yaşlarımda 2 sene kaldım” demektedir.

Ama hangi tarihler arasında?

Van Valisi Tahir Paşa ise; miladi 3 Mart 1898 Van’ a vali atanmıştır. Üstad; genelde bir yerden bir yere ilkbahar başlarında seyahat/ hareket etmiştir. Üstad ‘2 SENE Bitlis’ te iken” dediğine ve ‘20 li yaşı ‘ Bitlis’ te yaşadığına göre; Mardin’ den Bitlis’e en geç 1896 başlarında gelmiş olmalı, hem de muhtemelen en az 1898 Ocak- Mart arasında ‘20 yaşlarında’ Bitlis’te yaşamalı, hem de 3 Mart 1898 da vali olan Tahirpaşa’dan önce Van’ da olmaması gerekir. Çünkü Tahir Paşa’ dan önce; 1897 yılında MŞemseddin Paşa; Van Valiliğine tayin edildi ve 1897 de Valilikten istifa etti. bknz; (Osmanlı Van Valileri/ Vikipedi.) Ayrıca SaidNursi’ nin ; Vali MŞemseddin Paşa zamanında (1897de) Van’ da olduğu hiçbir kaynakta bulunmaz, kendi de bahsetmez.

 

Şu halde üstad miladi tarihe göre; “20 li yaşlarında/ yirmi yaşını bitirmiş olarak” Bitlis’ te olamaz amma o yıllarda Miladı takvim olmadığından ; ulema ve halkın kullandığı Hicri takvime göre; rahatlıkla 20 li yaşlarında Bitlis’ te yaşamış olmalı. Üstad Nursi; 5 Ocak ila 12 Mart 1878 de doğduğuna göre; Van’ a gidişini de genel ortalama olarak; Mart 1898 kabul edersek Hicri takvime göre; ‘20 li yaşlarda” olur. Mardin’ den Bitlis’e gelişi;( kuvvetle muhtemel ) ilkbahar 1896da, Van’ a gidişi ise Mart 1898 de olsa ; Ocak-Şubat ; 2 ay eksiğiyle üstadın dediği gibi ; Bitlis’ te ‘tam 2 sene kalmış’ olur, Çünkü Hicri ve Miladi takvim arasında her yıl; 10 gün 6 saat fark vardır ; Hicri yıl 10 gün 6 saat daha erken gelir. 1878/ 1896 arasında Hicri/miladi farkı; ortalam 30 gün üzerinden 24 ay: 180+ 5 gün= 185 gün, yani 6 ay 5 gün Hicri takvim açısından; bir fazlalık vardır Bu hesapla üstad; çok kuvvetle muhtemel Hicri takvime göre “ yirmili yaşlarda” Bitlis’ te yaşamıştır!

* Bediüzzaman’ ın Pasinler/ Köprüköy Savaşları ve Esaret Süreci  Ne Zaman Gerçekleşmiştir?

  1. Dünya Savaşı’ nda Köprüköy ve Azap Zaferleri

Osmanlı Birinci Dünya Savaşına girmeden önce 2 Ağustos 1914 tarihinde ittifak antlaşmasını imzalamış, bir gün sonra seferberlik ilan etmiştir. 4 Ağustos 1914 tarihinde Başkomutanlıktan verilen bir emirle, Doğu Anadolu’da Ruslara karşı III. Ordu müfettişliği Ordu Komutanlığı haline dönüştürüldü. 9, 10 ve 11. Kolordular ile İran sınırındaki Revanduz’da bulunan iki gönüllü kolordu ve Van’da bulunan bir jandarma tümeninden oluşan 3. Ordunun merkezi önce Erzincan, sonra Erzurum olmuş, komutanlığına Hasan İzzet Paşa, kurmay başkanlığına ise Alman Yarbay Felix Guse tayin edilmiştir.

 

Osmanlı 29 Ekim 1914 tarihinde Karadeniz’deki baskına kadar savaşa girmeyerek tarafsızlığını korumuştur.

 

Almanlardan alınan Goeben 11 Ağustos tarihinde boğazlardan girmiş, 27 Ekim tarihinde Karadeniz’e açılmıştır.

 

Savaş gemisi 29 Ekim’de Sivastopol, Novorosisk ve 30 Ekim’de Odesa limanlarını bombalamış böylece Osmanlı Devleti savaşa girmiştir.

Bu olaydan sonra Ruslar 1 Kasım 1914 tarihinde Narman ve Kaleboğazı istikametlerinden sınırı geçerek Erzurum’a doğru harekâta başladı. Bu durum Rus Orduları Başkomutanlığı tarafından Router haber ajansı vasıtasıyla yapılan resmi açıklamada: “Birliklerimiz Türk sınırını geçti ve Türk ileri karakollarının gerilerine kadar uzandı. Bu harekât ve çatışmalar sonucunda Azap’a kadar olan bölge işgal edildi.” şeklinde duyuruldu ve büyük bir başarı olarak gösterildi.

 

Bu bölgelerin ele geçirilmesi Rusların kısa zamanda gösterdiği ilerlemeyi gösteriyordu. Artık Soğanlı Dağları ile birlikte bölgedeki Erzurum istikametine giden geçitlere Rusların hâkim olmaya başladıkları söylenebilirdi. Diğer taraftan zaten hazır bekleyen Ermeni çeteleri de Diyadin istikametinde ilerlediler. Aslında Rusların başlangıçta zayıf sınır birliklerini geri atarak ilerlemeleri onların gerçek gücünü göstermiyordu ve yanıltıcıydı.

 

Köprüköy Türk Ordusu tarafından son anda tahkim edilmişti. 

Köprüköy muharebeleri 6 Kasım 1914 tarihinde başladı. Başlangıçta Ruslar ilerlediler ancak ertesi gün kuvvetli bir Türk Birliği kaybedilen yerleri geri almak için taarruza başladı. Bu harekâtı duyuran The Times gazetesinin “Türk Ermenistan’ından gelen haberlere göre Ruslar Erzurum’un 33 mil doğusunda önemli bir mevziiyi ele geçirdiler.” haberi bölgede ne görmek istediklerinin ortaya konması açısından oldukça ilginçti. Zaten, bundan sonra bu gazete Ruslar başarısız oldukça onlar hakkında tek bir kelime yazmayacaktır. 16 Kasımdaki Azap Muharebesinde Rus yenilgisi sonrasında da aynı gazete, “Ermenistan’da sert çatışmalar: Köprüköy ve Azap’ta Türklerle Ruslar arasında korkunç çatışmalar oldu. Türkler Ruslardan sadece birkaç top aldı.” gibi olayı çarpıtan ve basite indirgeyen taraflı ifadeler kullanıyordu. Gerçekten de Ruslar bu muharebelerden sonra bir gerileme içine girmişlerdi.

 

Osmanlı sınır birliklerinin fazla direniş göstermemesinden cesaret alarak hızla ilerleyen Rus ordusu 3. Ordu birliklerince Köprüköy’de  başarılı bir savunma ile durdurulacak ve geri püskürtülecektir. 9 Kasım 1914 tarihli Genel Karargâh bildirisinde, “Türk Ordusunun Köprüköy bölgesinde kaybettiği mevzileri geri almak için taarruza geçtiği ve Rus ordusunun geri püskürtüldüğü” duyuruluyordu. Bu habere göre Kafkas Cephesindeki muharebelerde Ruslar mağlup edilmiş, Türk süvarileri Kağızman üzerinden Ruslara taarruz ederken Rus ordu merkezine taarruz eden birlikler onları yenilgiye uğratarak eski mevzileri tekrar ele geçirmişlerdir. Bu döneme ilişkin verilen diğer haberlerde ise; Rusların sınırı geçtikten ancak dört gün sonra kolbaşı ile Köprüköy’e gelebildikleri ancak burada AŞİRET SÜVARİ birliklerimizin taarruzları sonucu durduruldukları, süvarilerin “baba muharebesi” ile ilerleyişe mani oldukları, 29 Teşrin-i Evvel (11 Kasım 1914) günü kanlı muharebelerden sonra Köprüköy’ün süngü muharebeleriyle zapt edildiğini, bütün Rus kolordusunun firar eylediğini ve Türk kıtalarının düşmanı takibe başladığını bildiriyordu.

İkdam gazetesi: “Erzurum’da Rus Esirleri” başlığıyla çıkan haber de ise “Köprüköy Muharebeleri” sonrası Ruslardan çok miktarda makineli tüfek, erzak ve esirin ele geçirilerek Erzurum’a getirildiği ve Erzurumluların büyük gruplar halinde toplanarak kahraman askerleri dualarla karşıladıkları ve bu manzaranın ordunun moralini yükselttiğinden bahsediyordu.

Ahmet Cevdet Bey; bu muharebe sonrası yayınladığı makalesinde; stratejik bir mevkide bulunan Köprüköy muharebelerinin Türklerin lehine sonuçlanmasıyla üstünlüğün Türklere geçtiğini söylüyordu. Bu başarıda, esir Rus askerlerinin de takdir ettiği şekilde, Türk topçu birlikleri de önemli rol oynamışlardır.

 

Rusların Köprüköy ve Azap muharebelerinde yenilgiye uğratılması, Balkan Savaşlarındaki facialardan sonra Türk Ordusunun sevk ve idare yönünden geldiği önemli aşamaları açıkça ortaya koyuyordu. İstanbul’daki Alman askeri ataşesine göre büyük bir başarı ve zafer olarak nitelendiren bu harekâtta Ruslar büyük kayıplar vermişlerdir.

 

Hatta Köprüköy ve Azap Muharebelerinden sonra Türk birlikleri Ağrı Tutak’da Ruslara karşı taarruz ederek, Rusları Tutak’tan geri çekilmeye de mecbur etmişlerdi. Köprüköy zaferi her açıdan Türklere büyük bir moral vermiş ve Enver Paşa 3. Ordunun taarruz edebilecek güce sahip olduğu kanaatini edinmiştir.”

 

bknz: Köprüköy Muharebeleri; https://www.google.com/url?sa=t&source=web&rct=j&opi=89978449&url=https://dergipark.org.tr/tr/pub/etusbed/issue/40179/477960&v).

Kaynak; Alpar, G. (2018). BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDA KÖPRÜKÖY VE AZAP ZAFERLERİ. Erzurum Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 3(6), 97-119.

Erzurum- Pasinler: 39 km, Pasinler- Köprüköy: 18 km. Kaynak: Mücahit Albay Hoca – Hüseyin Çeşitcioğlu

“Birinci harbin patlamasıyla talebelerimi başıma toplayarak gönüllü alay kumandanı olarak harbe iştirak ettim. Kafkas cephesinde…” Şualar “Eski Harb-i umûmîde Pasinler (Hasankale) Cephesi’nde; şehid merhum Molla Habib’le beraber Rusya’ya hücum niyetiyle gidiyorduk.” Emirdağ Lahikası

İŞARATÜL İ’CAZ: Hangi ve şartlarda ve kim tarafından yazıldı?

 

“Fakat, Birinci Harb-i Umûmi’nin patlamasıyla, Erzurum’un Pasinler’in dağ ve derelerine düştük. O kıyametlerde o dağ ve tepelerde fırsat buldukça kalbime gelenleri, birbirine uymayan ibarelerle o dehşetli ve muhtelif hallerde yazıyordum. O zamanlarda o gibi yerlerde, müracaat edilecek tefsirlerin kitapların bulunması mümkün olmadığından, yazdıklarım yalnız sünûhat-ı kalbiyemden ibaret kaldı. Şu sünûhatım, eğer tefsirlere muvafık ise, nûrun alâ nur; şayet muhalif cihetleri varsa benim kusurlarıma atfedilebilir. Evet, tashihe muhtaç yerleri vardır fakat hatt-ı harbde, büyük bir ihlâs ile şehitler arasında, yazılıp giydirilen o yırtık ibarelerin tebdiline—şehitlerin kan ve elbiselerinin tebdiline cevaz verilmediği gibi—cevaz veremedim ve kalbim razı olmadı; şimdi de razı değildir. Çünkü hakîkat-i ihlâs ile baktım tashih yerini bulamadım. Demek sünûhat-i Kur’âniye olduğundan, i’caz-ı Kur’âniye onu yanlışlardan himaye etmiş. İşârâtü’l-İ’câz tefsiri, eski Harb-i Umuminin birinci senesinde [ 1914- Kasım Aralık ayında] cephe-i harpte, me’hazsız ve kitap mevcut olmadığı halde telif edilmiştir. Harp zamanının zaruretinden başka, dört sebebe binaen gayet muhtasar ve icazlı bir tarzda yazılmış…” “O muharebede yirmi kadar talebesi ve İşârâtü’l-İ’câz tefsirinin kâtibi olan yeğeni merhum Molla Habib, Vestan (Gevaş) savunması da şehit düşer.” Tarihçe- Hayat

**
Rus başkomutanı; Grandük Nikola Nikolayeviç (Rusça: Великий князь Никола́й Никола́евич (Мла́дший)) (d. 18 Kasım 1856 – ö. 5 Ocak 1929) , I. Dünya Savaşı’nda bir Rus general. Savaşın ilk yılında ana cephede Rus ordularının başkomutanlığını yaptı, sonra Kafkasya’da başarılı bir başkomutanlık görevi yürüttü. 1915-1917 yılları arasında Rusya’nın Kafkasya Valisi olarak görev yaptı ve Tiflis’te yaşadı. I. Nikolay’ın torunudur.

**
1. Dünya Savaşı’ nda Kafkasya/ Osmanlı Cephesi

Yerel Kürt Milisler

Osmanlı İmparatorluğu

 

Enver Paşa: Osmanlı/ Türk başkomutanı

 

https://www.google.com/url?q=https://tr.wikipedia.org/wiki/Enver_Pa%25C5%259Fa&sa=U&ved=2ahUKEwig16ni94-RAxWIVfEDHbhnBagQFnoECAgQAg&usg=AOvVaw2trweOpOlLx6j-Q_WjDx7M

Cevdet Bey:Kafkas Cephesinde Van Temsilcisi.

“Bediüzzaman, Kafkas Cephesinde, Enver Paşa ve fırka kumandanının hayranlıkla takdir ettikleri hizmet-i cihadiyeyi yaptıktan sonra Rus kuvvetlerinin ilerlemesinden dolayı Van’a çekildi. Van’ın tahliyesi ve Rusların hücumu sırasında, bir kısım müdafaaya karar verdikleri halde, geri çekilen Van Valisi Cevdet Beyin ısrarıyla Vastan (Gevaş) kasabasına çekildi.” Tarihçe-i Hayat

 

Cevdet Beyden 1916 Haziran sayısında Harb mecmuâsı da sitayişle bahsetmektedir. (merhum M.Öztürkçü/ Yeniasya)

Tahir Cevdet Belbez, (d. 1878, İşkodra – ö. 15 Ocak 1955,İstanbul), Arnavut asıllı Osmanlı valisi (1914-1917). 1898 ile 1906 yılları arasında Van valiliği yapan İşkodralı Tahir Paşa’nın oğludur. Birçok yerde kaymakamlık ve mutasarraflık yaptıktan sonra 1 Kasım 1914’te Van Valisi olmuştur. Aynı yıl Enver Paşa’nın kızkardeşi ile evlenmiştir. 1917’de görevinden istifa etmiş sonra Adana ve Ankara valilikleri yapmıştır. Mondros Mütarekesi sonrası İzmir’e yerleşmiş, İngilizler tarafından tutuklanarak Malta’ya sürülmüş ve Malta’dan kaçmıştır. Son döneminde ticaret ile uğraşmıştır ve 1955’te İstanbul’da ölmüştür.

B.SaidNursi; hangi tarihte esir oldu, ne kadar savaştı, ne kadar esir kaldı?

“Bitlis, ilk olarak 2-3 Mart’ta 1916 yilında, Rusya İmparatorluk Kara Kuvvetlerinin 2. Kafkas Kolordusu tarafından düşürüldü.” Bitlis Muharebesi/ Vikipedi.

Üstad Nursi; Bitlis’ in işgal edildiği gece talebeleriyle cansiperane çarpışmış ve gece karanlığında Bitlis’ ten çıkmak zorunda kalınca, geçeceği köprü Rus- Ermeni askerlerince tutulduğu için, Bitlis Çayı’ na atlayıp görünmeden gitmek isterken ayağı kırıldı ve 3 Mart Cuma günü Ruslara haber ulaştırıp esir alındılar. Yeğeni merhum Ubeyd Bitlis’ in ortasında şehid oldu, Çoranavisli Ali Çavuş (Aras) ve diğer mücahid talebeleri de teslim oldu. 3 Mart Cuma 1916.

 

Milisalbay SaidNursi ve talebelerinin ; en geç 6 Kasım 1914 te Pasinler/ Köprüköy Muharebelerinde bulunduklarını kabul edersek; 3 Mart 1916 Cuma gününe dek tastamam; 16 ay Pasinler- Van- Gevaş – Muş ve Bitlis’ te savaşmış demektir.

Dünya Savaşı Kafkasya Cephesi: Pasinler/ Köprüköy Savaşları Milisalbayı bsNursi ra.

SAİD NURSİ: ANKARA’ DAN VAN’A Değil, İSTANBUL’A TRENLE GİTMİŞTİR! 

 

 

Said Nursi: 17 Nisan 1923 Salı günü (1 Ramazan) tren biletiyle Gebze üzerinden İstanbul Haydarpaşa Garı’ na ulaşmıştır!

“Bundan yirmi beş sene evvel İstanbul boğazındaki Yuşa Tepesinde dünyanın terkine karar verdiğim bir zamanda bir kısım mühim dostlarım, beni dünyaya eski vaziyetime döndürmek için yanıma geldiler. Dedim yarına kadar beni bırakınız, istihare edeyim…” (Sözler)

“Bir zaman ihtiyarlığımın mebdeinde bir inziva arzusu ile İstanbul’un Yuşa Tepesi’nde yalnızlıkla ruhum bir istirahat aradı. Birgün o yüksek tepede daire-i ufka etrafa baktım.Gayet hazin ve rikkatli bir levha-i zeval ve firakı ihtiyarlığın ihtarı ile gördüm.Şecere-i ömrümün kırk beşinci senesi [1923-1878=45] olan kırk beşinci dalındaki, yüksek makamından ta hayatımın aşağı tabakalarına göz gezdirdim. Gördüm ki o aşağıda her dalında her bir senenin zarfında sevdiklerimden ve alakadarlarımdan ve tanıştıklarımdan hadsiz cenazeler var…” (Lem’alar)

“Büsbütün âhiret ehli “Yeni Saîd” olarak dünyâdan elimi çektim. Tam bir inzivâ ile bir zaman İstanbul’un Yûşâ Tepesi’ne çekildim.[ 1923- 1924] Dahâ sonra doğduğum yer olan Bitlis ve Van tarafına giderek mağaralara (Erek Dağı/ Zernabad Vadisi) kapandım. Rûhî ve vicdânî hazzımla başbaşa kaldım. اَعُوذُبِللّٰهِ مِنَ الشَّيطَانِ وَالسِّياَسَةِ ya‘ni “Şeytandan ve siyâsetten Allâh’a sığınırım” düstûruyla kendi rûhî âlemime daldım. Ve Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın tetkik ve mütâlaasıyla vakit geçirerek “Yeni Sa‘îd” olarak yaşamaya başladım.” (Şualar, 426)

Kaynak: Said Nursi’nin İstanbul’a 4. Gelişi – Hüseyin ÇEŞİTCİOĞLU

İsrâ Suresi
44.⁠ ⁠Ayet
تُسَبِّحُ لَهُ السَّمٰوَاتُ السَّبْعُ وَالْاَرْضُ وَمَنْ فٖيهِنَّؕ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهٖ وَلٰكِنْ لَا تَفْقَهُونَ تَسْبٖيحَهُمْؕ اِنَّهُ كَانَ حَلٖيماً غَفُوراً
﴿٤٤﴾
Meal
Yedi gök, yer ve bunlarda bulunanlar O’nu tesbih eder; O’nu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların tesbihini anlayamazsınız. O halîmdir, bağışlayıcıdır.

Hüseyin Çeşitçioğlu

 

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir